Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Rabbin adıyla….
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’ın son zamanlardaki çıkışları dikkat çekiyor. Diyanet arbuluculuğa mı soyunuyor? Akp hükümeti neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyor? Sünni dünyasının liderliği planı fiyasko ile sonuçlanınca daha fazla kan kaybetmemek için dini argümanları kullanma ihtiyacı mı hissediliyor?
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, şöyle diyor , “Türkiye Sünnicilik yapıp taraf tutmamalı, Sünni-Şii ihtilafının bir tarafında yer almamalı”.
Sayın Görmez, belli ki gerçekleri göremiyor veya görmek istemiyor; Suriye ve Irak’taki ihtilaf ve kavgalar Sunni-Şii ihtilafı değildir. Bu kavga Diyanetin de emrinde olduğu siyasi otoritenin ittifak ettiği siyonist cephe ile zulme direnen direniş cephesinin savaşıdır. Şimdi yenilgiye uğrayan batıl cepheden sessiz sedasız çekilmenin yolları mı aranıyor?
Sayın Görmez diyor ki; “Türkiye Sünnicilik yapıp taraf tutmamalı”, öncelikle şunu sorayım, sizce IŞİD, El-Kaide bunlar Sünni cephe mi? Bunları Sünni olarak kabul ediyor musunuz? Bunlar Sünni değilse-ki bize göre değiller- Sünni tarafın kim olduğunu söyler misiniz?
Hangi tarafsızlıktan bahsediyorsunuz, 3 yıldır Suriye’nin mazlum halkının kanının akmasına sebep olan bu terörist grupları besleyen, yediren- içiren, her türlü lojistik destek sağlayan, silah temin eden, Suriye hükümetini yıkmak için destek verip Siyonistlerin ekmeğine yağ süren Akp hükümetinin bir kurumu olan Diyanet olarak Türkiye’yi tarafsızlığa davet ediyorsunuz. Bu ifadeleriniz bile şimdiye kadar taraf olduğunuzu kabullenmek değil midir?
Sayın Görmez diyor ki; “Son 10 yılda Irak ve Suriye ile başlayan ve daha çok mezhep çatışmaları olarak görülen savaşlar Müslümanların parçalanmasına neden oluyor. Dış dünya bunu okumakta güçlük çekiyor.” Dış dünyanın okumasını bırakın, onlar zaten bu fitneleri İslam dünyasının içine sokmuş şimdi oturup seyrediyorlar. Asıl önemli olan din adamı olarak siz nasıl okuyorsunuz; Türkiye’ye hâkim siyasi otorite gibi mi okuyorsunuz? Yoksa farklı mı düşünüyorsunuz? Kurumunuzun bağlı olduğu siyasi otorite gibi düşünüyorsanız, demek ki değişen bir şey, yeni bir şey yok. Eğer farklı düşünüyorsanız, söyleyin de, bu dış dünya dediğiniz ve yanında da biz iç dünya olarak gerçekleri öğrenelim.
Sayın Görmez, bir din adamı olarak keşke gerçekleri görebilseydiniz; Ortadoğu’daki savaş, siyonistlerle zulme direnen halkın direnişidir, mazlumların zalime başkaldırısıdır, halkların haklarını almak için dirilişi ve ayağa kalkışıdır.
Ortadoğu’daki kavga “Vesayetle vekaletin” savaşıdır; Mazlumların, hakları elinden alınmışların “Vasileriyle”, siyonistlerin “vekillerinin” savaşıdır. Bunu Sünni-Şii ihtilafı olarak lanse etmek siyonistlerin stratejisidir.
Sayın Görmez, din siyasetten ayrıdır diyen laik bir sistemin kurumunun başında olarak keşke hakikatleri görüp siyasete karışmasanız ve siyasi otoritenin çıkmazını çözmeye çalışmasanız, din denen ilahi vahyi oyuncak yapmış siyasetçilerin yanında yer alarak değerinin bu kadar düşmesine izin vermeseniz.
Sayın Görmez diyorsunuz ki; “Yaralı kimliklerin cehaletle nasıl buluştuğunu, nasıl bir dini akıma dönüştüğünü bugün mezhep tarihçileri bile tasvip etmekte güçlük çekiyorlar.” Tabi güçlük çekerler, çünkü konuya Batı siyaset penceresinden bakıyorlar, onlar tarihi ve toplumların inanç ve sosyolojik yapısını Batı perspektifinden değerlendiriyorlar. Olaylara Allah ve Kur’an gözüyle bakamıyorlar; Allah ve Resulünün penceresinden bakıldığında şu gerçek ortaya çıkıyor; dinler savaşını, mezhepler savaşını çıkaran, Hakkı yenemeyen Şeytandır; Hakkı kendi içinden çökertmek istiyor, şeytanın temsilcileri günümüzde siyonistler ve Amerika’dır. Amerika ve siyonistlerle işbirliği yapan ve onlarla ittifaklar kuranların Şeytan ile ittifak kurmuş olduğunu ve bu mezhep savaşlarını çıkarmak istediklerini görmüyor musunuz? Tarihte de böyle oldu, günümüzde de.
Şeytanın temsilcileri olan siyasetçilerle beraber olanlar şeytanın rengini alır. Rahmani düşünenler ise Allah’ın rengini alır. Allah’ın renginden daha güzel renk vat mıdır?
Sayın Görmez, siyasi otoritenin gölgesinde dini anlatmak özgürlük değildir, o anlatılan, tanıtılan din tağutun dinidir, sisteme bağımlılık getirir, dini siyasetin güdümüne sokar. Din adamı gibi dini de siyasetin esiri yapar.
İslam ülkelerinden davet edilen 100 İslam alimleriyle bir toplantı düzenleyip akiller grubu oluşturulacak. Beşeri siyasetin gölgesinde barınan “akil din adamı” olur mu? Beşeri siyasetin insiyatifinde bağımsız din adamı olur mu? Beşeri siyasetin emrinde olan İslam alimi peygamberin varisi olabilir mi?
Siyasetçilere hizmet amacıyla düzenlenecek toplantının sonunda oluşturulacak sözde “akillerin grubunun” alacakları kararları çok merak ediyorum.
Ramazan’ınız mübarek, orucunuz kabul olsun.
Rasthaber / Abdullah Özgür