11 Şubat 2015 - 09:56
Yemen Devlet Televizyonunda İlk Kez Sahih Ezan Okundu / Video

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Yemen'de müminlerin devrim yapmasının ardından doğru şeyler yapılmaya başlandı. Bunun bir örneği de tahrife uğrayan ezanın yeniden doğru kıraat edilmeye başlanması oldu. Yemen devlet televizyonunda ilk kez Hayya ale hayril amel ibaresi okunarak yeni bir devrime imza atıldı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Yemen'de müminlerin devrim yapmasının ardından doğru şeyler yapılmaya başlandı. Bunun bir örneği de tahrife uğrayan ezanın yeniden doğru kıraat edilmeye başlanması oldu. Yemen devlet televizyonunda ilk kez Hayya ale hayril amel ibaresi okunarak yeni bir devrime imza atıldı.

Ulemanın Bu Konudaki Görüşü

Şia ulema ve fakihleri Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'ten (a.s) nakledilen nassları izleyerek "Hayye ala hayri'l-amel" cümlesinin ezan ve kametin bir parçası olduğunu ve bu cümle söylenmeden ezan ve kametin doğru olmayacağını söylemektedirler.

Şeyh Mufid ve Seyyid Murtaza (İntisar adlı kitabında) bu görüşe sahip olan Şii ulemasındandırlar. Seyyid Murtaza der ki: Ezan ve kamette "Hayye ale'l-felah"tan sonra "Hayye ala hayri'l-amel" söylenmesi gerektiği İmamiyye'ye özgü bir görüştür. Bunun delili ise hak fırkanın bu konudaki icmasıdır.

Ehl-i Sünnet Resulullah'ın (s.a.a) sadece bazı günlerde bunu ezanın bir parçası olarak okuduğunu, fakat daha sonra bunu kaldırdığını söylemektedir. Fakat bunun kaldırıldığını iddia edenlerin bu iddiaları için delil getirmeleri gerekir; ama böyle bir delil getirmemişlerdir.

Yine bu ulamadan İmamiyyenin ileri gelen ulemasından Şeyh Tusi, Kadı Abdulaziz b. Berrac-i Trablosî,  İbn İdris Hillî,  Allame Hillî, Muhakkik Erdebilî, Şeyh Yusuf-i Bahranî ve Şeyh Muhammed Hasan Necefî'ye işaret edilebilir. Cevahir kitabının yazarı Muhammed Hasan Necefi şöyle der: "Her durumda bizim yanımızda en meşhur fetva budur. … "el-Medarik" kitabında şöyle geçer: "'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesinin ezanın bir parçası oluşu ashabımızın (İmamiyye'nin) görüşüdür ve bu konuda ben bir tek muhalif bile görmüş değilim." Et-Tezkire kitabında Nihayetu'l-Ahkam'dan naklen bu görüş İmamiyye ulemasına nispet verilmiş, Zikra kitabında bu ashabın amelinde isnat edilmiştir. Ve el-Mesalik'de ise şöyle geçmiştir: el-Muhezzeb'in nakline göre İmamiyye ve ashap bu konuda hiçbir ihtilafa düşmemişlerdir. el-Ğunye'nin zahirinden ezanın on sekiz cümle olduğunda ve bu rakamdan az veya fazla olmadığında icma olduğu anlaşılmaktadır: Dört defa tekbir, Allah'ın varlığına ve birliğine şehadet, peygamberliğe şehadet; sonra hayye ala's-salat, hayye ale'l-felah, hayye ala hayri'l-amel, tekbir ve tahlil (la ilahe illellah). Bunlardan her biri iki defa okunur. el-Mu'teber, et-Tezkire, en-Nasiriyat, el-Bihar ve el-Muntaha'da ezanın sonunda "la ilahe illellah"ın iki defa söylenmesi gerektiğine dair icma olduğu söylenmiştir; hatta son kaynakta ezanın başında dört defa tekbir getirilmesi gerektiğine dair icma olduğu söylenmiştir. Kametin cümlelerinde de İmamiyye arasında itina edilir bir şöhret vardır; hatta et-Tezkire kitabında bütün İmamiyye arasında böyle olduğu geçmektedir. el-Muntaha ve en-Nihaye kitaplarında bu şöhret bizim ulemamıza isnat edilmiştir. Ve el-Muhazzeb kitabından nakledildiğine göre ashabımız arasında bu konuda icma vardır. Ve el-Mesalik kitabında ise şöyle geçer: İmamiyye şuna inanmaktadır: Kametin cümleleri ikişer ikişer okunmalıdır. "Hayye ala hayri'l-amel"den tekbir arasına "kad-kameti's-salat" cümlesi eklenir ve sonundan bir "la ilahe illallah" azalır. Böylece kamette on yedi cümle vardır.

"Hayye ala hayri'l-amel" Cümlesinin Ezan ve Kametten Çıkarılmasının Nedeni

Dedik ki: Bu cümle Resulullah'ın (s.a.a) döneminde ezan ve kametin bir parçasıydı; ancak ikinci halife, halka en üstün amelin Allah yolunda cihad olduğunu anlatmak ve halkı cihada teşvik etmek istediği için ezanda, "en üstün amel namazdır" cümlesini karşısında bir engel olarak algıladı.

Halife, beş vakit namazın ezan ve kametinde bu cümlenin söylenmesi durumunda halkın cihad konusunda gevşeklik göstermelerinden endişelendi; çünkü insanlar namazın en üstün amel olduğunu anlarlarsa rahatlık içerisinde oldukları zaman tehlikeli ve daha az sevabı olan cihada eğilim göstermeyeceklerdi. İşte bu nedenle maslahat için bu cümleyi ezandan çıkarmayı uygun gördü.

Aşaire mezhebinin mütekellimlerinin ileri gelenlerinden olan Kuşçu Şerh-i Tecrid adlı kitabında, imamet konusunun sonunda şöyle kaydetmiştir: Halife Ömer minbere çıkarak şöyle dedi: "Resulullah'ın (s.a.a) döneminde olan üç şeyi ben yasaklıyor ve haram kılıyorum. Onları yapana had uygulayacağım: Kadınlarla muta yapmak, hac mutası ve ezanda 'hayye ala hayri'l-amel' demek.

Kuşçu Ömer'in bu bidatine meşruiyet kazandırmak için şöyle demiştir: "İçtihadî konularda bir müçtehidin diğerlerine muhalefet etmesi bidat sayılmaz."

İbn Şazan Ehl-i Sünnet ve Cemaate hitaben şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.a), Ebubekir ve Ömer'in hilafetinin ilk döneminde 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesi ezanın bir parçası olarak okunuyordu. Fakat Ömer, "Ben halkın sadece namaza yönelmesinden korkuyorum; çünkü 'Hayye ala hayri'l-amel' dendiği zaman halk cihadı bırakıp namaza yönelecektir" dedi ve bunun üzerine bu cümlenin ezandan çıkarılmasını emretti."

İkrime'den şöyle rivayet edilmiştir: "Ömer'in bu cümlenin ezandan çıkarılmasından maksadı, halkın sadece namazla yetinmemesi, cihada da önem vermesiydi."

Saiduddin Taftazanî "Şerhu'l-Azud Ala Muhtasari'l-Usul" adlı kitabının haşiyesinde İbn'i Hacib'den şöyle nakletmiştir: 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesi Resulullah'ın (s.a.a) döneminde ezanın bir parçası olarak okunuyordu; fakat Ömer halkın cihadı bırakıp sadece namaza yönelmesinden endişelenerek onun ezandan çıkarılmasını emretti.

Ezanda "Hayye ala hayri'l-amel" cümlesinin okunması halkın cihadı önemsememesine neden oluyorduysa, sürekli bir fesat ve olumsuzluğu olduğu için onun esasen teşri edilmemesi gerekirdi; nitekim Ehl-i Sünnet böyle yaparak bugüne kadar ezanda "Hayye ala hayri'l-amel" cümlesini okumamışlardır!

Yine Kesra ve Kayser imparatorluklarının yıkılışını müjdeleyen Resulullah'ın (s.a.a) bu sorunu da halletmesi gerekirdi. Ayrıca, ashabın savaş meydanlarındaki yiğitlik ve kahramanlıkları bu yanlış sanıyı ortadan kaldırmaktadır; çünkü Kur'an-ı Kerim'in de apaçık tasrih ettiği gibi onlar Resulullah'la (s.a.a) birlikte Allah yolunda cihad ediyor ve 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesi onların cihad etmesine engel oluşturmuyordu.

İşte bu nedenle Aşaire'nin mütekellimlerinden Kuşçu'nun, "İçtihadî konularda bir müçtehidin diğerlerine muhalefet etmesi bidat sayılmaz…" şeklindeki sözünü kabul etmiyoruz; çünkü Allah Teala'nı buyruğu gereğince Resulullah'ın (s.a.a), "O hevâdan konuşmaz; onun konuştuğu kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir" (Necm, 3-4) özelliğine sahip olduğunu görüyoruz; o halde diğerleri ilahî bir izinleri olmaksızın ilahî hükümlere nasıl müdahale edebilirler?!

Seyyid Şerefuddin bu sözü şöyle açıklıyor: "Diyorlar ki ikinci halife Ömer, kendisinin de apaçık bir şekilde dediği gibi halkın beş vakit namazın ezan ve kametlerinde 'Hayye ala hayri'l-amel=namaz en üstün ameldir' sözünü duyarak sadece namazla yetinip cihadı bırakacaklarını gördü.

Kuşçi'nun ikinci halifenin bu bidatine meşruiyet kazandırmak için, "İçtihadî konularda bir müçtehidin diğerlerine muhalefet etmesi bidat sayılmaz" dediği görülmektedir. Oysa bu batıl bir yorumdur; çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) buna apaçık bir şekilde tasrih etmiştir; onun tasrih ettiği bir konuya muhalefet etmek ise doğru değildir. Mükelleflerin amelleri konusunda Resulullah'ın (s.a.a) verdiği hükümlere muhalefet etmenin caiz olmadığı konusunda herkes görüş birliği içerisindedir; çünkü Hz. Muhammed'in (s.a.a) helali kıyamete kadar helal ve haramı da yine kıyamete kadar haramdır. Ayrıca, efendimizin ister teklifi ve ister vazî alanlarda olsun diğer hükümleri de böyledir. Bütün Müslümanlar Resulullah'ın (s.a.a) peygamberliğinde icma edip hiç kimse buna aykırı bir şey söylemediği gibi bu konuda da icma etmişlerdir.

Kur'an-ı Kerim de bu gerçeği vurgulayarak, "Bir de peygamber size her ne emir verirse onu tutun, yasakladığından da sakının ve Allah'tan korkun; çünkü Allah, cezalandırması çetin olandır" buyurmaktadır.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Allâh ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur."

Yine buyuruyor ki: "Hayır, Rabin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme, içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar."

Ve yine şöyle buyuruyor: "Bu Kuran, arşın sahibi katında değerli, güçlü, sözü dinlenen ve güvenilen şerefli bir elcinin getirdiği sözdür."

Başak bir yerde de şöyle buyurmaktadır: "Ki, o (Kur'ân) elbette değerli bir elçinin sözüdür. O, bir şâ'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir."

Ve yine buyuruyor ki: "O hevâdan konuşmaz; onun konuştuğu kendisine vahiyden başka bir şey değildir. Ona, çetin kuvvetlere sahip ve güçlü biri öğretmiştir."

O halde Resulullah'ın (s.a.a) buyrukları da, "Ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sâhibi, çok övülen(Allâh)dan indirilmiştir"[96] özelliğine sahip olan Kur'an-ı Kerim ayetleri gibidir.

Bu ayetlere inanan ve Resul-i Ekrem'in (s.a.a) peygamberliğini tasdik eden kimse Hazretin buyruklarını bir iğne ucu kadar değiştirme cesaretini gösteremez. Yapılan bütün bu tevil ve tahriflerden Allah'a sığınıyoruz.

"Hayye ala hayri'l-amel" Cümlesinin Ezanın Bir Parçası Olduğuna Başka Bir Te'kit

Zirekşî, "Bahru'l-Muhit" adlı eserinde şöyle yazmaktadır: ihtilaf konularından biri de "Hayye ala hayri'l-amel" cümlesidir. Medine halkı yanında güvenilir bir kişi bilinen İbn Ömer "Hayye ala hayri'l-amel" cümlesini ezanın bir parçası bilmekteydi.

"es-Senam" kitabında şöyle geçmektedir: "Doğrusu ezanın 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesiyle yasanmış olmasıdır…"

Yine Ravzatu'n-Nazir kitabında şöyle geçer: "Maliki, Hanefi ve Şafii âlimlerinden bir çoğu 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesinin ezanın bir parçası olduğuna inanmaktadır."

Şevkanî "el-Ahkam" kitabından naklen şöyle yazmaktadır: 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesinin Resulullah'ın (s.a.a) döneminde ezanın bir parçası olduğu, bu cümlenin ezanda söylendiği ve nihayet Ömer'in döneminde ezandan çıkarıldığı bizim yanımızda ispatlanmıştır."

Bahsimizin Özeti:

Yukarıda söylediklerimizden anlaşılıyor ki: 'Hayye ala hayri'l-amel' cümlesi Resulullah'ın (s.a.a) ve Ebubekir'in dönemlerinde ve yine Ömer'in hilafetinin başlarında ezanın bir parçası olarak okunuyordu. Fakat Ömer nass karşısında içtihad ederek onu ezandan çıkarmalarını emretti. Resul-i Ekrem (s.a.a) buna hükmettiği halde Ömer, gevşek ve makul olmayan bir delille onu ezandan çıkardı.

Halife Ömer halkı cihada yönlendirmek için bu cümleyi ezandan çıkarmıştır; günümüzde bu cümlenin ezandan çıkarılması için o gerekçe kalktığına göre şimdi bizim de Resul-i Ekrem'in (s.a.a) sünnetine uyarak onu ezanın bir parçası olarak okumamız icap eder. O halde neden bütün Müslümanlar Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) imamlarının sünnetine dönmüyorlar?!