Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bu kimlik krizinin semptomlarının en şiddetli hissedildiği bölge şüphesiz Suriye ve Mısır’dır. Mübarek’i düşürmek için ayaklanan halkın yanında ilk başlarda yeralmaktan çekinen, hatta sessiz kalan bu ödlek Cemaat (Sünnilerin cesaretlisi zincire bağlı), Mübarek’in devrilmesine birkaç gün kala halkı desteklediğini ancak cılız bir sesle ve duruşla bildirmiş ve devrimin gerçekleşmesinin ardından yapılan seçimlerde katılım çok az olduğu için hasbel kader iktidara gelmiştir.
Müslüman Kardeşler iktidarının Batı ile sıkı ilişkileri, İsrail ile yapılan uluslararası anlaşmalara sadık kalmaları, hükümeti diktatörlükle yönetmek istemeleri ve son olarak bölgede mezhep savaşlarına çanak tutmaları yüzünden kendi elleriyle kendi iplerini çekmiş, zaten hiçbir siyasi planları olmayan bu Cemaat beceriksizlikleri yüzünden iktidara veda etmişlerdir.
Sünni dünyasının kurtarıcı olarak yıllarca tutunduğu bu cemaatin iflası, Sünni dünyasının geçirdiği kimlik krizinin travmaya dönüştüğü tarihtir. Yenildiklerini, hatta ve hatta aslında hiç kazanmadıklarını, üstelik İran’ın kurduğu İslam Cumhuriyeti gibi Ehli Beyt mirasıyla kurulmuş olan medeniyetin karşısında bir hiç olduklarını anladıkları olan bu düşüş anı onları daha da hırçınlaştırmıştır. Yenilgiyi de asla kabullenmek istemeyen arsız çocuklar gibi davranarak, ya Türkiye gibi kendini intihara sürükleyecek dış politika izlemiş, ya Suriyeli muhalifler gibi ruhlarını şeytan Amerika’ya satmışlar, ya da Mısırlı İhvanlar gibi hezimeti kabul etmeyip biz nerde yanlış yaptık sorusunu hiçbir zaman ciddi olarak kendilerine sormamışlardır.
İktidardayken Amerika’nın çıkarlarını lejyon asker edasıyla canla başla koruyan Müslüman Kardeşler iktidarı, ordunun darbesiyle yıkılınca Amerika’nın kifayetsiz ve sessiz kalarak kendi kaderleriyle kendilerini yalnız bırakmasına o kadar çok sinirlenmişlerdir ki, bu kızgınlıklarını fazlaca komik söylemleriyle dışa vurmaya çalışmışlardır. Son günlerde Amerika’ya her seferinde çatarak adeta günah çıkartan Müslüman Kardeşler Cemaati, her nedense bunu iktidardayken becerememiş, belki de ihtiyaç bile duymamışlardır.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medya aracılığıyla 11 Eylül’ü Amerika’nın “Fil Vakıası” olarak adlandıran Müslüman Kardeşler acaba kendi fil vakıalarını neden görmezden gelirler. Aslında Amerika Ehli Beytin ideolojisini yıkmak isteyen bir Ebrehe’dir. Türkiye gibi kendi iktidarları da baştayken Ebrehenin güttüğü savaşın aktivistleriydiler. İktidar ellerinden alınınca geçmiş hatalarını örtbas etmek için Amerika’ya yapılan bu ucuz saldırılar artık boşunadır. Amerika ile İran aleyhine başlattıkları bu yıkımlarına İlahi adalet izin vermemiş, kendi iktidarları tuzla buz olmuştur. Çünkü İran’ın hayata geçirdiği Velayeti Fakih sistemi var olduğu sürece çapulcular ordusu hezimete uğramaya mahkum olacaktır.
Cemaatin bu beceriksizliğinin bir parçası olmak istemeyen bazı Cemaat mensupları son aylarda teker teker Cemaatten koptuklarını basın aracılığı ile duyurmuşlardır. 4 gün önce ise Müslüman Kardeşler Cemaatinin önde gelenlerinden Salah Sultan Mısır halkından Müslüman Kardeşler Cemaati adına hükümeti yönetirken siyasi içtihatlarında yanlış yaptıkları için özür diledi. Ancak cemaatin resmi sözcüsü bu açıklamaların Salah Sultan'ın kişisel açıklamaları olduğunu ve cemaatin görüşünü yansıtmadığını belirtmiş. Bu da demektir ki Müslüman Kardeşlerdeki bu çözülmeler ve kopmaların son halkası şimdilik Salah Sultandır.
Sünniler kendi kimlik krizi içinde çırpına dururken, Ehli Beyt mirasını hayata geçiren İran İslam Cumhuriyeti dingin sularda seyredip dünyaya ve özellikle de Müslüman dünyasını yutmak isteyen Batı’ya ciddi mesajlar vererek İslam dünyasının yegane koruyucusu olduğunu da ispatlamıştır.
2 gün önce Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Birleşmiş Milletler zirvesine yahudi parlementeri Siamak More Sedgh ile katılacağını duyurması bu siyasi dehanın tavan yapmış resmidir. İşte Ehli Beyt inancıyla ortaya ancak bu kadar fevkalade bir güzellik ortaya çıkar. Amerika'ya verilen mesaj ise çok bellidir: Azınlıklara verilen değer, İran'ın özgürlükçü politikası ve İsrail'e verilen bir mesaj!
İran parlementosunun 5 sandalyesinde azınlıklar yer almaktadır. 1 sandalye Yahudilerin, 2 sandalye Hristiyanların 2 sandalye de Zerduştların. Kıssadan Hisse: Türkiye meclisinde azınlıkları temsil eden kaç tane sandalye vardır? Varsa bunların görüşü Suriye ve Mısır meselelerinde alınmış mıdır? Oops! Sahi biz 2013 yılındayız ve daha yeni yeni henüz Kürtçe dilde eğitimi acaba özgür bıraksak mı bırakmasak mı tantanalarını yapıyorduk değilmi? Yok yok biz İran'ı en az 30 yıl geriden takip ettiğimize göre bu soru biraz saçma bir soru oldu doğrusu. Maalesef beyin egzersizi yapmak Türkiye için daha çoook erken.
Son olarak şu Sünni dünyasının eski bir mensubu olarak hala daha anlamadığım bir şey daha var. Allah’ın ayetle helal kıldığı Muta nikahını kendi kişisel içtihadıyla kaldıran Halife Ömer’in içtihadını Kuran’ın hükmüne üstün görerek haram sayan sünniler, Suriye savaşıyla birlikte “Cihad Nikahı” adı altında özellikle Tunuslu kızları Suriye’deki muhaliflerle fuhuş yapmaya teşvik etmiş ve bunun çok büyük sevap olduğu üzerine fetvalar yayınlamışlardır.
BETÜL HANZALA
KAYNAKLAR
http://maktoob.news.yahoo.com/23584451-قيادي-بدعم-الشرعية-يعتذر-للشعب-المصري.html