Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bölgenin stratejik konularında uzman olan Abdülbari Atvan, Re’yu-l Yavm haber merkezindeki yeni makalesinde, şunları yazdı: Libya’da iki hükümet, iki parlamento ve iki ordu vardır, fakat şimdi buna birde daha önemli ve daha tehlikeli bir rejim eklenmiş oldu ki oda, “İslam Devleti” ve onun yeni eyaletleri olan Birak ve Sirt’tir. Ki muhtemelen yakında Saba ve Trablus illerinde de aynı eyaletler kurulacaktır. Bunlar yaşanırken NATO ve müttefikleri olan bitenle ilgili haberleri gizlemekteler.
Oysa ABD ve IŞİD karşıtı koalisyonu, IŞİD’in Suriye ve Irak’ta ilerlemesini engellemeye odaklandığı, onların mevzilerini hedef almak için hava saldırıları düzenlediği ve iki ay sonra Musul şehrine operasyon yapmak amacıyla Irak Ordusu ve Kürt Peşmergeler'den oluşan bir gurup elemanı eğitip donattığı bir sırada, IŞİD aniden hiç beklenmeyecek şekilde herkesi hayrette bırakarak kendi varlığı ve ilerleyişini, hiç kimsenin aklına gelmeyen diğer bir bölgede de ilam etti. Bu bölge de Libya’dan başka değildi.
IŞİD’i savunan askeri güçlerin günün ortasında Libya’nın doğusunda düzenledikleri askeri manevrayı gören ve bomba yüklü araçlarla doğu bölgesinde Halife Hafter’e karşı düzenlenen intihar saldırılarında IŞİD’in sorumluluğunu üstlenerek “İslam Devleti”ne bağlı Birak eyaleti sözcüsünün açıklamasını duyanlar, el-Kaide ile geçirdikleri günlere hasretle bakıyorlardı.
Avrupalı devletler özellikle Akdeniz’in kuzey kıyısında bulunan ülkeler, IŞİD ve onun eyaletlerinin kendi güney sınırlarına yaklaşmasından dolayı korku ve vahşete kapılmış haldeler. İlginç olan ise bu ülkeler özellikle İtalya ve Fransa, 2011 yılında NATO koalisyon güçlerinin Libya’ya askeri müdahalede bulunmasını en çok isteyen ülkeler olmasıdır. Ama şimdi kendilerini iki tehlikeyle karşı karşıya geldiklerini görüyorlar; Birinci tehlike, deniz yoluyla bu ülkelerin kıyılarına gerçekleşecek olan kanunsuz göçtür; ikinci tehlike de aşırı terörist unsurların bu muhacirlerin arasında bulunma ihtimalidir. Libya kıyılarının Avrupalı komşularla olan uzunluğu 2000 kilometreyi geçmektedir ve karşı kıyıya geçmek isteyenler için açık bir ortam sayılmaktadır.
Savaş uçakları ve gemileri bulunan Avrupalı devletler, Libya krizinin barışçıl yollarla çözülmesini gündeme taşıyarak Mısırlı yetkililerin Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında yeni bir askeri müdahaleye ilişkin çağrısına karşı geldiler. Onlar, aynı şekilde Libya’dan silah intikalinin yasağına karşılar, zira böyle girişimlerin Libya krizini daha da derinleştirip karmaşık hale getireceğini biliyorlar. Tüm bunlardan daha da önemlisi, bu krizin sonuçlarından korkmaları ve yüzlerini başka tarafa çevirmeleridir.
Libya’nın komşusu olan ülkelerin özellikle Mısır’ın Libya’daki kanlı iç çatışmaların sonuçlarından korkusu, bireysel yada kitlesel olarak aşırı guruplar için uygun ortam oluşturabilecek olan siyasi ve toplumsal kaygılardan çok daha fazladır. Bu hususta üç karşıt yaklaşımın bulunduğunu söyleyebiliriz: Birincisi, Mısırlı 21 Kıpti işçinin bu ülkede öldürülmesine tepki olarak hava saldırısını savunan Mısır’ın yaklaşımıdır. İkincisi, her türlü askeri müdahaleye şiddetle karşı çıkan el-Cezayir tarafından öne sürüldü. Üçüncü yaklaşımın startını Tunus yaptı ki asayı ortadan tutmaya çalışıyor. Bu doğrultuda, Tunus’un kıdemli Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi, ‘Libya’nın doğusu ve batısındaki her iki devletin de meşru olduğunu’ söyledi. Sanki şu noktayı demeye getiriyordu: Biz herkesle dostuz ve şerrinizi bizden uzak tutup bizi kendi halimize bırakmanızı umuyoruz.
Arap ülkelerinin Libya’ya karşı takındıkları tutum, kelimenin tam anlamıyla utanç vericidir, Mısır’ın kendini savunmasının meşru bir hak olduğunu ve Libya’da saldırı yapma hakkına sahip bulunduğunu izan eden Arap Birliği Temsilciler toplantısının son bendine yönelik Katar’ın getirdiği mülahaza, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri tarafından teyit edildi. Söz konusu Konsey, bu mülahazaya tepki olarak Mısır temsilcisi tarafından Katar aleyhinde terörü destekleme konusunda yapılan suçlamaları Konsey Genel Sekreteri tarafından açıklanan bildiriyle redd etti. Ancak aynı Genel Sekreterlik tarafından açıklanan yeni bildiride, Mısır’ın Libya’daki terörist guruplara karşı yaptığı askeri girişimleri onayladı. Bu tutumlar utanç vericidir ve hâlihazırdaki çöküntü sayesinde Arap rejimlerinin öngörülebilir güvensizliğini göstermektedir. Elbette bazı körfez ülkelerinin özellikle Katar ve Birleşik Emirlikleri'nin ilk günden itibaren verdikleri mali, askeri ve siyasi desteklerle bizi Libya krizine soktular.
Libya’da yaşanan şu anki karmaşa Arap komplosunun ve ABD’nin planlarının tuzağına düşmenin sonuçlarından biridir. ABD, bölgeyi parçalamanın ve devletleri içi boş başlıklar altında yok etmenin peşindedir. Arap medyasının bir kısmı da bunlardan etkilenerek bu komplolar doğrultusunda propaganda yapmaktadır. Bu araçlar, kurulan komplo doğrultusunda iyi niyetle ya da kötü niyetle söz konusu komplolar için geniş ilgi oluşturuyorlar ta ki gelecekte söz konusu hedeflerin takip edilmesinde ondan istifade edilsin.
Libya, Irak’ta kitle imha silahları yalanından geri kalmayan büyük bir yalanın kurbanı oldu. Libya devleti, güvenliği ve istikrarıyla ve zengin petrol kaynaklarıyla bu yalanın maliyetlerini ödemektedir, zira bu milletin bazı kesimleri bu yalana kandılar, yaymaya çalıştılar ve diğer unsurları da bu yönde ikna ettiler.
Batlı devletler, Suriye, Libya ve Yemen’de krizden tek çıkış seçeneği olarak siyasi çözümlerden bahsediyorlarsa ve bu ülkeleri mağlup olmuş devletlere çeviren askeri çözümlere karşı duruyorlarsa, bundan şu sonucu çıkarabiliriz ki arıktan çıkan suyu geri arığa getirmeyi ya istemiyorlar yada güçleri yetmiyor ve devletleri ve milletleri kendi elim ve uğursuz kaderleriyle baş başa bırakma gayretindeler. İnsanı öfkelendiren de, bölge meselelerinde ABD, Batı ve onların askeri-siyasi müdahaleleri üzerinde hesap yapan ve onu bölge sorunlarının en önemli çözüm yollarından biri olarak telakki eden gurupların hala aramızda bulunmasıdır. Onlar, ülkelerimiz arasındaki istikrarsızlığın ve bölünmenin bizzat Batı tarafından ekilmiş miras olduğunu görmezden gelmekteler.
Arap Birliği, bölge ve bölge milletlerine karşı komplonun merkezi haline gelmiştir ve Arap maskesi dışarıdan yapılan askeri müdahaleler için gerekli yalanı oluşturmaktadır. Bu nedenle, Arap Birliği'nde hiçbir fayda yoktur ve ıslah edilmesinin de hiçbir etkisi olmayacaktır. Bu Birliğ'in İslam Ümmeti ve milletlerine karşı kurduğu komplolarda parmağı olan herkes yargılanmalıdır; bu kişiler ister Arap Birliği'nin eski ve şu anki Genel Sekreterleri Amr Musa ve Nebil el-Arabi olsun isterse bu Birliğ'in kürsülerinde oturup dengeleri altüst eden, bölgenin merkezi devletlerinin gerilemesini ve ülkelerdeki milli liderlerin yokluğunu müdüriyet eden kimseler olsun hiç fark etmez.
Çev.: Mehmet Gönül