Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Amerika’nın Los Angeles Times gazetesi Obama yönetiminin dış politikasındaki hataları bazı siyaset çevrelerinin gözünden irdelediği raporunda Obama’nın Amerika’nın dış politika zafiyeti ve dünyada konumunun zayıf düşmesi ile ilgili bir gazetecinin sorduğu soruya verdiği cevapta Irak saldırısını destekleyenlerin hala geçmişten ders alamadıklarını ve hala eski laflarını tekrarladıklarını söylediğini yazdı. Gazete, Obama zora başvurmadan Amerikan halkının çıkarlarını geliştirmek istediğini söylediğini, gerçi bu politika pek cazip gelmediğini, ama yine de en azından hataların tekrarlanmasını önlediğini belirtti.
Los Angeles Times gazetesi şöyle devam ediyor: Ancak Obama’nın bu düşüncesini iki açıdan eleştirmek mümkün. İlk olarak, Obama’yı eleştiren tüm herkes başkandan Suriye veya Ukrayna’da savaş başlatmasını istemiyor, çünkü Obama’yı eleştirenlerin büyük bir bölümü Amerika yönetiminin Ukrayna ordusuna veya Suriyeli isyancılara silah vermesi gerektiğini, bu ise savaş çığırtkanlığını destekleme anlamına gelmediğini savunuyor.
İkinci mesele şu ki, Obama’nın her türlü doğrudan veya dolaylı askeri müdahaleye karşı çıkmasını eleştirenler, Obama’nın Rusya devlet Başkanı Putin gibi bazılarının kolayca kırmızıçizgileri aştığını da kabul etmediğini belirtiyor. Bu mantıklı bir kaygıdır ve Obama’yı eleştiren birçok kesim de buna inanmaktadır. Bugün Amerika halkının artık Irak ve Afganistan savaşları gibi yeni bir tehlikeye daha atılmak istemediği de bir gerçektir.
Pew araştırma merkezinin en son yaptığı araştırmada Amerika halkının %52 kadarı Washington yönetimi kendi işi ile uğraşmasını istediği ortaya çıktı. Ancak dış politika uzman Robert Kagan’ın da belirttiği üzere bu tür anketler büyük bir çelişkiyi de içeriyor, o da şu ki, Amerika’dan her türlü dıştaki münakaşalara karışmamasını isteyen aynı kamuoyu Obama’nın uluslararası ilişkilerde de başarılı bir performans sergilemediğini söylüyor. NBC ve Wall Street Journal gazetesinin geçenlerde yaptığı bir ankete katılanların sadece %28 kadarı Obama’nın dış politikasını onayladı, oysa Obama’nın ekonomik politikalarına bile verilen destek bu rakamın çok çok ötesindeydi. Peki bu çelişkinin nedeni nedir? Dış politika uzmanı Robert Kagan, Amerika halkı kendi içinde bir çelişki yaşadığını belirtiyor.
Kagan’a göre gerçi Amerikalılar hükümetten daha çok Amerika üzerinde odaklanmasını istiyor, ama aynı zamanda da Obama’nın izlediği bu tarzda bir dış politikadan memnun olmuyor ve Obama’yı sergilediği tutumdan ötürü eleştiriyor. Ancak bu meseleyi daha basit bir şekilde de açıklamak mümkün, şöyle ki, Amerikalılar dıştaki münakaşaları önlemek istiyor, ama aynı zamanda ülkeleri dış politika alanında da başarılı olmasını istiyor, oysa Obama’nın bu alanda pek başarılı olamadığı anlaşılıyor.
Aslında Obama’nın ne yaptığı önemli değil, önemli olan, onun yaptıkları sonuçsuz kalmasıdır. Çünkü bugün Obama’ya rağmen Rusya Ukrayna’da geri adım atmıyor ve Suriye’de teröristlerin cinayetleri devam ediyor. Öte yandan Amerika dışişleri bakanı John Kerry’nin Ortadoğu bölgesinde Filistin ve Siyonist İsrail arasında uzlaşma müzakerelerinde yaptığı arabuluculuk da hezimete uğradı, ama Obama hala büyük işler başardığından dem vuruyor. Obama sürekli Amerika ile müttefikleri arasındaki ilişkilerin güçlendiğinden ve hatta Rusya ve İslam dünyası ile barışmaktan dem vuruyor, fakat dış politikasında sürekli sıkıntı yaşıyor. Çünkü dünya Obama’nın düşündüğünden çok daha sert duruyor. Şimdi ise Amerikalılara göre Obama’nın sorunu stratejisini değiştirmek istememesi ve uluslararası arenada ılımlı politikalarının başarıya ulaşacağına inanmasıdır.
Amerikalılara göre eğer iktisadi yaptırımlar Putin’in Ukrayna’ya müdahalesini engellerse küçük da olsa bir başarı sağlanmış olur veya İran ile nükleer meselede uzlaşılırsa, büyük bir başarı elde edilmiş olur. Oysa hiç kimse ta baştan Filistin ile Siyonist İsrail arasında uzlaşma müzakerelerine iyimser bakmıyordu ve bu yüzden bu görev ta baştan Obama’ya değil de John Kerry’ye devredildi. Eğer Obama Amerika halkından izlediği ılımlı dış politikaya destek vermelerini istiyorsa bu politikasını daha iyi bir şekilde açıklaması gerekir, yoksa kendisinden dış politikasının sonuçlarını soran gazetecilere sert davranması çare sayılmaz. Bu şartlarda Amerika’nın ünlü Foreign Policy dergisi de Obama yönetiminin “Rusya dünyayı 19. Yüzyıla doğru sürüklüyor” inancına işaret ederek asıl Ruslar değil, Amerikalıların geçmiş zamanda geride kaldığını belirtti.
Dergi yayınladığı analizinde Amerika yönetimi hala dünyaya Amerika’nın kısa süren hegemonyası döneminde hâkim olan kuralların hakim olduğunu zannettiğini vurguladı. Bu kısa süre 1991 yılında Sovyetler birliğinin dağılmasıyla başladı ve geçen on yılda sona erdi. Yani 1990’lı yıllarda iki kutuplu dünya düzeni yerine yeni bir düzen şekillenmekte olduğuna inanmak mümkündü. O dönemde baba Bush bu düzeni “yeni dünya düzeni” olarak adlandırdı. Bu düzende anlaşmazlıkların uluslararası mahkemelerce çözümlenmesi, evrensel insan hakları ve adaletin hâkim olması ve sermaye ve ticaretin özgürleştirilmesi gerekiyordu. Bundan başka yeni liberal düzen yasanın uluslararası hakimiyetine vurgu yapıyordu ve buna göre uluslararası yasalar ve yasal kurumlar, uluslararası düzenin en önemli kaynağı sayılıyordu.
Dergiye göre eski Sovyetler birliği dağıldıktan sonra bu düzen tesadüfi bir şekilde oluşmadı, ama bugün bu düzen çökmek üzere sayılır. Bu çöküşün nedeni ise Amerika’nın güç kaybetmesi ve sonuçta kendi değer ve çıkarlarını başka ülkelere dayatamamasıdır. Bugün artık süper güç olarak anılan Amerika diye bir şey yoktur ve bu yüzden o günkü kurallar da artık geçerli değildir. Foreign Policy dergisinin analizine göre uluslararası liberal düzenin ilk direği uluslararası mahkemeydi. Ülkelerin savaşmak yerine sorunlarını uluslararası kurumlara başvurarak çözümleme düşüncesi 19. Yüzyıla dayanır. O dönemde Amerika ve Britanya aralarındaki anlaşmazlıklarını bu şekilde çözümlemeyi başardı. Birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra savaşın zafer kazanan tarafları bazı mahkemeler kurdu ve bunların en önemlisi uluslararası adalet mahkemesiydi.
Bu mahkeme 1945 yılında kuruldu. 1990’lı yıllardı dünyanın yüzü aşkın ülkesi dünya ticaret örgütünü kurdu ve aralarındaki ticari anlaşmazlıkları bu örgütün aracılığı ile çözümlemeye çalıştı. Aynı yıllarda uluslararası denizcilik yasaları da uygulanmaya başladı. Foreign Policy dergisi analizinin devamında anlaşmazlıkların uluslararası mahkemelerce çözümleme gibi idealist düşüncenin hezimete uğrattığını, çünkü zorba devletler ne zaman çıkarları tehlikeye düşecek olursa yükümlülüklerini yerine getirmediklerini belirtiyor. Öte yandan dergiye göre bugün dünyada Çin ve Rusya komşuları ile en çok sorun yaşayan ülkelerdir, ancak hiç biri anlaşmazlıklarını uluslararası mahkemelere götürmek istemiyor. Bunun sebebi de gayet net ve açıktır.
Uluslararası mahkemeler daha çok ülkelerin mevcut durumunu korumaktan yana eğilim sergiliyor, ama Çin ve Rusya kendi egemenliklerini dayatmaya çalışıyor, üstelik Amerika ve diğer ülkeler Çin ve Rusya’ya kendi kararlarını dayatmaya gücü yetmiyor. Yenidünya düzeninin ikinci temel direği, Batı’nın iddia ettiği insan haklarıydı. Yenidünya düzeni liberal demokrasi ilkelerini bütün dünyaya dayatma peşindeydi, ancak Batı’nın istediği evrensel insan hakları dayatması da başarısızlıkla sonuçlandı. Foreign Policy bir çok ülkenin Batı’nın dayatmaya çalıştığı insan hakları ilkelerine bağlı olmadığını belirtiyor. Dergi üçüncü temel direk olarak uluslararası adaletten söz ediyor. Buna göre dünyada cinayet işleyen veya savaş suçu işleyen liderlerin bu mahkemede yargılanması ve cezalandırılması gerekiyordu. Nurenberg ve Tokyo mahkemeleri bu tür mahkemelere birer örnekti.
Ancak bu mahkemeler de uygulamada başarılı olamadı. Foreign Policy dergisi yeni dünya düzeninin dördüncü temel direği olarak serbest ticaret ve yatırımı gösteriyor. İkinci dünya savaşından sonra Batılı devletler küresel tarife anlaşmasını imzaladı ve buna göre tarifelerin düşürülmesi kararlaştırıldı. Daha sonraları 1990’lı yıllarda dünya ticaret örgütü kuruldu. Örgütün amacı ise yoksul ülkeleri zengin ülkelerin sultası altına sokmaktı.
irib