Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bu bağlamda AKP iki eş genel başkanı Ahmed Davutoğlu ile Erdoğan Türkiye devletini iç ve dış politika alanında büyük bir bataklığa sürüklemektedirler. Erdoğan Türkiye'de Amerika ve terörist İsrail rejiminin işbirlikçisi Mısır'ın devrik diktatörü Hüsnü Mübarek ve Yemen diktatörü Ali Abdullah Salih gibi başkanlık sistemi temelinde aile hâkimiyetini kurmaya çalışmaktadır. Bu nedenle Fars Körfezi işbirliği konseyinin üyesi aile hâkimiyetleriyle yönetilen Arap gerici rejimlere özenerek ve onlarla bütünleşmeye çalışarak Amerika direktifleri doğrultusunda bölgesel jandarmaya dönüşmeye hazırlanmaktadır.
Erdoğan bu kaprisleri doğrultusunda Türkiye içinde, komşu ve bölge ülkelerinde mezhep savaşları çıkarmaya da özen göstermektedir. Erdoğan bu bağlamda sürekli Suriye, Irak, Yemen ve Bahreyn'de mezhep savaşının başlatıldığı iddiasını gündemde tutup, bu yoldan Sünni dünyasının liderliğini oynamaktadır. Bunun anlamı da İslam ülkelerindeki kavimler ve mezheplere mensup Müslüman ve gayri Müslim insanlar arasında tefrika ve çatışma çıkarıp, Amerika ve Siyonist rejimin BOP Eş başkanlık ve Model ortaklık görevlerini yerine getirmektir. Türkiye cumhurbaşkanı Erdoğan ve geçici başbakan Davut oğlunun Suriye ve Irak'ı Suudi Arabistan krallık rejiminin desteğindeki Tekfirci teröristlere yardım yataklık yapması inkar edilemez bir gerçektir. Ölen Suudi kralı Abdullah'ın Erdoğan'a 10 milyar dolar hediye, namı diğeri rüşvet vermesi de bu bağlamda değerlendirilebilir.
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Suudi krallığına diyet borcunu ödemek için, Yemen halkının demokratik ve bağımsızlık mücadelesine karşı kanlı ve yıkıcı saldırılarını sürdüren "Suudi Arabistan'ın dikta krallık rejiminin askeri müdahalelerini desteklediklerini, durumun gidişatına bağlı olarak lojistik ve istihbarı destek vermeyi düşündüklerini söyledi.
Erdoğan Türkiye'nin, Yemen Cumhurbaşkanı Abdurrabbe Mansur Hadi'nin talebi üzerine Suudi Arabistan'ın öncülüğündeki Arap ülkelerinin, Yemen'deki Husi hedeflerine yönelik başlattığı "Kararlılık Fırtınası" adlı askeri operasyonu desteklediğini sözlerine ekleyip, İran İslam Cumhuriyetinin IŞİD tekfirci selefi Vahhabi terör örgütüyle Irak ve Suriye'deki mücadelesini de eleştirip, İran'ın Irak'taki etkinliğini artırmayı "İŞİD-DAEŞ"i bölgeden kovmaya, onun yerine geçmeye çalıştığını iddia etti. Erdoğan'ın bu sözleri de IŞİD ve El-Kaide teröristlerini İran İslam Cumhuriyetine ve Şii Müslümanlar öncülüğündeki Müslümanların Irak, Suriye ve Yemen'deki tekfirci terörizme karşı mücadelesine tercih ettiğini gözler önüne seriyor. Suudi Arabistan başta olmak üzere Fars Körfezi işbirliği konseyine üye gerici ve dikta Arap rejimleri Irak, Suriye ve Yemen'de El-Kaide ve uzantıları tekfirci teröristlerle işi bitirmeye çalıştılar. Fakat bu İslam ülkelerinde Şii ve Sünni Müslümanlar tekfirci teröristlere karşı imhacı operasyonlar başlattıktan sonra, Yemen sahasında başta olmak üzere, Suudi Arabistan ve Arap birliği Amerika'nın yeşil ışık yakmasıyla El-kaideyi desteklemek amacıyla Yemen halkına ve El-Husi öncülüğündeki devrimci ve antiemperyalist güçlere karşı savaş açtılar.
Türkiye hükümeti, Amerika öncülüğünde Suriye'ye karşı da askeri saldırıların yapılmasını istiyordu. Fakat Rusya'nın tepkisinden korkarak, Amerika Suriye'ye karşı askeri müdahale çağrılarına kulak asmadı. Fakat Yemen savunmasız kaldığı için Suudi dikta krallık rejimi gayri meşru ve halkın oylarıyla seçilemeyen kaçak Mansur Hadi'yi iktidar yapmak için bu komşu ülkesine hava saldırıları yaptı. Erdoğan'ın da demokratikleşme iddiaları boşa çıktı.
Erdoğan Suudi Arabistan destekli Amerika işbirlikçisi Abdul Fettah Sisi'nin askeri darbesine ateş püskürüyordu. Fakat şimdi Erdoğan Sisi'nin Yemen'e karşı "Arap birliği gücü" kurma planına lojistik ve istihbarı destek verip, yayılmacı ve saldırgan politikalarının içyüzünü gizlemek amacıyla İran'ı suçlamakta ve IŞİD gibi terör örgütlerinin desteklenmesi sürecini sözde meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Erdoğan hükümeti IŞİD, Nusra Cephesi ve İslam cephesiyle Fetih ordusu gibi tekfirci teröristleri Sünni direniş örgütleri ve Irak ile Suriye muhalifleri olarak lanse etmeye çalışmakta ve Yemen toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini iddia etmektedir. Suudi krallık rejimi öncülüğündeki Fars körfezi işbirliği konseyinin Yemen'de anayasal düzeni yeniden kurmak için vahşi ve hunhar askeri saldırılarını başlattıklarını iddia ettiler. Hâlbuki Suudi Arabistan ve Amerika'nın emir kulu olan "Mansur Hadi" Yemen Anayasasını ayaklar altına almakla kalmayıp, "Yemen'i altı bölgeye bölüp parçalama planı"nı da Husiler ve Ensarullah reddedip, Yemen milli birliği ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladılar. Erdoğan ile "Vahhabi Harici" Suudi Hanedanının anayasa ve kanun nedir bilmez dikta rejiminin halkların anti emperyalist, anti Siyonist ve demokratikleşme süreciyle Şii- Alevi Müslümanlara kin kusması, fitneci ve sinsi emelleri suya düşecektir. Erdoğan yönetiminin bu akıl ve mantık dışı ve Suudi Arabistan'ın dolduruşuna gelip mezhep savaşını körüklemesi Türkiye'yi içinden vuracaktır. Çünkü "Mekr yaptılar ve karşılığını Allâh'tan mekr ile aldılar. Allâh mekr yapanların en hayırlısıdır".
Seyid Ali Gaemmagami