Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Örneğin Erdoğan sürekli “IŞİD unsurları” tabirini kullandı, Davutoğlu’na göre ise IŞİD “terörize gibi görünebilir”di “ama aslında bir reaksiyonun neticesinde” ortaya çıkmıştı.
Reaksiyonla kastedilen Irak’taki Şii yönetimin Sünnilere yaptıklarıydı ve Yeni-Osmanlı’ya göre IŞİD bir Sünni ayaklanmasıydı.
Zaten yeni-Osmanlı’nın Irak’taki Sünni politikası gereğince Türkiye’de beslemeye devam ettiği Tarık Haşimi ve her zaman arkasında durduğu İhvan’ın manevi liderlerinden Yusuf El Kardavi de, IŞİD’in Irak’ta Haziranda başlattığı kalkışmayı “Sünni devrimi” diye selamlamıştı.
Dolayısıyla IŞİD’e “terör örgütü” dememenin esas nedeni Musul rehineleri değildi; bunun dinsel-politik bir gerekçesi vardı.
“Sünni dünyasının liderliği” hayallerini görmeye devam eden yeni-Osmanlı açısından IŞİD, kullanılabilir bir enstrümandı.
Kime karşı mı?
Irak’ta Şii yönetimine, Suriye’de ise Rojava Kürtlerine ve elbette ki Esad yönetimine karşı.
Peki AKP dış politikasının eli IŞİD başlığında neden bu kadar rahattı?
Çünkü ABD de uzunca bir süredir IŞİD’i başta Suriye olmak üzere bölgeye yönelik “terbiye edici bir enstrüman” olarak görüyordu da ondan.
Ne zaman ki IŞİD kendisine çizilen kırmızıçizgilerin dışına çıktı ve Irak’ta ABD açısından kritik bölge olan Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne karşı saldırıya geçti, işte o zaman IŞİD’e yönelik bir uluslararası operasyon için düğmeye basıldı.
Yeni-Osmanlı, uluslararası koalisyon şekillenirken bir süre beklemede kaldıysa da, bunun bölgede çoktan yitirdiği inisiyatifi geri almak için bir fırsat olduğunu gördü ve IŞİD, ABD’deki BM toplantısında “terör örgütü” ilan ediliverdi.
Aynı günlerde yandaş medya “tampon bölge” ve Genelkurmay’ın operasyon için hazır olduğu haberlerine Süleyman Şah Türbesi’nin IŞİD tarafından kuşatıldığı haberleri de eklendi ve kamuoyunun Irak ve Suriye’ye yönelik olarak çıkarılacak tezkereye hazırlanması süreci hız kazandı.
Tezkerenin çıkarılacağı gün Necdet Özel’in Süleyman Şah’taki askerler için bir bayram mesajı yayınlaması, tezkere çıktıktan sonra ise benzer bir açıklamanın Erdoğan tarafından yapılması elbette ki tesadüf değildi.
Peki tezkere iddia edildiği üzere IŞİD karşıtı uluslararası koalisyona katılabilmek için mi çıkarıldı?
Görünür neden elbette bu, iç ve dış kamuoyuna gerekçe böyle sunuldu.
Oysa IŞİD olsa olsa Suriye’ye yönelik bir müdahalenin makyajı olabilir; yeni-Osmanlıcı dış politika, emperyal hedefleri uğruna koalisyonla birlikte IŞİD karşıtı operasyonlara katılabilir ama esas hedefi IŞİD değildir.
Peki esas hedef nedir?
Bir süredir yazdığımız üzere esas hedef Rojava ve Esad rejimidir.
Erdoğan’ın “bugün Kobane’de olanlar yarın Cizire’de, Afrin’de olabilir” diyerek PYD’ye bağlı diğer kentlerde de aynı şeylerin yaşanabileceğini söylemesi yeni-Osmanlı’nın Rojava’ya bakışını göstermektedir.
Zaten Salih Müslim de Türkiye’nin Kobane’ye yardım için “özerklikten vazgeçin” şartını koştuğunu açıklamıştır.
Ve elbette ki esas hedef, oluşturulacak güvenli bölgeyle Suriye’ye karşı “ılımlı” muhalifleri güçlendirmektir.
( O “ılımlı”ların daha geçtiğimiz günlerde Humus’ta bir ilkokula saldırı düzenleyip 50’ye yakın çocuğu katlettiğini unutmayalım)
Dolayısıyla çıkan tezkerede IŞİD bir örtüdür, bir makyajdır. Tezkere yeni-Osmanlı’nın emperyal hayallerinin ete kemiğe bürünebilmesi için atılmış önemli bir adımdır.
Tam da bu nedenle savaş karşıtlığı ve hem Kobane’yle hem de Suriye yönetimiyle dayanışmak, toplumsal muhalefetin öncelikli gündemidir.
Fatih Yaşlı