Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Yine bir Filistin yıkımıyla daha yüz yüzeyiz. Yine insanlık ayaklar altında. Yine anaların feryatları ve çocukların cansız bedenleriyle sabahlıyoruz. Gün geçmiyor ki, İslam coğrafyasında bir katliam daha yaşanmasın, bir gözyaşı daha akmasın.
Herkesin Filistin için söyleyecek bir sözü vardır elbet. Her Müslüman’ın ya da Müslüman olsun veya olmasın her vicdan sahibi insanın Filistin’e olan bir muhabbeti vardır. Bu, madalyonun bir ve mâsum yüzü. Madalyonun diğer yüzünde ise kir ve pislik var. Filistin’de son olayların başlangıcından itibaren herkes ve biz, İsrail’le lanet okuyor, beddua ediyoruz. Bunun yanında devlet büyüklerimiz de bizimle aynı cümleleri sarf ediyor. Filistin meselesinde devlet büyükleri sokaktaki vatandaşın tepkisinden başka bir tepki ortaya koyamıyorsa burada bir karaktersizlik var demektir.
Dikkat ederseniz, Suriye’de olayların patlak vermesinden itibaren, muhaliflere açıkça silah ve maddi destek vermekten çekinmeyerek devletin imkânlarını teröristlere seferber eden devlet erkânı, konu Filistin olunca, senin benim gibi vatandaş oluveriyor. Devlet başkanı, sokaktaki sıradan bir insan gibi, İsrail’e sıradan bir tavır takınabiliyor. Bu arada Ana Akım Medya da devletin bu acizliğini ve serkeşliğini, “Filistin için en büyük tepki bizden çıkıyor, sayın Başbakanımız bilmem şu mitingde İsrail’e şöyle dedi, Dışişleri Bakanımız şu toplantısında İsrail’i kınadı, Cumhurbaşkanımız şu iftar yemeğinde İsrail’e katliamı acilen durdurması çağrısında bulundu vs.” haberleriyle basîretimize perde çekerek gerçekleri gizliyorlar.
Yine ana akım medya, “one minutes” çıkışından sonra İsrail ile olan ekonomik ve askeri anlaşmaların mantık ilmine ters olarak hızlı bir şekilde katlanarak devam etmesini gün yüzüne çıkarmadı. Hatırlarsanız aynı medya, gururumuz ve gözümüzün nuru olan Hizbullah’ı halkın gözünden düşürmek ve itibarsızlaştırmak için var gücüyle çalıştı ve nitekim başarılı oldu da. Ne yazık ki, Ortadoğu’da Siyonizm’e karşı mazlumların çığlığı olan Hizbullah’ı bugün herkes sivilleri ve çocukları öldüren, Sünni düşmanı Şii ve mezhepçi bir örgüt olarak biliyor. Birebir savaşta Hizbullah’a galip gelemeyeceğini anlayan İsrail, bugünlerde amacına ahmak insanları kullanarak ulaşmış durumda. İnsanlar çok acayip şekilde yönlendiriliyor.
Söyler misiniz? Devlet olarak bugüne kadar Filistin için ne gibi bir faydamız oldu. Aksine hep direnişi zelil ettik, Hamas’ı kukla ve işbirlikçi el-Fetih ile anlaşmaya zorlayıp onları buna mecbur bırakmadık mı? Katar ve Suudi Arabistan rejimleriyle bir olup direnişi ılımlılaştırmaya çalışmadık mı? Evet, bütün bunları biz yaptık. Şimdi hangi yüzle çıkıp da Filistin için her şeyi biz yapıyoruz, en gür ses bizim sesimiz diyebiliriz? Bundan önceki Filistin intifadasını hatırlayanınız var mı? Hani Gazze sokaklarında İran İslam Cumhuriyetine teşekkür bayrakları asılmıştı. Hani Filistin İslami Cihad lideri çıkıp “İsrail topraklarına düşen her füzede Hizbullah’ın yardımı var.” Demişti. Hatırlıyor musun?
BOP’un eş başkanlığını yapacak kadar sefilleşen bir devlet başkanımız varken kimse Türkiye’nin zulme başkaldırdığını söylemesin. Hâlâ ülkemizin dört bir tarafında İsrail’in güvenliğini sağlamak için kurulmuş, yönü İran’a çevrili füzeler bulunduğu halde kimse Filistin’den bahsetmesin. Türkiye bu süreçte sadece batının kendisine vermiş olduğu rolü oynuyor.
Dikkat ediyor musunuz? Direniş ekseninin halkaları birer birer koparılmaya çalışılıyor. Arap Baharı adı altında başlatılan isyanlar, dengelerin değişmesine neden oldu. Yakın zamana kadar Direniş Ekseni lehine değişen olaylar (Hizbullah’ın 2006 Temmuz savaşından bu yana gücüne güç katması, Filistin’de Hamas’ın ve İslami Cihad’ın güçlenmesi en önemlisi de İran’ın nükleer programı ve Ortadoğu’da etkisinin artmaya başlaması ) sonrasında batının hasıraltı müdahalesi ile tekrar bozuldu.
Filistin direnişinde önemli bir konuma sahip olan Suriye saf dışı bırakılmak istendi. Bu sayede İran ve Hizbullah’tan Filistin’e giden yardımların önü kesilecekti. Batı, bunda kısmen başarılı oldu ancak tamamen bir başarı da elde edemedi. Hamdolsun artık Gazze’de de silah üretilebiliyor. Filistin tüm bu başarılarını İran’a ve Hizbullah’a borçlu olduğunu inkar etmezken, ana akım medya ve STK’lar sanki Filistin’deki direniş, Türkiye’nin yüzü suyu hürmetine ve onun sayesinde devam ediyormuş gibi lanse etmeye çalışıyor.
Filistin meselesinde madalyonun iki yüzüne dikkat etmek gerekir. Bir yüzünde Filistin meselesini kendisine dava edinmiş samimi taraflar, var güçleriyle maddi manevi bir direniş sergilerken diğer yüzünde Şeyh Ahmet Yasin’in deyimiyle, “aciz, helak olmuş ölüler.” Var. İşte bunlar, meydanlarda konuşmaktan başka bir iş yapmazlar. Yapmadıkları ve yapamayacakları şeyleri söylerler. Direnenler ile dilenenleri ayırt etmek gerek. Bugün bize direnenleri kimse anlatmıyor. Ama TV ekranlarında bol bol dilenenlerden görmek mümkündür. Mesela geçenlerde başbakanımız İsrail’i Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikâyet ediyordu.
Zulmün kaynağından “ISLAH” için şefaat “DİLENENLER”, zalimden medet umanlar, samimiyet ile “DİRENEN” ve maddi-manevi imkanları seferber edenler ile bir olamaz.!
Oğuzhan Koyuncu