8 Şubat 2014 - 20:30
Tekfirci akım, İslam inkılabı düşüncesine karşı yeni bir koz

İran İslam inkılabının 1979 yılındaki zaferi, son yüzyılların en önemli olaylarından biridir. II dünya savaşı ardından İslam inkılabının zaferine kadar geçen sürede tüm siyasi ve sosyal gelişmeleri, komünizm ve liberalizm ekolleri çerçevesinde yorumlanıp değerlendiriliyordu.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Fakat İran İslam inkılabı, gerçek İslam mahiyeti ile, bu büyük ilahi dinin dünyanın en büyük inkılaplarından birini gerçekleştirmede güçlü olduğunu gösterdi. Bu kabiliyet, özellikle Asya ve Afrika'da birçok özgürlükçü hareketinin dikkatinin İran ve İslam ideolojisine yönelmesine sebep oldu.

Tabi ki ilgi, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerde daha güçlü bir şekilde yaşandı. İran İslam inkılabının önemi, Amerikalı araştırmacı Graham Fuller'in İran'ı " Alem'in Kıblesi" ve profesör Ruhullah Zamani de "Hassas Kavşak" olarak adlandırıyor.

George Town Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve İslami Çalışmalar Profesörü John Esposito, " İslam inkılabı ve küresel etkisi" adlı kitabında şöyle yazıyor: " İran, ilk başarılı siyasi inkılabı dünyaya sundu, bu inkılap İslam adı ve Allah'u Ekber sloganı ile, Şii ideolojisi temelinde, din alimlerin ve Müslüman düşünürlerin liderliğinde gerçekleşerek, dünya çapındaki tüm Müslümanlar onun, İslam hüviyetinin doruğa ulaşması, ve süper güçlerin sultasında olan Müslümanların iktidar ve onurunun geri kazanılması olan semerelerinden yararlandılar. İran'daki İslam inkılabı, sloganları, hedefleri, yöntemleri, içeriği, sonuçları, dini ile tarihi ortak geçmişi ve bölgesel ve uluslar arası çevre şartlarının çekiciliği nedeni ile İslam dünyasında etkili bir olaydı."

Doğal olarak bu kadar muazzam, geniş çaplı ve etkin bir inkılap, bir çok bölgesel ve bölge dışı ciddi ve azılı düşmanları da varadır. Kendi sultacı siyasetleri için İslam inkılabını ciddi bir tehdit gören küresel güçler ve müttefikleri, İslam inkılabının zafere ulaştığı ilk günlerden itibaren, İslam inkılabına karşı düşmanca tavır takındı. Halkçı inkılabın ilk günlerinden itibaren yeni kurulmuş İslam cumhuriyetini devirmek için hiçbir hareketten çekinmediler. Çeşitli darbeler, inkılabın seçkin şahsiyetline suikast düzenlemek, ülkenin çeşitli bölgelerinde ayrılıkçı ve bölücü gruplara destek vermek, ekonomik ambargo ve en nihayetinde de Saddam rejimi ile 8 yıllık savaş, Amerika elebaşılığındaki batı dünyasının İran İslam cumhuriyeti nizamını devirmek için başvurduğu eylemlerdi.

Fakat söz konusu tüm bu komplolar, sultacı ülkelerin beklediği sonuçları beraberinde getirmedi. Tam tersine, İslam inkılabına karşı sultacı girişimler, halkın daha çok kenetlenmesi ve İslam cumhuriyeti nizamı temellerinin daha da güçlenmesine sebep oldu. İslam inkılabı düşmanları, söz konusu eylemlerde başarısız kalınca, gerici düşünce akımlarına ve İslam inkılabına karşı olan radikal gruplara destek vererek, İslam ve İran İslam cumhuriyeti çehresini dünya ve bölge kamuoyu nezdinde zedelemeye çalıştı.

Tekfirci akımlara desteğin, Amerika ve bölgesel müttefikleri için İran İslam cumhuriyeti ve İslami uyanış hareketine karşı yeni bir mücadele yolu sayılır. Bu arada Arabistan da sapkın vahhabilerin üssü olarak söz konusu radikal gruplara mali destek sağlıyor. Arabistan'ın Pakistan'da tekfiri Cengvi ordusu, Rusya'nın Dağıstan bölgesinde tekfiri silahlı gruplara, Irak'ta terörist tekfiri IŞİD grubuna, Suriye'de en-Nusra ve Lübnan'da Abdullah İzam tekfiri akıma verdiği destekler, Suudilerin tekfirci akıma verdikleri desteklerin bir bölümüdür. Batı da kendini tekfircilere karşı göstermeye çalışsa da tutum ve izledikleri politikalar bunun tam tersini gösteriyor. Onlar Arabistan'a kesin destek verirken, Al-ı Suud'un İslam dünyasında eksen olmasını istiyorlar. Zira Arabistan'a hakim olan İslam, Amerika, Siyonist rejim ve bölgedeki müttefiklerinin siyasetlerine paralel hareket etmekte. Arabistan ve ülkeye egemen vahhabiler, el-Kaide gibi terörist ve gerici akımların çeşitli şekilleri ve şubelerine ciddi oranda mali ve silah desteği sağlıyorlar. T

ekfircilerin eylemleri de İslam dünyasının vahdetini hedef almıştır. Bu arada son yıllarda Amerika ve Siyonist rejimin hedefleri ve çıkarlarına zerre kadar darbe indirmemiştir. Daha dikkatli bakılınca İslam dünyasında terör eylemleri, Arap inkılapları ve İslami uyanış dalgasının yükselmesi ile yoğunlaştı. İslami uyanış sayesinde diktatör ve bağımlı ülkelere bakıldığında hepsinin tekfirci gruplarla sorun yaşadığı görülmektedir.

Bu bağlamda İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyit Ali Hameney yaptığı açıklamada, tekfirci akımın İslam dünyası için büyük bir tehlike olduğunu belirterek, Müslüman ülkeleri bu konuda uyararak, " Maalesef bazı Müslüman devletler, bu akıma verdikleri desteğin sonucuna dikkat etmiyorlar ve bu ateşin bir gün onların eteğini de tutuşturacağını anlamıyorlar" dedi. İslam inkılabı rehberi son 3-4 yılda Şii ve Sünniler arasında ihtilafların körüklenmesini ve Müslüman milletler arasında çatışmaların artmasını, sömürgeci güçlerin İslami uyanış hareketine gösterdikleri tepki olduğunu belirterek şöyle dedi: Müstekbirler, bazı ülkelerde İslami uyanışı etkilemek için İslam'ın çeşitli mezheplerini çatıştırmaya çalışıyorlar, sonra da tekfirci akımların öldürdükleri insanların ciğerini yemek gibi iğrenç hareketlerini barizleştirerek, kamuoyunda İslam'ın gerçeğini çirkin göstermeye çalışıyorlar. Hiç şüphesiz bu konu birden bire ortaya çıkmadı ve küresel güçler bunun için uzun süre programlar yaparak siyasetler izlemişlerdir."

İslam inkılabı rehberi her zaman olduğu gibi vahdeti bozan her olaya karşı mücadelenin ister Şii ister Sünni, tüm mezheplerin görevi olduğunu da vurguladı. Tekfirci düşüncenin temel unsuru, hiçbir yasal düşünceye dayanmıyor. Bu akım dini metinlerden, İslam'ın ilerici, insani değerler ve barışçıl öğretileri ile asla uyumlu olmayan, kuru ve sert kalıplar hazırlıyor. Buna göre tekfirci akımlar İslam inkılabının tam karşısında yer alıyor, zira İslam inkılabı İslam'ın adalet talep ve özgürlükçü öğretilerinden kaynaklanıyor. Öyle bir İslam ki sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlığa özgürlük, bağımsızlık ve adalet mesajı iletmekte. Vahhabilerin düşünce ve davranışlarında görünen ise diğer Müslümanları tekfir ederek onları öldürmektir, tabi ki bu arada kadın ve çocuklara da acımıyorlar. Aslında şiddet, vahabilerin düşünce ve davranışlarının ayrılmaz bir bölümüdür. Fakat İran İslam inkılabı sadece Müslümanlarla değil, tüm dünya halklarına barış ve dostluk eli uzatmakta.

Bu ilahi inkılap liderleri, diğer Müslümanlarla ihtilafların yanlış olduğunu savunmakla kalmayıp, inkılabın zafere erdiğinden şimdiye kadar Müslümanların birleşmesi için büyük bir çaba harcamıştır. Bu arada İslam ümmetine karşı olan düşmanlara da sert tutum izlemiştir. Bu tutum özellikle de Siyonist rejime karşı tutum ve Filistin halkına verilen destekte açıkça görülmekte. İran İslam cumhuriyetinin Lübnan Hizbullah’ı ve genel olarak İslami direniş cephesine verilen destek de bu ilkeye dayalıdır. Fakat tekfirci akım, Siyonist rejime karşı hiç bir düşmanlık veya muhalefette bulunmazken, batı ve bazı Arap ülkelerin siyasetlerine binaen, direniş cephesini kendisinin en büyük düşmanı biliyor.

Bu yüzden Amerika ve Siyonist rejim açıkça onlara destek verirken, İran’la açıkça düşmanlıkta bulunuyorlar. Fikri ve düşünce açısından İslam inkılabı ve tekfirci vahabilerin bir çok ihtilafı bulunuyor. Bu grubun ömründen fazla bir süre geçmezken, onların sapkın bakış açıları defalarca ister Sünni ister Şii İslami düşünür tarafından güçlü delillerle eleştirilerek reddedilmiştir. Fakat İslam inkılabının düşüncesi, gerçek ve asil İslami kaynaklara dayandığından, güçlü ve demokratik bir düzeni, İslam’ın yüce değerleri üzerine kurmuştur. Batılı ülkeler katil tekfircileri, ehlisünnetin temsilcisi olarak tanıtarak, onları İslam inkılabına karşı göstermeye ve sonuçta da bu büyük inkılaba darbe indirmeye, Siyonist rejime karşı direniş eksenini zayıflatmaya ve sonuçta da Müslümanların vahdetine darbe indirmeye çalışıyor. Fakat İslam inkılabının düşüncesi, İslam ve Kuran kerim ilkeleri ve Ehlibeyt’in değerleri üzerine kuruludur. Gerici tekfirci vahabi akımı ise su üzerindeki köpükler gibi temelsizdir ve batı ile Arapların desteği olmadan yok olur.