19 Ekim 2013 - 20:30
Diyanet Iğdır’dan Ne İstiyor ?

Raporda geçen bu cümleleri baz alarak Sayın Kulaz şahsında Diyanet İşleri Başkanlığı’na şu soruları soruyoruz...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Yine iftira, yine fitne ... Gün geçmiyor ki Şia’ya karşı bir iftira atılmasın! Küresel istikbar ve onun kan emici yandaşları bıkmadan, usanmadan Ehli- Beyt mektebi ve bu mektebin pak önderleri ile savaşıyorlar. Bu uğurda her yolu mübah görüyor olacaklar ki nerede bir Şii varsa onu potansiyel bir suçlu olarak görüyor ve yok etmeye çalışıyorlar. Bunun sonucunda da kafa kesme ve ciğer parçalama manzaralarıyla karşılaşıyoruz. Kimilerine göre kesilen kafalar iftihar sebebi, elini bebek kanına bulayan vahşiler de birer kahraman. Dünyada Şia’ya bakış böyle peki Türkiye’de ?

Mevcut hükümetin ve Sayın Başbakan’ın dış politikası ortada. Gayet açık olan bu politikanın eserlerini ülkemizde görmek hiç de zor olmuyor. Bütün bunları bir kenara bırakıp Türkiye’li Şii’lerin ne durumda olduğuna bakalım. Yoğun olarak Iğdır’da yaşayan Şii’lere karşı hükümetin tavrı nasıl? Bu soruya cevap bulmak için Iğdır İl Müftüsü Sayın Cuneyt Kulaz Bey’in raporuna göz atalım . Bakalım sayın müftü Iğdır için ne demiş?

13.09.2013 tarihinde hazırlanan raporda Sayın Kulaz şu cümlelere imza atmış :

1.) İranlı müçtehitler tarafından sözde vekil tayin edilen, sekiz-on yıl İran’da eğitim gördüklerini söyleyen mollalar, halkın üzerinde etkilidirler. Azeri vatandaşlara dini inançlarını anlatırken mezhepsel istismara çalıştıkları, halka tahakküm için bidat ve hurafelerle bilgilendirme yaptıkları düşünülmektedir.

2.) Gelecekte gençler arasında ideolojik ayrımı hızlandıracak Şia(Caferilik) adına özendirici söylem ve davranışlar; toplumda devletimiz, milletimiz ve bütünlüğümüz için olumsuz oluşumlara zemin hazırlayacak.

3.) Ezanlarını, imsak ve iftar saatlerini birkaç dakika ayrı okumaları, bayramlarını İran’a uyumlu zamanda yapmaları, sürekli yapılan dini programlarında İranlı mollaları konuşmacı olarak getirmeleri; tutuculuğun ve özendiriciliğin çalışmaları olduğu düşünülmelidir.

4.) Iğdır’da Caferi mezhebine mensup vatandaşlarımıza ait camilerin mutlaka Diyanet’e bağlı hale getirilmesi hususunda çalışmaların yapılması...

5.) Caferi cemaatinin Molla adıyla kabul ettiği kimselerin eğitimlerinin Türkiye’de verilmesi yönünde tedbirlerin alınması...

6.) Başkanlıkça, Iğdır başta olmak üzere bazı illerde bulunan mollalar Ankara’ya özel davet edilerek, misafir olarak ağırlanmalı. Cami hizmetleri konusunda bilgi teatisinde bulunulmalı, diyanetin din hizmetleri yöntemlerinin örnekliği gösterilmeli.

7.) Caferi inancıyla; vatan sevgisi, millet bütünlüğü için Diyanette görev almak isteyen Mollaların olduklarını, ancak bazı Mollaların baskısı sonucu müracaat edemedikleri bilinmektedir.

8.) Azeri kesiminden de bazı grupların ve Mollaların inançsal(Mezhepsel) ideolojik düşüncelerini, dini argümanlarla seslendirdiklerini görmek mümkündür.Muharrem ayında Iğdır ili bir matem kenti gibidir.

9. ) İlimizde bulunan 226 Camii’nin 80 tanesi Azeri kesimine ait bulunmaktadır.

10.) Müftülüğümüzce verilen din hizmetlerinin tek taraflı kaldığını belirtmek yanlış olmayacaktır. Çünkü Şia’ya mensup vatandaşlarımız Mollaların baskısından dolayı müftülüğümüze bağlı camiilere gelmemektedir.Şia’ya mensup Azeri kesiminin himayelerinde bulunan camiilerde ise arzu edilen seviyede Kur’an-ı Kerim’in okutulmadığı, dinin anlatılmadığı düşünülmektedir.

11.) Azeri(Caferi) Camiilerinde mollaların belirli günleri(Aşura,Muharrem ayı,Tevhit günleri vs.) vesile ederek sadece mezhepsel telkinleri yaptıklarını ...

Raporda geçen bu cümleleri baz alarak Sayın Kulaz şahsında Diyanet İşleri Başkanlığı’na şu soruları soruyoruz:

1.)  Alimlerin İran’da eğitim görmeleri suç mudur ? Şii bir alimin, mensup olduğu mezhebi Şii cemaatine anlatması ve cemaatini fıkhi ve ilmi konularda bilgilendirmesi neden mezhepsel istismar olarak görülüyor ? Şii alimlerin inanç esasları neden bidat ve hurafe olarak görülüyor, bunun gerekçesi ve delili nedir ? Üstelik raporda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından olan Caferiler topyekün bir şekilde asılsız cümlelerle itham edilirken neden bir delil sunulmadan sadece ‘düşünülmektedir.’ gibi subjektif bir ifade ile hedef alınmaktadır ?

2.)  Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülkedir ve laiklik anayasa ile sabittir. Bu durumda hangi dine ve mezhebe tabi olursa olsun her grup ve cemaat, inanç esaslarını dilediği gibi yaşama ve bu inancını tanıtma hakkına sahiptir. Durum böyleyken Caferiliğin ilke ve esasları neden özendirici söylem ve davranış olarak görülüyor ? ‘Gelecekte gençler arasında ideolojik ayrımı hızlandıracak Şia(Caferilik) adına özendirici söylem ve davranışlar’ ifadesinin kullanıldığı raporda neden Caferilik gençler için bir tehlike gibi lanse ediliyor ? Caferiliğin, toplumda devletimiz, milletimiz ve bütünlüğümüz için olumsuz oluşumlara zemin hazırlayacak olması ne anlama gelmektedir ? Müftülüğe göre Caferilik Türkiye Cumhuriyeti toplumu için ‘zararlı bir oluşum’ ve devlet bütünlüğü için bir tehlike olarak mı algılanıyor ? Bu görüşün gerekçeleri nedir ve bu gerekçeler anayasamızca korunan laiklik ilkesine aykırı değil midir ? Dolayısıyla bu cümlenin resmi bir raporda kullanılması yasaların çiğnenmesi anlamına gelmiyor mu ?

3.)  Her mezhebin fıkhında farklı yorumların olması doğal bir durumdur. Ezan, imsak ve iftar saatleri güneşin konumuna göre belirlenir ve bu saatlerin vakti için belirtilen görüşlerde farklılıklar olabilir. Bu tamamen fıkhi bir konudur ve her Müslüman kendi mezhebinin fıkhına göre hareket eder. Tamamen yorum farklılığına dayanan ezan ve iftar saatlerindeki birkaç dakikalık fark neden resmi bir raporda işleniyor ? Bayram günleri de Hilâl’in konumuna göre belirlendiği için gerek mezhepler arasında gerekse mezheplerin kendi içindeki mevcut alimlerinde görüş farklılığı olması ve bunun sonucunda bayram günlerinin farklı günler (en fazla bir gün geç veya erken) olarak belirlenmesi geçmişten beri var olan doğal bir durumdur. Bayram günlerinin farklılığı sadece İran İslam Cumhuriyeti için geçerli bir durum olmamakla beraber birçok İslam coğrafyasında farklı günlerde kutlanabilmektedir. Neden raporda sadece İran baz alınarak hedef gösterilmişçesine mesaj verilmek istenmiş ? Dini programlarda İranlı alimlerin konuşmacı olarak getirilmesinde ne gibi bir sakınca var ? Başka şehirlerde El- Ezher Şeyhleri veya başka ülkelerin vatandaşı olan alimler konuşmacı olarak getirilirken neden hiç bir sorun olmuyor da İranlı konuşmacı getirilince sorun oluyor ?

4.)  Caferilerin himayesinde olan camiilerin diyanete bağlanılması konusundaki ısrarın sebebi nedir ? Türkiye Cumhuriyeti sadece Hanefi mezhebine mensup vatandaşlardan oluşmuyor; Alevi, Caferi, Şafii ve daha birçok mezhebe tabii olan vatandaş bulunmaktadır. Neden tüm mezheplerin etkili olduğu sahalar tek bir merkezden yönetilmek isteniyor ? Camilerde Diyanet’in hutbelerinin dışında hutbe okunmasını bir tehlike olarak mı görüyorsunuz ?

5.)  Caferi alimlerinin eğitimlerinin Türkiye’de verilmesi konusundaki ısrarınızın sebebi nedir ? Türkiye Cumhuriyeti’nde Caferi ilmini ve fıkhını ders olarak verebilecek nitelik ve nicelikte havza,medrese,okul veya kurum var mı ki böyle bir istek dayatılıyor ? Mezhepleri baz almadan düşünürsek ülkemizdeki vatandaşlarımızın farklı ülkelerde eğitim(lisans,önlisans,doktora,yabancı dil) almalarında hiçbir sakınca yokken neden mezhebi bir konuda böyle bir engel konulmaya çalışılıyor ? Üstelik neden bu engel sadece Caferileri hedef alıyor ?

6.)  Iğdır ve diğer şehirlerde bulunan alimler neden özel olarak Ankara’ya çağrılmak isteniyor ? Vaatlerde bulunulup siyasi başarı mı kazanılmak isteniyor ?

7.)  “ Caferi inancıyla; vatan sevgisi, millet bütünlüğü için Diyanette görev almak isteyen Mollaların olduklarını...” ifadesine binaen diyanette görev almak istemeyen mollaların vatan sevgisi ve millet bütünlüğü kaygısının olmadığı mı imâ edilmeye çalışılıyor ? Diyanette görev almayan mollalar milletin bütünlüğü için bir tehlike midir ?

8.)  “Mollaların inançsal(Mezhepsel) ideolojik düşüncelerini, dini argümanlarla seslendirdiklerini görmek mümkündür.” Cümlesinde kastedilen ideolojik düşünceler nelerdir  ki resmi bir rapora konu olacak kadar ciddileştirilmiş, bu konuda bir kanıtınız var mıdır ? Bir matematikçinin matematiksel terimleri kullanması ne kadar normal ise din aliminin de dini argümanları kullanması o kadar normaldir. Diyanete bağlı Sünni alimler hutbelerinde dini argumanları kullanırken sorun olmuyor da Caferi alimler kullanırken neden sorun oluyor ?  

“Muharrem ayında Iğdır bir matem kenti gibidir. “ nasıl bir cümledir? Peygamberimizin torunu olan Hz. Hüseyin’in şehit edildiği bir günde bayram mı yapılması gerekiyor ? Peygamberimizin torununun katlediği Muharrem ayında yas tutmak neden zorunuza gidiyor ki bunu engellemeye çalışıyorsunuz? Peygamber torununun yasını sadece Şiiler mi tutuyor, Sünniler bu matemden beri midir ? Ayrıca belirtmek gerekir ki Muharrem ayında Şiiler ile birlikte Sünniler de yas tutmaktadırlar fakat Sayın Kulaz matemlere hiç katılmamış olacak ki bu durumdan habersiz kalmış!                             

9.)  Iğdır’da 146 tane Sünni himayesinde olan cami bulunurken Caferi himayesinde bulunan camii sayısı sadece 80 tanedir. Sizce bu adil bir durum mudur ? Üstelik Diyanet denetiminde olan camiilerin tüm giderleri fazlasıyla karşılanırken Caferilerin denetiminde bulunan camiilerde neden böyle bir durum yoktur ?

10.)  “Şia’ya mensup vatandaşlarımız Mollaların baskısından dolayı müftülüğümüze bağlı camiilere gelmemektedir” ifadesi sayın Kulaz’ın Iğdır’dan ne kadar yanlış izlenimlerde bulunduğunu gösteriyor. Şia mezhebinin büyük alimleri daima Sünni Müslümanlar ile vahdet içerisinde yaşamayı emretmiş ve birlik ve beraberliğe vurgu yapmıştır. Sayın Kulaz görmese de Şia vatandaşlar Sünni Müslümanların çoğunlukta olduğu camilerde namaz kılıp, hutbe dinlemektedirler ve cemaat içinde hiçbir sorun yaşanmadan aynı safta namaz kılmaktadırlar. Bu durum Şia himayesinde olan camiilerde de böyledir. Şia alimleri büyük iki emanetten biri olan Kur’an-ı Kerim’e sıkı bir şekilde bağlıdırlar ve Kur’an tilavetleri de çoğu Sünni alimden daha iyidir. Sayın Kulaz neden resmi bir raporda sadece kendi gözlemlerini kaynak göstererek yanlış ifadeler kullanıyor ? Camiilerde Caferilerin anlattıkları farklı bir din midir ki Sayın Kulaz dinin anlatılmadığını iddia edebiliyor ?

11.)      Aşura günü , Muharrem ayı ve diğer önemli günlerde Caferi alimlerin konuşmaları neden “mezhepsel telkin” olarak nitelendiriliyor ? Caferi alimlerin konuşmaları toplumu yönlendirecek telkinler olarak görülüyor da neredeyse aynı konuşmaları yapan Sünni alimler için  neden böyle bir ifade kullanılmıyor ?

Sayın Kulaz’ın kullandığı cümleleri kaynak alarak yönelttiğimiz soruların dışında sormak istediğimiz 2 soru daha var :

1.)  Merkez Camii’nin ve diğer bazı diyanete bağlı camiilerin etrafında dağıtılan Şia düşmanlığını empoze eden ve iftiralarla dolu kitapların dağıtılması hangi yasa ile bağdaşmaktadır ? Sayın Kulaz bu durumu neden raporunda belirtmedi ?

2.)  Raporda yer alan ifadelerin neredeyse tamamı Şia vatandaşları hedef alan cümlelerden oluşuyor. Iğdır