31 Ağustos 2023 - 13:12
Peygamber Evladı Hz. Hüseyn (a.s) 3

Ümmet içinde Kur’ân’ın yol göstericiliğinde hareket ediyor, risalet düşüncesiyle konuşuyor, yüce dedesinin çizdiği yolda yürüyordu. İnsanlara üstün erdemleri açıklıyor, ümmetin maslahatlarını gözetiyordu.

   Hz. Hüseyin’in Kişiliğinden Görünümler

Hz. Hüseyin b. Ali (a.s), meleklerin konduğu, vahyin indiği bir evde; gün boyu gökle temas hâlinde olan, sabah akşam okunan Kur’ân nağmelerine tanık olan tertemiz bir mekânda dünyaya geldi. Allah’ın ayetleriyle ululanan kutsal şahsiyetler arasında serpildi, büyüdü. Berrak risalet kaynağından, Yaradan ile irtibat hâlinde olmanın tatlı suyunu içti. Şahsiyetinin tuğlalarını, yüksek ahlâkıyla ve yüce ruhuyla Rahmet Peygamberi (s.a.a) kalıplara döktü.

Böylece Hüseyin (a.s), ümmet içinde Hz. Muhammed’in (s.a.a) âdeta bir sureti oldu.

Ümmet içinde Kur’ân’ın yol göstericiliğinde hareket ediyor, risalet düşüncesiyle konuşuyor, yüce dedesinin çizdiği yolda yürüyordu. İnsanlara üstün erdemleri açıklıyor, ümmetin maslahatlarını gözetiyordu.

Ümmeti doğru yola sevk etme, ümmetin iyiliğini isteme ve ümmete yardımcı olma misyonunu hiçbir zaman ihmal etmezdi. Kutsal şahsını, risaletin ve Hz. Resul’ün (s.a.a) istediği canlı bir örnek hâline getirmişti.

Sapmışlar için yolu aydınlatan bir nur, susuzlar için bir tatlı su kaynağı, müminler için yaslandıkları bir direkti. Salihlerin dayandıkları bir kanıt, Müslümanların çekiştikleri meselelerde hakkı ortaya koyan bir kriterdi.

Allah için öfkelenen, Allah için harekete geçen adalet kılıcıydı. Başkaldırdığı zaman, elinde yüce dedesinin risalet meşalesi vardı, dedesinin dinini ve yüce risaletini savunmayı hedefliyordu.

Hz. Hüseyin’in (a.s) benzersiz şahsiyeti üzerinde durup düşündüğümüz zaman şu niteliklerin belirginleştiğini görürüz:

1- Mütevazılığı

Ebu Abdullah Hüseyin (a.s), yaratılıştan mütevazı ve bencillikten uzaktı. Yüksek bir soya, yüce bir şerefe ve Resulullah (s.a.a) nezdinde özel bir konuma sahip olmasına rağmen, mütevazıydi, alçak gönüllüydü. Ümmet içinde yaşar, yoksullarına burun kıvırmaz, zayıflarına tepeden bakmaz, hiç kimseye karşı üstünlük taslamazdı. Âlemlere rahmet olarak gönderilen yüce dedesini örnek alırdı. Böyle yaparken Allah’ın rızasını kazanmayı, bunun yanında ümmeti güzel ahlâk üzere eğitmeyi arzu ediyordu. Onunla ilgili nakledilen birçok haberde, diğer Müslümanlarla kurduğu ilişkilerde tam bir tevazu örneği, engin bir risalet hoşgörüsü sembolü ve kerem sahibi bir şahsiyet olduğu görülmektedir.

Bu kabil haberlerden bazıları şöyledir:

Bir gün bir grup yoksulun yanından geçiyordu. Yoksullar, kuru bir ekmek parçasını yemeye çalışıyorlardı. Onlara selâm verdi. Yoksullar, onu kendileriyle birlikte yemeye çağırdılar. Şöyle dedi: “Eğer bu yediğiniz sadaka olmasaydı, sizinle beraber yerdim…” Sonra şöyle dedi: “Kalkın evime gidelim.” Onları evinde yedirdi, giydirdi ve her birine bir miktar para verilmesini emretti.

2- Ağırbaşlılığı ve Bağışlayıcılığı

Hz. Resulullah’ın (s.a.a) torunu Hüseyin (a.s), peygamberlik edebiyle edeplenmişti. Dedesinin, kendisine karşı savaşanları ve İslâm dinine karşı duranları affettiği günkü ruhunu taşıyordu. Kalbi, bütün insanları içine alacak kadar genişti. İnsanların doğru yolu bulmalarını çok istiyordu. Bu uğurda, cahil insanların bütün kötülüklerini görmezden gelmeye hazırdı. Onun gayesi, Allah’ın rızasını elde etmekti. Günah işleyenlere yaklaşıyor, onlara güven veriyor, onların yüreklerine Allah’ın rahmetine yönelik ümit tohumlarını serpiyordu. Kötülük edenin kötülüğüne misliyle karşılık vermezdi; Bilakis ona şefkatle davranır, hak yolu gösterir, onu sapıklıktan kurtarırdı. Şöyle dediği rivayet edilir:

Bir adam şu kulağımdan -sağ kulağını göstererek- sövse, sonra dönüp şu kulağımdan da benden özür dilese, özrünü kabul ederim. Çünkü Emirü’l-Müminin Ali b. Ebu Talib (a.s) bana, dedem Resulullah’tan (s.a.a) şöyle duyduğunu anlatmıştı:

“Haklı ya da haksız, özür dileyenin özrünü kabul etmeyen kimse, Kevser havuzunun başına gelmez.”[39]

Rivayet edilir ki: İmam Hüseyin’in (a.s) hizmetçilerinden biri cezayı gerektiren bir suç işler. İmam (a.s), hizmetçinin tedip maksadıyla dövülmesini emreder. Hizmetçi: “Efendim! Öfkesini yutkunanlar…”[40] der. İmam: “Bırakın onu.” der. Bu sefer hizmetçi: “Efendim! İnsanları affedenler…” der. İmam: “Seni affettim.” diye cevap verir. Hizmetçi: “Efendim! Allah ihsan sahiplerini sever.”[41] der. Bunun üzerine İmam (a.s): “Seni Allah rızası için azat ettim. Bugüne kadar sana verdiğimin iki katı da senin olsun.” buyurur.[42]

3- Cömertliği ve Keremi

Sahip olduğu büyük ruh ve seciyeyle Hz. Hüseyin b. Ali (a.s), fakirlere ve muhtaçlara yardım eder, dul ve yetimleri himaye ederdi. Kendisini ziyarete gelenleri teskin eder, rahat ettirir, yüreklerine su serperdi. Kendisinden yardım isteyenlerin ihtiyaçlarını giderir, onların istemenin ezikliğini hissetmelerine izin vermezdi. Akrabalarını kesintisiz bir şekilde ziyaret ederdi. Eline bir mal geçtiği zaman, onu taksim eder ve ardından infak ederdi. Bu, âlicenap, cömert insanların seciyesi, kerem sahiplerinin karakteri ve hoş görülü insanların ayırıcı özelliğidir.

Gecenin koyu karanlığında yiyecek dolu bir torba ve bir miktar para alır, dul ve yetimlerin evlerine götürürdü. Muaviye b. Ebu Süfyan bile, onun bu özelliğine tanıklık eder. Bir gün Muaviye bazı şahsiyetlere birtakım hediyeler gönderir ve şunu da ekler:

Hüseyin’e gelince, o, ilk önce babasıyla beraber Sıffin’de savaşıp öldürülenlerin yetimlerine dağıtır. Geride bir şey kalırsa, onunla develer keser ve süt içirir.[43]

4- Cesareti

İnsan, Hz. Hüseyin’in (a.s) şahsiyetinin cesaret sayfasını mütalaa ettiği zaman, onu tanımlamaktan ve ifade etmekten âciz kalır. Çünkü o, bu cesareti atalarından miras almıştı. Cesaretle terbiye edilmiş ve cesaret atmosferinde büyümüştü. O, cesaretin madeni ve kaynağından geliyordu. Hakkı söylemek hususunda cesaretin abidevî bir timsaliydi. Hakkı savunmakta tanık olanları dehşete düşüren bir kahramandı. Bunu; akide, iman, Allah yolunda cihatla en azgın müşrik kuvvetlere karşı direnen ve sonunda tarihin tanık olduğu en görkemli zaferi kazanan yüce dedesi Hz. Muhammed’den (s.a.a) miras almıştı.

Hz. Hüseyin (a.s), İslâm’ı yeniden hâkim kılmak için mücadele eden babası Emirü’l-Mümininin (a.s) yanında yer aldı. Bu mücadelede babasının en büyük yardımcılarından biri oldu. Hakkı yeniden hak ettiği konuma getirmek için, babasıyla birlikte sözle, eylemle ve silâhlı mücadele ile sapıklık ve azgınlık kuvvetlerine karşı savaştı.

Kardeşi Hz. Hasan’ın (a.s) yanında, ümmetin selâmeti ve İslâm’ın hayat sistemine bağlı kalan bir avuç seçkin müminin kurtuluşu için gözü pek bir kahraman olarak mücadele verdi.

Müslüman kitlelerin dinlerine yardım etmekten geri durduğu bir sırada Muaviye’nin zorbalıklarına, saptırmalarına, dosdoğru dinin kaynağını bulandırmaya yönelik fikir empozelerine ve zehirli oklarına karşı sarsılmaz bir kaya gibi durdu.

Hiçbir tehditten korkmadı. Ümmeti ıslah etme, dedesi yüce Peygamber’in (s.a.a) dinini yeniden diriltme ve zulüm ve fesadın karşısına dikilmenin dramatik akıbetinin belirtileri ufukta görüldüğü hâlde korkuya kapılmayıp harekete geçti. Harekete geçerken Allah’ın emrine teslim olmuştu, O’nun hoşnutluğunu elde etmek için çaba sarf ediyordu. Bakın, kendisine: “Canına mukayyet olmakta Allah’ı hatırlatıyorum sana. Tanıklık ederim ki, eğer savaşırsan, öldürülürsün ve eğer seninle savaşılırsa, helâk olursun.” diyen Hürr b. Yezid er-Riyahî’ye ne cevap veriyor:

Beni ölümle mi korkutuyorsun?! Beni öldürmeyi göze alabilecek duruma da mı geleceksiniz? Sana ne söyleyeceğimi bilemiyorum?! Ama Evs’li şairin amcasının oğluna söylediklerini söylüyorum:

Gideceğim; yiğit için ölüm bir utanç değildir;

Hayır bir niyetle ve Müslüman olarak cihat ederse,

Salih adamlarla bir olursa,

Helâk ehline muhalefet eder, suçlulardan ayrılırsa.

Yaşarsam pişman olmam, ölürsem acı duymam

Ama senin için utanç olarak zelil ve alçak gibi yaşamak yeter.[44]

Hz. Hüseyin (a.s), dört bir yandan kuşatıldığı günde insanı dehşete düşüren, akıllara durgunluk veren bir direniş örneği sergiledi. Bitmez tükenmez musibetler karşısında yenilmedi, tek başına kaldığı zaman bile hezimeti yaşamadı. Ulu ve heybetli bir dağ gibiydi ki, heybetinden ve saldığı korkudan düşmanlar ona yanaşamıyordu. Hem de sayısız yaralar aldığı hâlde. Düşmanları bile buna tanıklık etmişlerdir. Örneğin Humeyd b. Müslim şöyle der:

Bugüne kadar, vücudunun çeşitli yerlerinden yaralandığı, çocuğu, ailesi ve arkadaşları gözünün önünde öldürüldüğü hâlde, onun gibi cesaretini kaybetmeyen, en ufak bir korku belirtisi göstermeyen birini daha görmedim. Piyade birlikleri toplu olarak ona saldırdıkları zaman, o da kılıcıyla onlara hamle ediyor, keçi sürüsünün saldıran kurdun karşısında ikiye yarılması gibi, sağından solundan onları ikiye yarıyordu.[45]

5- Onuru, Boyun Eğmezliği

Müslüman inkılâpçının siması, en parlak ve en mükemmel şekliyle Hz. Hüseyin’in (a.s) haksızlığa boyun eğmeyi ve zulme sessiz kalmayı reddeden tavrında tecelli etmiştir. Bu tavrıyla o, gelecek nesillere akide uğruna ve inanç yolunda teslimiyetçiliği reddeden fedakârlık çığırını açtı. O, ruhunu risaletten alan o görkemli tavrı sergilerken ümmeti silkeledi, alçaklık ve zillet içinde ölmemesi için yüreklendirdi. Esir eskisi Muaviye’nin oğlu esir eskisi Yezid’e biat etmeye yanaşmayıp: “Benim gibisi onun gibisine biat etmez.” demesiyle müminleri içinde bulundukları zilletten kurtaracak onur yolunu gösterdi.

Kardeşi Muhammed b. Hanefiye’ye söylediği şu sözler, onun bu muhteşem boyun eğmezliğinin kelimelere dökülmüş bir örneğidir:

Ey kardeşim! Allah’a andolsun ki, yeryüzünde sığınılacak bir tek sığınak, barındıracak bir tek barınak kalmasa bile, yine de Muaviye oğlu Yezid’e biat etmem.[46]

Gerçi şeytan, insanların vicdanları üzerinde sağlam bir egemenlik kurmuş, vicdanları öldürerek alçaklığa razı etmişti; fakat Hz. Hüseyin (a.s), Emevî riddetinin ordularından oluşan şer ve zulüm güruhlarına karşı durarak şöyle haykırmıştı:

Allah’a yemin ederim ki, zelil bir şekilde elimi size vermem, köleler gibi sizin hâkimiyetinizi onaylamam. Beni itham etmenize karşı Rabbime ve Rabbinize sığındım.[47]

İmam Ebu Abdullah Hüseyin’in (a.s) sözleri, ilke, değer ve misyon sahibi insanların en üstün tavırlarının ifadesiydi. Aynı zamanda izzetinefsini ve özgüvenini de yansıtıyordu. Şu sözlerine kulak verin:

Bakın hele! Şu soysuz oğlu soysuza! Kılıcı sıyırmak ya da zilletle boyun eğmekten birini seçmemi istiyor! Zillet bizden ne kadar uzak! Allah bunu istemez, Resulü ve müminler de. Temiz ve pak kucaklar, hamiyet sahibi onurlu kimseler, izzet sahibi nefisler de, onurlular gibi vuruşmaktansa, alçaklara boyun eğmeyi tercih etmeyi içlerine sindiremezler.[48]

Böylece Hz. Hüseyin, onurlu bir tavrın nasıl takınılacağını, alçaklığa boyun eğmezliğin nasıl olacağını, misyon uğruna nasıl fedakârlık edileceğini bütün beşeriyete öğretti.

6- Hakkı Ortaya Koymada Gösterdiği Açıklık ve Cesaret

Hz. Hüseyin’in (a.s) kıyamı ve devrimi, İslâm tarihinde patlayan bir volkan ve etrafı darmadağın eden bir deprem gibi, hakka yardım etmekten kaçınan mücadele kaçkınlarının vicdanlarını gaflet uykusundan uyandırdı. Bu kıyam, verdiği mesajıyla İslâm’ın inanç sistemine ve misyonuna samimîyetle bağlı olan bütün ihlâslı devrimcileri bütünleşmeye, Allah ve Resulü’nün (s.a.a) irade ettiği gibi salih bir toplum kurmak için mücadele etmeye çağırdı.

Hz. Hüseyin (a.s), sarahat ve açıklık esasına dayanan bir hareket metodunu izledi. Ümmete bozuklukları ve sapmaları açıklayıp dosdoğru yolu gösterdi. Tam bir cesaretle, tağutun önüne dikilerek onu sapıklık ve fesada devam etmekten sakındırdı. Muaviye’ye yazdığı mektuplarda bu hususu hiçbir kapalılığa yer bırakmayacak şekilde bütün çıplaklığıyla anlatıyor, onu uyarıyor, sakındırıyor, zulme devam etmekten vazgeçmesini istiyor ve ümmete, onun sapıklığının ve bozgunculuğunun boyutlarını gösteriyordu.[49]

Net ve kararlı bir şekilde Muaviye oğlu Yezid’e biat etmeyi reddetti ve Yezid’in valisi Velid b. Utbe’ye şöyle dedi:

Bizler, nübüvvet Ehl-i Beyti’yiz; risalet madeniyiz; meleklerin inip çıktığı haneyiz; rahmetin mahalliyiz. Allah, bizimle açmış ve bizimle bitirmiştir. Yezid ise, yoldan çıkmış bir günahkârdır. Şarap içen, Allah’ın haram ettiği canı haksız yere öldüren biridir. Yoldan çıkmışlığını ve günahkârlığını gizleme gereğini dahi duymayan bir rezildir. Benim gibisi, onun gibisine biat etmez![50]

Ashabına ve kendisine yardım edeceğini bildiren kimselere karşı son derece açık sözlüydü. Örneğin Kûfe’ye doğru yol alırken Müslim b. Akil’in şehit edildiği ve insanların onu yalnız bıraktığı haberini alınca, dünyevî beklentiler peşine takılanlara şöyle dedi:

Taraftarlarımız bizi yalnız bıraktı. Sizden geri dönmek isteyen varsa, hiçbir sıkıntı ve mahcubiyet hissetmeden dönebilir. Onun bana verilmiş bir sözü olmadığını kabul ediyorum.[51]

Dünyevî beklentileri olanlar ve inanç noktasında zafiyet içinde olanlar ondan ayrıldılar. Ailesinden ve ashabından hayırlı kimselerden oluşan seçkin bir grup kaldı yanında. Kendisine yardım edenlerin sayısı iyice azaldığı hâlde, asla hileye başvurmadı, uzlaşma arayışlarına girmedi.

Savaş başlamadan önce, kendisine tâbi olan bir avuç samimî gruba, kendisinden ayrılıp gitmeleri için izin verdiğini belirterek şunları söyledi:

Sizden daha doğru, daha adil ashap ve daha erdemli bir aile bilmiyorum. Bana verdiğiniz bu destekten dolayı Allah sizi hayırla ödüllendirsin! Gece karanlığı çökmek üzeredir. Kalkın ve gece karanlığını fırsat bilin. Herkes bir arkadaşının veya benim kardeşlerimden birinin elini tutsun. Gecenin karanlığında dağılın. Beni onlarla baş başa bırakın. Çünkü onlar benden başkasının peşinde değildirler. Eğer beni bulup öldürürlerse, sizin peşinize düşmeyeceklerdir.[52]

Doğrusu, Hz. Hüseyin’in (a.s) kıyamını bütün ayrıntılarıyla inceleyen bir kimse, bu kutlu kıyamın her adımında söylenen her sözde ve sergilenen her davranışta doğruluk, sarahat ve cesaret görecektir.

7- İbadeti ve Takvası

Ebu Abdullah Hüseyin (a.s), hayatının her anında ve her duruşunda Rabbiyle bağını sürdürüyordu. Bu bağı, Allah’a sunduğu ibadette somutlaşıyordu. Yüce Yaratıcı ile bağını her fırsatta güçlendiriyordu. Allah’a ibadet uğruna fedakârlığının dozunu her gün biraz daha artırıyordu. Allah’ın zatında yok olmuştu, O’nun rızası uğruna nefsini unutmuştu. İbadeti, yüce Allah’a olan hakikî marifetinin bir semeresiydi.

Arefe günü yaptığı duaya göz atılacak olursa, bu marifetin derinliği ve yüce Allah ile alâkasının ne kadar güçlü olduğu açıkça görülecektir. Bu muhteşem duadan bir pasajı aşağıya alıyoruz:

Varlığını sana borçlu olan bir şey, senin varlığının kanıtı olarak kullanılabilir mi? Senden başkası için, senin olmayan bir zuhur var mı ki, o senin zuhur etmeni sağlasın? Sen ne zaman kayboldun ki, seni gösterecek bir delile ihtiyaç duyulsun? Ne zaman uzak oldun ki, izlerden hareketle sana ulaşılmaya çalışılsın? Senin kendisini gözetlediğini görmeyen göz kör olmuştur. Senin kendisi için sevginden bir pay ayırmadığın kulun alışverişi hüsrana uğramıştır…

İlâhî! İşte zelilliğim, senin önünde ortadadır. İşte durumum, sana gizli değildir. Senden sana kavuşmayı istiyorum. Seninle, seni kanıtlıyorum. O hâlde, nurunla beni kendine ilet. Samimî kullukla önünde durmamı sağla…

Dostlarının kalplerini sen marifet nurlarıyla aydınlattın da seni tanıdılar, birliğini ikrar ettiler. Sevenlerin kalplerinden yabancıları sen söküp attın da, senden başkasını sevmez, senden başkasına sığınmaz oldular. Âlemler onları dehşete düşürürken, sen onların munisi oldun…

Seni yitiren ne bulmuş ki? Seni bulan, ne yitirmiş ki?

Seni bırakıp başkasına sarılan, kaybetmiştir. Senden yüz çevirip yoldan çıkan, büyük bir hüsrana uğramıştır.

Ey sevdiklerine, yakınlığının halâvetini tattırıp da bunun zevkinden kendini yitirmelerini sağlayan! Ey dostlarına, heybetinin giysilerini giydirip de onları huzurunda bağışlanma dilemeye sevk eden!…[53]

Allah’a karşı duyduğu korku, O’nun murakabesini hissedişinin şiddeti yüzüne vurmuştu. Öyle ki biri ona: “Rabbinden ne çok korkuyorsun?” dediğinde o, şu cevabı vermişti:

Dünyada Allah’tan korkanlardan başkası, kıyamet günü azaptan emin olamaz.[54]

İbadetinden Örnekler

Peygamber (s.a.a) evinin ehli (Ehl-i Beyt) için ibadet, varlık ve hayatın kendisidir. Yüce Allah’a yakarmaktan lezzet alırlardı. Allah’a kullukları gecegündüz, gizli-açık kesintisizdi. Bu temiz evin direklerinden biri olan Hz. Hüseyin (a.s), kesin inanca sahip bir arif ve her anını ibadetle geçiren bir âlim olarak Allah’ın huzurunda ibadete dururdu. Abdest aldığı zaman rengi değişir, vücudunun eklemleri titrerdi. Bunun sebebi sorulduğunda şöyle demişti:

Ulu Allah’ın huzurunda duran birinin renginin sararması ve vücudunun eklemlerinin titremesi haktır.[55]

En zor zamanlarda, en ağır koşullar altında dahi namazı eda etmeye büyük özen gösterirdi. Muharremin onuncu gününde (Aşura gününde) çatışmanın doruğa çıktığı, savaşın en kızgın anında öğle namazına durdu. O sırada sapıklık ordusu etrafını sarmış, her taraftan ok atıyorlardı.

(Hac aylarında) Allah’a karşı zelilliğinin ifadesi olarak yola çıkar, O’nun mübarek evine koşardı. Büyük bir huşu ve tevazu içinde hac ibadetlerini yerine getirirdi. Yürüyerek yirmi beş kere hacca gitmişti.[56]

Şia muhaddislerinin çeşitli tabakaları arasında, Hz. Hüseyin’in (a.s) hac mevsiminde, Arafat’ta, dağın sol eteğinde, insanlar etrafını sarmış hâlde, huşu ve tevazu içinde ettiği dua ve Rabbine uzun uzun yakarışı meşhurdur.

Çokça iyilik eder, sadaka verirdi. Rivayet edilir ki, ona miras olarak bir arazi ve bazı eşyalar kalır. O, teslim almadan önce bunların tümünü sadaka olarak dağıtır. Gece karanlığında yanına yiyecek alır, Medineli yoksullara dağıtırdı. Tek gayesi, Allah’ın ecrine ve yakınlığına nail olmaktı.[57]

.................

[39]    İhkaku’l-Hak, 11/431

[40]    Âl-i İmrân, 134

[41]    Aynı ayetin devamı

[42]    Keşfu’l-Gumme, 2/31; el-Fusulu’l-Muhimme, İbn Sabbağ, s.168 (küçük bazı değişikliklerle beraber)… A’yanu’ş-Şia, 4/53

[43]    Hayatu’l-İmami’l-Hüseyn, 1/128, Uyunu’l-Ahbar’dan naklen.

[44]    Tarih-u’t-Taberî, 4/254; el-Kâmil Fi’t-Tarih, 3/270

[45]    A’lâmu’l-Vera, 1/67; Tarihu’t-Taberî, 5/540

[46]    el-Futuh, İbn A’sem, 5/23; Maktalu’l-Hüseyn, Harezmî, 1/188; Biharu’l-Envar, 44/329

[47]    Maktalu’l-Hüseyn, el-Mukarrem, s.280; Tarihu’t-Taberî, 4/330; İ’lamu’l-Vera, 1/459; A’yanu’ş-Şia, 1/206

[48]    A’yanu’ş-Şia, 1/603; el-İhticac, 2/24; Maktalu’l-Hüseyn, Harezmî, 2/6

[49]    el-İmame ve’s-Siyase, 1/189, 195

[50]    el-Futuh, 5/14; Maktelu’l-Hüseyn, Harezmî, 1/184; Biharu’l-En-var, 44/325

[51]    el-İrşad, 2/75; Tarihu’t-Taberî, 3/303; el-Bidaye ve’n-Nihaye, 8/ 182; Biharu’l-Envar; 44/374

[52]    el-Futuh, 5/105; Tarihu’t-Taberî, 3/315; A’yanu’ş-Şia, 1/600

[53]    el-Muntahabu’l-Hasani Li’l-Ed’iye ve’z-Ziyarat, s.924–925

[54]    Biharu’l-Envar, 44/190

[55]    Camiu’l-Ahyar, s.76. Yine bk. İhkaku’l-Hak, 11/422

[56]    Yenabiu’l-Mevedde, s.41; Maktelu’l-Hüseyn, Harezmî, 2/17

[57]    Hayatu’l-İmami’l-Hüseyn (a.s), 1/135