9 Mayıs 2017 - 19:07
AKP'nin anla(ya)madığı

ÜÇLÜ ERDOĞAN'DAN ÖNCE ABD'DE Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump ile 15-17 Mayıs’ta yapacağı görüşme öncesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulisi Akar, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ABD’ye gitti.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - ÜÇLÜ ERDOĞAN'DAN ÖNCE ABD'DE

Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump ile 15-17 Mayıs’ta yapacağı görüşme öncesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulisi Akar, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ABD’ye gitti.

Erken gitmelerinde iki amaç var:

Bir, PKK’nın Suriye kolu YPG'nin Rakka operasyonunda yer almaması için ABD'lileri ikna etmek.

İki, TSK’nın Karaçok’a düzenliği hava operasyonunda öldürülen bazı YPG'lilerin cenazesine ABD askerlerinin katıldığı fotoğraflar yayınlanmıştı. Üçlü bu fotoğrafları muhataplarına ileterek, Türkiye’nin bu konudan çok rahatsız olduğunu dile getirecek.

Ardından Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da ABD'ye gitti. Bozdağ, Fetullah Gülen'in iadesi ve geçici tutuklanmasına ilişkin ABD'li mevkidaşı Jeff Sessions ile görüştü. Görüşmede 13 aydır ABD'de tutuklu bulunan Reza Zarrab'ın durumunun da konuşulduğunu tahmin etmek zor değil.

AKP'nin, ABD'den istedikleri iki maddede özetlenebilir:

Bir: "YPG ile hareket etme, bizimle hareket et, eskisi gibi. Esad'a ve İran'a karşı seninle birlikte olalım."

İki: "Gülen'i bize ver ve Zarrab üzerinden İran Ambargosunu delme olayını da artık unutalım."

Devam edelim.

AKP'NİN ABD'YE BAKIŞI

"Türkiye’nin zirvede konuşacağı konular listesi hayli uzun, ancak Amerika şu anda sadece “Kuzey Suriye’de DEAŞ’a karşı mücadelesinde Türkiye’yi kırmadan, üzmeden YPG/PYD güçleri ile hareket etmeyi nasıl sürdürürüm ”meselesine konsantre olmuş durumda ve bunun “Amerika’nın şu anki en önemli ulusal güvenlik meselesi” olduğunu da söylüyorlar." (8 Mayıs 2017, Habertürk gazetesi, Serdar Turgut)

Serdar Turgut'un köşesine taşıdığı bu ifadeler AKP'nin ABD ile ilişkilere bakışının özünü yansıtıyor. Erdoğan başta olmak üzere bütün Erdoğancı AKP kurmaylarının ortak bakışı bu.

AKP, ABD'nin bölgedeki varlığının nedenini IŞİD'le mücadeleyle ya da İran ve Esad düşmanlığıyla izah ediyor. AKP telakkisi, ABD ile gergin olan ilişkilerini kendi çabalarıyla ya da "mekik diplomasisiyle" çözebileceklerini hayal ediyor.

Buradan AKP'nin, ABD'nin bölgedeki stratejik planlarını bir türlü anlamadığı ya da anlamak istemediği sonucu ortaya çıkıyor. AKP, ABD'nin bölgesel stratejisini anlamadığı ya da anlamak istemediği için ABD-PKK ilişkisini de bu yüzden geçici bir ilişki olarak görüyor ya da görmek istiyor.

Defalarca anlattık ama tekrar etmek zorundayız.

2. İSRAİL PLANI VE "KÜRT KORİDORU"

1.Körfez Savaşı ile birlikte, ülkemizdeki Turgut Özal hükümetinin de desteklediği ABD'nin Çekiç Gücü Irak işgaliyle 36.paralelin kuzeyine (Irak'ın kuzeyi) yerleşti. Abdullah Öcalan'ın başını çektiği PKK, bu gelişmeyle birlikte adım adım ABD'nin güdümüne girdi. Zira; ABD'nin bölgedeki varlığı, PKK için bulunmaz bir fırsattı. Tam tersi de geçerliydi. ABD'nin bölgedeki stratejik hedefleri açısından da PKK bulunmaz bir politik/askeri aletti. ABD'nin 2.İsrail planı ile PKK'nın "4 parça Kürdistan'ın birleştirilmesi" hedefi fazlasıyla uyumluydu. PKK bu süreçte Bekaa'dan Kandil'e taşındı.

PKK diğer ayrılıkçı Kürt örgütleriyle kıyaslandığında ABD için daha gelişkin, yetenekli ve işlevliydi. ABD açısından bölgedeki ayrılıkçı "Kürt" örgütlerinin de bir önem sırası vardı. PKK; Barzani'nin KDP'si gibi aşiret örgütlenmesi değildi ya da Talaba'nin KYB'siyle kıyaslandığında yalnızca Irak'ta değil, "4 parça Kürdistan(Türkiye, Suriye, Irak ve İran)"ın bütününde örgütlüydü.

Saydığımız bu nedenlerden dolayı ABD'nin bölgedeki planları açısından PKK'nın varlığı olmazsa olmazdır. ABD'nin 2.İsrail planının en büyük ve belirleyici hamlesi olan "Kürt Koridoru"nun inşası için PKK ABD açısından alternatifsizdir. Özetle; ABD'nin 2.İsrail ya da "Büyük Kürdistan" planı için PKK/PYD/YPG ile olan ilişkisi taktiksel değil, stratejik düzlemdedir.
Belirtmekte fayda var. ABD'nin emperyalist stratejik hedefleri her ABD başkanı değişikliğinde değişmez. Trump, Obama ya da daha önceki ABD başkanları; emperyalist ABD'nin başkanlarıdır.

ABD'nin uygulamak için büyük uğraş verdiği 2.İsrail planı belirttiğimiz nedenlerden dolayı doğrudan Türkiye'nin birliğini ve varlığını tehdit ediyor.

ABD'lilerle 16 Mayıs öncesi görüşmelerde konuşulacak bütün konu başlıkları, aslında Amerikan saldırganlığının Türkiye'ye karşı hamlelerini içeriyor.

ABD, PKK/PYD/YPG ile birlikte Türkiye karşı mevzilendi. Bu yüzden Türkiye'nin Rakka planı önerisini dikkate alınmıyor ve alınmayacak.

15 Temmuz darbe girişimi ABD güdümlüydü. O nedenle Gülen'e ilişkin sunulan hiçbir delil ABD'lileri ikna etmedi ve etmeyecek.

ABD, Erdoğan'ın üzerini esas olarak Zarrab olayında, yani İran'a ambargonun delinmesiyle çizdi. Bu tavrın ABD açısından affı yok, zira Türkiye hükümeti ABD'nin kırmızı çizgisini "ihlal etti", bölgedeki Amerikan kurallarını çiğnedi. O nedenle ABD için mesele Zarrab değil, Erdoğan'dır.

Ayrıca Batı'nın genelindeki "Diktatör Erdoğan" söyleminin arkasında da bizzat ABD propaganda aygıtları var. Bunu anlamak zor değil.

SALDIRGANLIK DİPLOMASİ İLE PÜSKÜRTÜLEMEZ

Serdar Turgut'un dediği gibi ABD'nin "Türkiye'yi kırmamak" gibi bir düşüncesi ya da eylemi yok. Bilakis Amerikan saldırganlığı en açık haliyle bugün Türkiye'nin üzerine çullanıyor. En son Aydınlık.com.tr Dış Haberler Editörü M. Birol Güger'in haberinde İsrail gizli servisi Mossad'ın propaganda sitesi olarak bilinen Debka, 30 Nisan'da yayınladığı “ABD askeri Kürtleri Türkiye'ye karşı savunacak” başlıklı bir analizde, "Türkiye ABD ile çatışabilir" saptamasında bulunuyor. Amerikan-İsrail saldırganlığı Türkiye düşmanlığını gizlemiyor ancak AKP iktidarı diplomatik temaslarla ABD'yi ikna edeceğini sanıyor. Açıkça söyleyelim; Türkiye hükümeti FETÖ'ye ve PKK/PYD/YPG'ye karşı mücadele edip, Asya'ya yöneldiği sürece, Amerikan saldırganlığı sona ermeyecektir.

Özellikle son(dördüncü) Astana toplantısında Türkiye, Rusya ve İran'ın "çatışmasız bölgeler" konusunda anlaşmaya varmaları ABD'yi iyiden iyiye çileden çıkardı.

ABD'nin bölgesel planlarını kavramadan ve bu doğrultuda sürmekte olan Amerikan saldırganlığını saptamadan, verilecek bütün çabalar boşunadır.

ÜSLERDEKİ AMERİKAN VARLIĞINA SON

Üzerinize namlu doğrultmuş bir gücü diplomasi ile ikna edemezsiniz. ABD tanklarını hiç çekinmeden Türkiye'ye doğrulttu. Bunun adı askeri-politik yaptırımdır. Karşılığı diplomatik girişimlerle verilemez. Karşılığı; Adana-İncirlik Hava Üssü'ndeki, Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü'ndeki ve Malatya-Kürecik Radar Üssü'ndeki Amerikan varlığı sonlandırılarak verilir. Mesele bu aşamadadır.

Ayrıca, Türkiye hükümeti, Suriye hükümeti ile bütün ayrılıkları bir kenara bırakarak, ortak düşmana karşı işbirliği yapmak zorundadır. ABD-İsrail saldırganlığı, Türkiye ve Suriye'yi kader ortağı haline getirmiştir. Zira; ABD-İsrail saldırganlığı Türkiye ve Suriye'yi hedef alıyor. Türkiye hükümeti, Suriye hükümeti ile Rusya aracılığıyla değil, doğrudan görüşmelidir. Ankara-Şam hattı kurulmalıdır.

Erdoğan ve adamları yanlış adreslerde çare arıyor. Çare Washington'da değil, Şam'la işbirliğindedir.

Evet, çözüm bu denli yalın ve basit. Ancak Türkiye'deki mevcut iktidar bu yaptırımları uygulayabilecek mi, Şam'la sağlıklı ilişki kurabilecek mi? İşte bu sorunun yanıtı belirsizliklerle dolu.

AKP'nin Türkiye’ye yönelik ABD saldırganlığının farkında olmadığını elbette düşünmüyoruz. Hepimizden fazla farkında olduklarından da hiç şüphemiz yok, zira saldırıları bizzat yaşıyorlar.

Burada sorulması gereken soru şu: Bütün bu gelişmelere rağmen ABD ile ilişkileri tamir etme ve bir yandan bölge ülkeleriyle hareket ederken diğer bir yandan da ABD'nin bölgesel hamlelerine eklemlenme uğraşlarının sebebi nedir?

Yanıt pek çetrefilli değil: AKP'nin ideolojik(mezhepçi), sınıfsal(bireysel zenginlik için çıkar ilişkileri) ve tarihsel(1945'ten beri süren Amerikancı Türk siyaset geleneği) aidiyetleri ABD ile ilişkilerde net tutum alamamasını sağlıyor.

AKP, Amerikan saldırganlığını tek başına püskürtme yeteneğine haiz değil, bunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz.

Ekler