20 Ekim 2013 - 20:30
Müftü Skandalı mı, Şiaların gücü mü?

Hilecilerin hilesini bozan Allah’ın adıyla.... Iğdır il müftüsünün Iğdır’da yaşayan Şialar hakkında özellikle de alimler aleyhine hazırlamış olduğu rapurun medyaya sızması birçok gerçekleri ortaya çıkarmıştır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Raporun akışı, hakaret, itham, yalan, fitne ve kışkırtıcı sözlerle işlenmiştir. Asıl beyan edilmek istenen hedef, aralara bazı tahrik edici sözler serpiştirilerek gizlenmek istense de basiretli  alimler ve müminler bunu görmektedirler.

Elbette bu rapor hakkında diplomatik cevaplar verilecek ve hukuki prosedür takip edilecektir, ama değerli mektep mensuplarına birkaç noktayı açıklamayı faydalı görüyoruz.

Asıl püf nokta, “Camilerin diyanete bağlanıp alimlerin de diyanette kadrolu memur statüsü kazanmasında israr edilmesindedir”.

Şia camilerinin diyanete bağlanması ve alimlerin kadrolu olmasında ısrarın asıl sebebi nedir?

Çünkü hakim sitem bağımsız alim istememektedir. Alimlerin devletin siyaseti doğrultusunda hareket etmelerini ve mektebin maarifini laik sistemin çıkarları doğrultusunda beyan etmesini  istemektedir. Bağımsız ve özgür alimler bunu asla yapmayacağına göre Diyanete bağlayarak kontrol etmek irade edilmektedir.

Bu ısrardan da anlaşılıyor ki, Türkiyeli  Şiaların özellikle de sahip oldukları ilim ve çalışmalarından dolayı küçümsenen alimleri büyük bir güce sahiptirler. İtham edilen noktalara ve kasıtlı kullanılan kelimlere bakılırsa hakim sistemi çok ciddi bir şekilde tedirgin etmektedir. Sadece Iğdır ilinde sahip olduğu 146 cami ve 250 ye yakın kadrosuyla bilgisiz olarak nitelediği alimlere karşı koyamıyor, hem de arkasında Şiaların da vergileriyle ayakta duran devletın resmi kurumu olan diyanet başkanlığı gibi bir güç varken.

Eğer hakim sistem tarafından itham ediliyorsanız demek ki doğru yoldasınız , takdir ve teşekkür alıyorsanız yanlış yoldasınız. Bu itham ve hakaretler hakim gücün acizliğini gösteriyor. Ellerindeki para, siyasi güç, medya vb kurum ve kuruluşlar gibi bütün imkanlara rağmen devletin hiçbir imkanından yararlanamayan Şiaların gücünden korkuluyorsa bu hak yolda olduğumuzun bir nişanesidir.

Mektebin maarifinin öğretilmesi, tebliğ edilmesi ve ortaya çıkması için hakim güce yaslanmaya gerek olmadığı birkez daha ortaya çıkmış oluyor. Devlete bağlanmadan devletin resmi kurumu tarafından böyle ithama maruz kalırken, devletin kurumuna bağlandıktan, hakim güce entegre edildikten sonra neler olacağını kestirmek pek de zor olmasa gerek.

Bu tahrik ve tefrika unsurları ve girişimleri karşısında asla kendi kabuğumuza çekilmemeliyiz. Bir süredir artırılarak sürdürülen psikolojik baskıların asla ve asla birlik ve beraberliğimize, sözbirliğimize ve mektebi ilkeler doğrultusunda kenetlenmemize zarar vermesine izin verilmemelidir. Mektebi ilkeler inanç özgürlüğü ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde daha bir azim ve  istikrarla beyan edilmelidir.

Savunmaya geçip “biz vatan haini değiliz” vb ifadelerle vatan sevgisi taşıdığımızı ispatlamaya çalışmak kurulan tuzağa düşmek ve yanlış kulvarda kulaç atmak demektir. “Mezhebi ilkeleri yaşamak ve yaşatmakla vatan sevgisi arasında çelişki varmış” gibi göstermeye çalışmak Muaviye taktiğidir. “Vatan sevgisi”, “milletin birliği ” gibi cümleler asıl hedefin gizlenmesi için serpiştirilmiş yemlerdir.

Türekiyeli Şiaları yıllarca hem bölgede yaşayan Kürtler bilirler, hem de Cumhuriyet tarihi boyunca gelen hükümetler tanırlar. Şiaların kendilerini ispatlaması gereken bir durum kesinlikle sözkonusu değildir.

Üzerinde durulması gereken asıl konulardan biri de, Ehlibeyt maarifini “hurafe ve bid’at” diye niteleyip bunları beyan eden, açıklayan alimleri bilgisiz diye tanımlayarak Şia mektebine ve bu mektebin güzide ulemasına yapılan hakaret ve ihanettir.

Bu ithamlar ilk değildir son da olmayacaktır, bu itham ve hakaretlerde bulunanlar ve arkalarındaki güçler bilmelidirler ki Şia mezhebi alimleri asla hakim sisteme boyun eğmezler ve onun kadrolu memurları olmazlar. Mektebin ilkeleri bütün değerlerin üstündedir.

İl müftüsünün raporda yazdıklarını,“Şiaları tanımadığından ve Şia mezhebinin ilkelerini bilmediğinden dolayı söylemiş olabileceği” gibi cahilce bir gerekçe sunmaya çalışmak sözkonusu dahi olamaz çünkü müftünün kendisi Van’lı olup Şiaları ve mezheplerini çok iyi tanımaktadır.

Asıl vahim olan bunun sadece il müftüsünün görüşü olmadığı gerçeğidir. Kendisini bu makama atayan kurumun yani Diyanetin resmi görüşünün böyle olmadığı umulur.  Diyanet yetkililerinin “mezhep tefrikası çıkaran” ve “milletin birliğine” darbe vuran,  fitne ve tefrika çıkaran Iğdır il müftüsüne karşı takınacağı tavrı resmi görüşünü yakında ortaya koyacaktır.

Vesselamu ela mennitebe’el Huda

Abdullah Özgür