Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Alevilere göre, Yavuz 40 bin Alevi’yi katletmiş; İslami kesime göreyse Yavuz böyle bir katliam yapmamıştı. Hatta, İslami kesimin tarih dergisi Derin Tarih, bu iddiayı “Yavuz Alevi Katliamı Yapmadı” başlığıyla dosya konusu yapmıştı. Dahası, söz konusu derginin yayın yönetmeni Mustafa Armağan, bu tür görüşlerin özellikle 1960’tan sonra gündeme getirildiğini iddia ediyordu.
YASAKLI KÜRT VE ALEVİ KİMLİĞİ
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt kimliği gibi Alevi kimliğinin de yasaklı olduğunu bilmeyen veya düşünmeyen tarihçi; başta Halkevleri yayınları olmak üzere birçok yayında, özellikle Cumhuriyet rejimini yüceltme adına, Osmanlı rejimi aleyhinde çok sayıda belgenin yayımlandığını görmezden geliyordu. Kürtlerin ve Alevilerin kendilerini ifade etmesi veya kültürleriyle tarihlerini bilince çıkarması ise zaten yasaktı. Tüm bunların yerine Kemalist asker ve sivil kalemşorlar konuşuyordu. Söz gelimi, 1986’da yayımladığımız Pir Sultan Abdal konulu çalışmamızın, bir “Alevi” yazar tarafından kaleme alınan, bu konudaki ilk çalışma olduğunu söylersek, herhalde konu daha iyi anlaşılır…
Gelelim, Yavuz’un katliam yapıp yapmadığına… Yavuz’un ne ölçüde “gaddar” bir yönetici olduğunu, daha Trabzon Valiliği döneminden biliyoruz. Pontus- Rum İmparatorluğu’nun merkezi olduğu için, başta Rumlar olmak üzere ağırlıkla Müslüman olmayan halkların yaşadığı bir bölgenin valiliğini yapan Yavuz, Hıristiyan ahaliyi zorla Müslümanlaştırma adına şu fetvayı veriyor: “Ya şeref-i İslam ile müşerref olalar ya da tümünü siyaset eylerim…”Görüldüğü gibi Yavuz, daha Trabzon Valiliği döneminde, tüm yöre Hıristiyanlarını Müslüman olmaya çağırıyor ve olmadıkları takdirde tümünü “siyaset eyleyeceğini” yani kılıçtan geçireceğini söylüyor.
Yavuz, kuvvetli bir görüşe göre Babası II. Bayezid’i zehirleterek yerine geçtiği gibi, 8 yeğeni ile vali olan kardeşleri Korkud’u ve Ahmed’i katlediyor. Yönetici katliamları bununla da bitmiyor. Veziriazam Koca Mustafa Paşa’yı, Karaman Beylerbeyi Hemdem Paşa’yı katlettiği gibi; Hersekzade Ahmed Paşa’nın çadırını başına yıkıyor ve Dukaginoğlu Ahmed Paşa’yı kendi elleriyle hançerleyerek, başını kesiyor. 1514 İran seferi sırasında ayaklandıkları gerekçesiyle çok sayıda yeniçeri ağasını idam ettiği gibi; birlikte savaşa katıldığı ve sözde çok sevdiği Osmanlı aydınlarından Tacizade Cafer Çelebi’yi de İstanbul’da katlediyor.
İnsan öldürme konusunda sicili böylesine kirli olan birinin, kendisinin o aşamada temsil ettiği İslam Halifeliği karşısında sürekli dışlanan ve hemen tamamı emekçi tabakalardan gelen Kızılbaşlar’a iyi gözle bakması mümkün müdür?.. Tabii ki değil!
16. yüzyılın ilk yarısında henüz tüm resmi kayıtlar düzenli tutulmasa bile; Yavuz’un Çaldıran seferindeki yol haritası ve sefer günlükleri dahil birçok belge bugün elimizdedir. Savaş alanının Van’ın Çaldıran’ı değil, İran’ın Çalderan’ı olduğunu da. Yavuz’un, iddia edildiği gibi bizzat savaş alanında değil, kilometrelerce geride bulunduğunu; buna karşılık Şah İsmail’in eşiyle birlikte doğrudan savaşa katıldıklarını da. Yine Şah İsmail’in karısına ve tahtına el konulduğunun, tamamen düzmece hikayeler olduğunu da nicedir biliyoruz. (Bu konulara ilk kez 1984’te yayımlanan Alevi Önderlikli Halk Hareketleri ve Çağdaş Destanlar konulu kitabımda yer vermiştim)
Hemen belirtelim ki 1514 İran Seferi sırasındaki Alevi katliamı, 1511’deki Şah Kulu Baba hareketinin bir devamı niteliğindedir. Tarihsel bağlamda ilk önemli bilgileri veren de, o tarihlerde Saray’da bulunan Kürt kökenli Yönetici ve Tarihçi İdris-i Bidlisi’dir.
İdris-i Bidlisi, Yavuz Selim’in hükümdarlık dönemini işlediği Farsça Selimname’sinde (Osmanlı literatüründe 25 adet Selimname vardır MB); bu aşamada katledilen Kızılbaşlar’ın sayısının 50 binden fazla olduğunu şu Farsça sözlerle ifade eder: “Ve ez ibtida huruc-u an Cemaat der Vilayet-i Anatoli ta an ki Ali Paşa-yı Vezir maktul şüd mütecaviz ez pencah hezar nefs ez tarafeyn der Anatoli bekatl amed vü çendan hezar hanedar menhub ü esir şüd. “ (Bkz. Selimname’den aktarılarak, Prof.Dr. M. C. Şehabeddin Tekindağ: Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi; İst. Ed. Fak, Tarih Dergisi, Sayı: 22, Mart- 1967).
Görüldüğü gibi, gelişmelerin doğrudan tanığı olarak İdris-i Bidlisi; Yavuz’un ilk yıllarındaki katliam bilançosunu böyle veriyor. Bu rakamın 40 veya 50 bin olması da bir şey değiştirmiyor. Gerçek olan, büyük bir Kızılbaş katliamının varlığı ve bu ismin kutsanarak, Kızılbaşlar’ın da her gün gelip-geçeceği bir köprüde yaşatılmaya çalışılmasıdır… Tıpkı, Dersim Katliamcısı Sabiha Gökçen’in adının, bir büyük havalimanında yaşatılmaya çalışılması gibi…
Mehmet Bayrak - Evrensel