Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyareti öncesinde Somali’de Türk heyetinin kalmakta olduğu otele Yemen El Kaide’si Eş Şebab tarafından düzenlenen bombalı eylemde 3’ü Somali’li, 2’si saldıgan olmak üzere 5 kişi öldü, bir Türk de yaralandı.
Yine aynı gün, saldırıyı Etiyopya’da öğrenen Erdoğan’ın tepkisi tam da mevzubahis yazımızdaki ‘Gerçek İslâm’ başlıklı ‘nafile’ tartışmaya veri oluşturacak mahiyette şöyleydi: “Bugün yine bir terör eylemi oldu Somali’de. Ne adına yapıyorlar bunu? İslâm adına yapıyorlarsa ben bir Müslüman’ım, İslâm’da böyle bir şey yok. Bir Müslüman öncelikle intihar edemez. Böyle bir İslâm kesinlikle yok, bizim dinimizde ‘insanları git öldür’, böyle bir şey yok”.
Eylemi gerçekleştirenlerin bunu ne kadar ‘intihar’, ne kadar ‘Allah yolunda cihat edip şehitlik şerbeti içmek’ olarak değerlendirdikleri sorusunu bir kenara bırakalım. Zaten bu bakımdan Erdoğan’ın sözlerine karşılık ‘intihar’la ‘şehadet’in farkının altını çizerek kendi ‘gerçek’ İslâmlarının bildiriminde bulunanlar mutlaka çıkacaktır!..
Bizim açımızdan esas üzerinde durulması gereken şu ki yukarıdaki şekilde konuşan Cumhurbaşkanı’nın ülkesinde bu sözlerden daha birkaç gün önce Fransa’da İslâm adına ‘insanları git öldür’ün gereğini yapmış olanlar için gıyabi cenaze namazları düzenlendi, dualar edildi, mekânları cennet olsun dendi ve “Kuaşi Kardeşler onurumuzdur” sloganları atıldı.
Demek ki Cumhurbaşkanı’nın “Böyle bir İslâm kesinlikle yok” sözleri kendi ülkesinde bile hükümsüz!..
İslâm’la siyaset yapa yapa ipin ucu öyle bir kaçmış durumda ki belki de sizi yeterince İslâmi olmamakla, ‘gerçek İslâm’ı temsil etmemekle itham edecek unsurlar kendi toprağınızda çoktandır boy vermeye başladı bile!..
Belki de o yüzden ‘gerçek’ İslâm’ı ‘daha çok’ isteyenlerin baskısıyla Başvekil’inden Diyanet İşleri Reisi’ne kadar en önde gelen şahsiyetler dahi bir ‘Selefî’ sertleşme içinde…
Türkiye 2000’lerin başından itibaren AKP pratiğiyle dünya sahnesinde göz doldurmaya başladığında hâkim ve yaygın algı, ortada (hiç kuşkusuz eksik-gedik, sorunlu yanları bulunmakla birlikte) bir ‘seküler Müslüman toplum’ örneğinin, böylesi ‘istisnaî’ bir modelin de mevcut olduğu idi.
‘Arap Baharı’ ile ortaya çıkan gelişmeler (hatta Davos’taki ‘One Minute’ çıkışının, özellikle psiko-kültürel açıdan şimdilerde daha çarpıcı bir netlikle anlaşılan ‘boomerang’ etkisi) ‘İslâmlar’ içinde bir ‘İslâm’, nadide bir ‘seküler İslâm’ tecrübesine imza atmış Türkiye’nin harcanması oldu.
AKP, kendi elleriyle, dışa (Ortadoğu’ya) dönük ‘emperyal’ bir hırsla ve içe (Cumhuriyet’e) dönük gözü kara bir hınçla Türkiye’nin bir ‘seküler İslâm’ modeli olarak istisnaî şansını yok etti.
Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olundu!..
Bir yandan Ortadoğu-Arap coğrafyasına Osmanlıcı bir motivasyonla İslâmi liderlik arayışıyla açılıp avucunu yalama noktasına gelinirken ülke içinde de dindar-laik çatışmasının fitili ateşlendi. İktidarın sarsıldığı hissedilen her noktada oy tabanını yerinde tutma adına daha sert, keskin ve şedit bir ‘dinbazlık’ işlerliğe sokuldu.
Buradan sökün eden, AKP’yi bile ‘gerçek’ İslâm iddiasıyla üfürüp atacak bir ‘Selefîleşme’nin önünün açılması oldu gibi görünüyor.
O yüzden ham ve toy bir dille Cumhuriyet’i Osmanlı’nın ‘reklam arası’ saymaya yeltenen ve 2023’te filmin kaldığı yerden devam edeceğini ileri sürenler, izlemeyi murat ettikleri ‘film’in ikinci yarısında bir ‘ölü inanç’tan ibaret Osmanlıcılık’larına karşıt şekilde, Osmanlı düşmanlığından doğuş bulmuş ve hâlihazırda capcanlı bir Selefîlik bulurlarsa şaşırmasınlar.
‘Arap Baharı’ndan havaya girip Ortadoğu’da ‘Emir ül-Müminin’lik devşirilmeye çalışıldı ama bölgedeki resmi/gayrı-resmi, legal/illegal tüm siyasi oluşumlardan gelen karşılık, “Size burada ekmek yok” şeklinde tercüme edilebilir.
İçeride ise Kürt barışı, IŞİD tehdidi gibi muazzam meselelerde, ‘tasa’da ortaklık adına dayanışmaya ihtiyaç duyulan toplumun hemen hemen yarısını yanında bulma imkânlarının önü ‘Gezi’ sürecinden bu yana tamamen kapanmış durumda…
“Gerçek İslâm bendedir” diye boy gösterildikçe ‘Bugünün Dünyasında İslâm’ adına farklı, özgün, ayrıcalıklı, imrenilesi ve ümit vaat eden elde avuçta ne varsa hepsi uçtu gitti.
Tayfun Atay