İŞTE YAZAR KENAN ÇAMURCU İLE YAPTIĞIMIZ RÖPORTAJ:
Vahhabizm ve siyonizmin varoluş nedenleri de, sponsorları da aynıdır
Direniş'in santrali İran'la stratejik ortak olarak kendini İsrail yayılmacılığını durdurmaya adamış Suriye'nin anlamı İsrail ne ise Suudi rejimi için de odur. Suudi rejimi, İsrail'le birlikte sömürgeciliğin çıkarlarına nöbet tutan ikiz karakoldan biridir. Vahhabizm ve siyonizmin varoluş nedenleri de, sponsorları da aynıdır. Suriye'yi kapitalizmin küresel sistemine entegre etme savaşında Suudi rejiminin en önde mücadele etmesini kendisi için varoluş mücadelesi olarak görebiliriz. Aklımızın almadığı ve canımızı sıkan, Türkiye gibi varlık temelleri güçlü büyük bir ülkenin, tarihsel yürüyüşün en önemsiz entitelerinden Suudi rejimiyle aynı ligte Suriye'ye savaşın kara cephesi olmasıdır.
Suriye'deki terör grupları her geçen gün daha fazla sponsorlarının başını ağrıtıyor
Suudi rejimi yanına Türkiye ve Mısır'ı da almayı başararak Suriye'de hükümet darbesine kalkıştığında Amerika gibi büyük güçleri Afganistan'dan daha kolay bir savaşa kolayca özendireceğini düşünüyordu. Vadedilen sürede Suriye'de hükümet darbesi mümkün olamayınca bu kez kuralsız ve asimetrik terör savaşıyla batılı güçleri Suriye krizine mecbur bırakmayı denedi. Cenevre 2'de Kerry'nin hararetli (ama kesinlikle etkisiz!) konuşmasına bakılırsa buna muvaffak oldu. Fakat 87 ülkeden 80 bine yakın teröristin Suriye'deki varlığına göz yumulsa da bu durumu uluslararası teamüller, hukuk ve anlaşmalarla izah etmenin imkansızlığı batılı güçleri her geçen gün sıkıntıya sokuyor. Amerikalılar ve diğerlerinin Suriye'deki terör gruplarıyla ve el-Kaide'ye karşı mücadeleden bu kadar sıklıkla sözetmeleri bu konudaki kararlılıklarını değil, muhtemel bir suçlamadan işin başında uzak kalma hassasiyetlerini yansıtıyor olmalı. Suriye'deki terör grupları her geçen gün daha fazla sponsorlarının başını ağrıtıyor.
Suudi rejimi hızla bölgesel terörün kaynağı olarak şöhret yapıyor
Bender b. Sultan'a bağlı olarak belli bir hiyerarşiyle çalışan elit terör lejyonları oluşturulsa da mafyöz yöntemlerle yola devam eden grupların sayısı giderek artıyor. Suriye'deki savaş uzadıkça ve bu savaşın bitmesine engel olan terör gruplarının insanlık ayıbı vahşetleri ortaya çıktıkça onların bugüne kadarki eylemlerini siyasi alanda avantaja döndürmüş ülkelerin marjinalleştiği görülüyor. Suudi rejimi hızla bölgesel terörün kaynağı olarak şöhret yapıyor. Bu gelişmelerin Riyad'da endişeyle karşılandığını kestirmek zor değil. Zaten Arabistan'ın doğusunda Şiilere karşı kötü muameleden ve Bahreyn'deki cinayetlerden sorumlu tutulan Suudi rejiminin Suriye, Irak ve Lübnan'da yaşanan tahammül edilemez terör faaliyetlerinin baş sorumlusu olarak gözden çıkarılma ihtimali telaşa yolaçmış olabilir. Suudilerin İslami hassasiyetle Suriye, Irak ve Lübnan'daki terörizmle arasına mesafe koymaya çalıştığını düşünmek akıllıca değildir, ayrıca gerçeğe de aykırıdır. Suudi rejimi, tıpkı diğer şeyhlikler gibi varlık nedenlerini kaybetmenin hırçınlığıyla terörist faaliyetlerle bütün bir bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalışıyor ve bunu bütün dünya görüyor. Uluslararası toplumun, Ortadoğu'nun istikrarsızlaşmasının yolaçtığı küresel dalgalanmaya Suudi rejimini korumak için katlanacağını düşünmek yanlıştır. Bu önermeler İsrail için de geçerli.
Suriye’de terörizme destek verenler kendilerinin de güvende olmadığını gördüler
Suriye'de Ehl-i Sünnet dünyanın saygı duyduğu büyük âlim Ramazan Said el-Buti'nin selefi teröristler tarafından katledilmesi Sünni ulemanın da selefi terörün hedefi olduğunu kanıtladı. Suriye krizinde doğrudan veya dolaylı olarak terörizme destek verenler kendilerinin de güvende olmadığını böylece görmüş oldular. Çünkü tekfirci selefiler küçük bir bahaneyle onları tekfir edip canlarına kasdedebilir. Öte yandan şimdiye kadar Müslüman ülkelerden cihat adı altında Suriye'ye savaşa gidilmesi için seferberlik ilan eden sözde âlimler, selefi teröristlerin kendi arasında çatışmaya başlamasıyla yolaçtıkları karmaşa ve kaosun sorumlusu ilan edilmekten kurtulmak için usulca kenara çekilmeye çalışıyor. Şeyh Ar'ur gibi “biz Süfyani orduyuz” diyecek kadar kimliğinin ve konumunun farkında olan terör faaliyetinin fetvacılarının meydanda tek başlarına kalmalarının öfkesiyle Suriye kampanyasından kopan âlimlere ateş püskürmesi anlaşılabilir bir şey.
Cemaat ABD ve Avrupa'da uluslararası destekçileri Erdoğan'a karşı…
Gülen cemaati, Başbakan Erdoğan'ın sekiz yıllık himayesi altında devlet aygıtına nüfuz etmiş olmayı yeterli görmedi ve iktidarın eşit ortağı olmak istediğini gösterdi. Erdoğan'ın iktidarını paylaşmak istememesi üzerine bugünkü çatışma patlak verdi. Erdoğan ile Gülen cemaati arasındaki çatışmanın önemli kısmı, her ikisinin de ortak küresel destekçilerini ikna alanında yaşanıyor. Gülen cemaati Amerika ve Avrupa'da uluslararası destekçileri Erdoğan'a karşı harekete geçirmeye çalışıyor. Lobi faaliyetleri kapsamında bazı uluslararası kuruluşların Erdoğan'ın iktidarına karşı açıklamalarda bulunması ya Gülen cemaatinin onları teşvikiyle ya da Türkiye'deki kriz ortamında Erdoğan'a daha fazla nüfuz fırsatını kaçırmak istememeleriyle açıklanabilir. Batılı sponsorlarının Erdoğan'ın iktidarını yıkmaya çalıştıklarını düşünmüyorum, ama onun daha etkin kontrol altına girmesi için baskı yapıyorlar gibi gözüküyor. Gülen cemaatinin “Erdoğan'sız iktidar” formülü onlara cazip gözükse de %47 civarında oyu olan Erdoğan'ı tasfiye etmenin kolay olmadığını biliyorlar.
Cemaat Erdoğan'ın seçimlerde düşük oy alması için var gücüyle mücadele ediyor
Başbakan Erdoğan ile Gülen cemaati arasındaki gerilimin dönüm noktası 30 Mart 2014'te düzenlenecek yerel seçimler olacak. Gülen cemaati Erdoğan'ın seçimlerde düşük oy alması için var gücüyle mücadele ediyor. Erdoğan da onların bu mücadelesine misliyle karşılık veriyor. Başbakan Erdoğan'ın bir süredir doğrudan cemaatin lideri Fethullah Gülen'i hedef alması seçime kadar süreceği anlaşılan taktik hamlelerin zirvesini oluşturuyor. Eğer Gülen cemaati 30 Mart seçimlerinden sonra geri çekilmezse Gülen'i eksene alan suçlamaların bir adım ileri gideceğini öngörmek zor değil. Erdoğan bunun sinyalini çoktan verdi bile.
Fethullah Gülen Abdullah Öcalan gibi Türkiye’ye teslim edilebilir
Gülen'in neden Türkiye'ye dönmediğini, Amerika'da niye durduğunu sormaya başladı. Seçimlerden sonra cemaati hedef alacak bir darbe davası açılacak olursa (Başbakan'ın ofisinde bulunan yasadışı dinleme cihazlarıyla casusluk soruşturması başladı mesela) Gülen bu davanın birinci derecede zanlısı yapılabilir. Dahası, 1999'da Amerikalıların Abdullah Öcalan'ı Türkiye'ye teslim etmesi olayının benzeri Fethullah Gülen'le yaşanabilir. Belki de Erdoğan 2015'teki cumhurbaşkanlığı seçimine bu koşullarda gitmek istiyordur. Kuşkusuz bu varsayım epeyce ileri bir aşama ama 30 Mart seçiminden sonra taraflardan biri geri çekilmez ve uzlaşma sağlanmazsa gerilimin buraya varması hiç uzak ihtimal değil.
7SABAH
Röportaj: Cesîm Îlhan-î
cesimilhan@hotmail.com
twitter: Cesîm Îlhan-î