Ehlibeyt (as) Haber Ajansı ABNA - Reuters haber ajansı bu husustaki raporunda Suudi Arabistan dışişleri bakanlığı makamlarının açıklamalarına değinerek Tahran ile Riyad arasında başlatılan diyalog sürecinin devam edeceğini duyurdu.
İran İslam Cumhuriyeti dışişleri bakanlığı sözcüsü Said Hatipzade de daha önce 19 Nisan'da İran ile Suudi Arabistan arasındaki diyaloglar hususunda yayımlanan haberlere ilişkin şöyle bir açıklamada bulunmuştu: " İran İslam Cumhuriyeti, Suudi kraliyet ülkesi ile diyalog yapmaktan her zaman memnuniyet duymuş ve bu diyalogları iki ülke halkının, bölge istikrarı ve barışının lehine olduğunu düşünüyor."
Suudi veliaht prensi Muhammed bin Selman da son dönemde El Arabiye kanalına verdiği demeçte ülkesinin komşu ülke İran'la iyi ilişkiler kurabileceğini umut ettiğini bildirdi.
Bu yaklaşımlar bir kaç açıdan bölgedeki gerilimleri azaltmakta etkili olabilir.
Riyad'ın İran ile müzakere ve gerilimleri giderme yaklaşımının incelenmesinde göze çarpan önemli hususlardan biri de Suudi makamlarının , bölge ülkelerinin Suudi Arabistan siyasetlerinden uzak durma ve bu yöndeki taleplerine gerçekçi bakmaya başlamasıdır. Bu açıdan bölgedeki önemli odak noktalarında kriz düzeyinin azalması Riyad için önem taşımaktadır. Hatta stratejik önem taşıdığı bile söylenebilir.
Siyasi meseleler uzmanı Kamran Keremi, bu kriz odak noktalarından birinin de Yemen kriz noktası olduğunu düşünüyor ve şöyle bir değerlendirmede bulunuyor: " 6 yıl yıpratıcı savaşın ardından, Riyad, Suudi Arabistan'ın bütçesinin önemli bir kısmını hem de petrol fiyatlarının düştüğü bir sırada yutan bu savaştan görece bile sayılacak kazanım elde edemedi. Bu girişim sadece Husilerin farklı cephelerde güçlenmesine bile yol açmıştır."
Kuşkusuz Suudi Arabistan makamlarının bölgedeki mevcut durumu doğru kavraması, gerilim yaratma ve kriz doğurma stratejisinin hiç kimsenin işine yaramadığını anlamasına yardımcı olmuştur. Bu durum Suudi Arabistan'ın yaklaşımını değiştirmesi ve yanlış tavırları ve hatalarını telafi etmeye çalışmasına yol açmıştır.
***
Öte yandan, bölgede güç denklemlerinin değişmesi ve direniş ekseninin etkinliğinin artması da Suudi veliahdını yeni yaklaşım edinmeye götürmüştür. Bu bağlamda Suudi veliahdı da bölgedeki maceracı serüveninin sona erdiğini biliyor.
Deneyimler ise Amerika müdahaleleri ve yabancıların bölge içi meselelerine karışmasının güvensizlik ve kaynakların heba edilmesinden başka bir sonucu olmadığını göstermektedir.
Bu bileşenlerin toplamı göz önüne alındığında Suudi Arabistan'ın geçmişteki yaklaşımını değiştirerek bölgede gerilimlerin azaltılması için zemin hazırlaması beklenmektedir. Tabii bu alanda başarılı olmak Siyonist Rejimin bölgedeki yıkıcı rolü gibi değişkenlere de bağlıdır. Siyonist Rejim İsrail İran ve bölge ülkeleri arasındaki iyi ilişkileri kendi aleyhine özellikle de Yüzyılın Anlaşmasının aleyhine olarak addediyor. Kuşkusuz bu süreçte İran'ın çevresi güvensizleştirilmeye çalışılacak ve İran'ın bölgesel nüfuzu ve etkinliği de tersyüz gösterilmeye çalışılacaktır. Bu ise Siyonistlerin istediği mükemmel bir senaryodur. Ancak bu komplo senaryosu her yönü ile yenilgiye uğramıştır. Şimdi de tüm bölge ülkeleri için Amerika ve İsrail'in yıkıcı rolü ispatlanmıştır. Amerika'nın Afganistan ve Irak'taki varlığı Suriye, Yemen ve Fars Körfezi bölgesine yönelik müdahaleleri bölgedeki istikrarsızlığı arttırmış ve terörizmi de beslemiştir. Şimdi de Amerika bölgeden çıkmaktan başka bir seçeneği yoktur. Zaten bu bölge ülkelerinin istediği bir husustur. İran'ın dış siyaseti ise komşuları ile dış müdahaleler olmadan iyi ilişkiler kurmaya dayalıdır. Güvenlik hususunda da İran bölge ülkelerin Hürmüz barış planını bölge ülkelerine sunmuştur.
342/