23 Ağustos 2026 - 19:01
Asim Munir’in Tahran Ziyareti: Washington’a Mesaj mı, Riyad’a Arabuluculuk mu?

Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asim Munir’in yarın Tahran’a yapacağı ziyaret, İran ile Pakistan arasındaki ikili ilişkilerin ötesinde, Hürmüz Boğazı etrafında yoğunlaşan ABD-İran gerilimi ve bölgesel arabuluculuk arayışları açısından önem taşıyor. Tahran’ın açıklamalarına göre ziyaretin resmî gündeminde ikili iş birliği ile bölgesel barış ve güvenlik bulunuyor; ancak ziyaretin arka planında Washington ve Riyad’a yönelik olası mesajların da bulunduğu değerlendiriliyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı ve Savunma Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asim Munir’in pazartesi günü Tahran’a gitmesi bekleniyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Munir’in başkanlığındaki resmî heyetin üst düzey İranlı yetkililerle görüşeceğini ve ziyaretin İran-Pakistan ilişkilerini güçlendirmeyi, ayrıca Pakistan’ın bölgede barış ve güvenliğin tesisine yönelik diplomatik girişimlerini sürdürmeyi amaçladığını açıkladı.

İran merkezli Tasnim Haber Ajansı, Bekayi’nin açıklamalarına dayanarak ziyaretin 24 Ağustos’ta gerçekleşeceğini ve Munir’in İranlı yetkililerle bölgesel gelişmeleri ele alacağını bildirdi. Pakistan Tribune gazetesi ise ziyareti, İslamabad’ın Orta Doğu’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik çabalarının bir parçası olarak değerlendirdi. Mısır merkezli Ahram Online da Pakistan’ın, İran ile ABD arasındaki tıkanmış müzakerelerde arabulucu rolünü yeniden güçlendirmeye çalıştığını yazdı.

Munir’in ziyareti öncesinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmesi de temasların yalnızca sembolik nitelik taşımadığını gösteriyor. Anadolu Ajansı’nın haberine göre Munir ve Arakçi, bölgesel durumu ve aylar önce kesilen ABD-İran doğrudan görüşmelerinin yeniden başlatılması için olası yolları görüştü. Yeni Şafak da iki yetkilinin, Washington ile Tahran arasındaki diplomatik temasların yeniden canlandırılması konusunu ele aldığını aktardı.

Ziyaret, Hürmüz Boğazı’nın geleceğinin ABD ile İran arasındaki krizin başlıca pazarlık başlıklarından biri hâline geldiği bir dönemde gerçekleşiyor. Reuters’ın haberine göre İranlı yetkililer, ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı kaldırması, petrol yaptırımlarını sona erdirmesi, dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakması ve askerî tehditlerle operasyonlara son vermesi gibi şartlar karşılanmadan boğazın yeniden açılmayacağını bildiriyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin tutumu, Al Jazeera tarafından da benzer şekilde aktarıldı. Habere göre Tahran, boğazın açılmasını ABD’nin davranışlarını değiştirmesine ve İran’ın taleplerini kabul etmesine bağlıyor. CNBC ise İran’ın boğazın kapalı kaldığını savunduğunu, Washington’ın ise Hürmüz üzerindeki kontrol konusunda farklı bir tablo ortaya koyduğunu bildirdi.

Böylece boğaz, yalnızca askerî ve ticari bir geçiş güzergâhı değil, aynı zamanda İran’ın elindeki stratejik ve diplomatik bir baskı aracına dönüşmüş durumda. Hürmüz çevresindeki kriz, küresel enerji piyasaları ve bölgesel güvenlik dengeleri bakımından da geniş sonuçlar doğuruyor.

Bu şartlar altında Munir’in ziyareti, Islamabad’ın yalnızca komşu ülkeyle ilişkileri geliştirme girişimi olarak okunamayacak kadar kritik bir zamana denk geliyor. Pakistan, resmî söylemde “barış ve güvenlik” vurgusu yapsa da Munir’in Washington’la yakın temasları ve Donald Trump’la bilinen kişisel ilişkileri, ziyaretin ABD-İran gerilimini düşürmeye yönelik bir mesaj veya arabuluculuk önerisi taşıyabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Pakistan’ın arabuluculuk girişimi, haziran ayında İran ile ABD arasında bir mutabakat zaptının oluşturulmasına katkı sunmuştu. Ancak Associated Press’in haberine göre İran Cumhurbaşkanı, söz konusu mutabakat zaptını savaşın sona erdirilmesi için en uygun yol olarak savunmasına rağmen çatışmanın çözümüne yönelik süreç hâlen tıkanmış durumda. Hindistan merkezli India Today de Munir’in Tahran ziyaretini, Islamabad’ın durmuş durumdaki ABD-İran diplomasisini yeniden canlandırma girişimi olarak nitelendirdi.

Bununla birlikte, Pakistan’ın önceki diplomatik girişimi İslamabad açısından sınırlı sonuç verdi. Yaklaşık iki hafta önce Pakistan İçişleri Bakanı’nın Tahran ziyareti, Washington’dan gelen tehdit mesajlarını İran’a iletme çabası olarak yorumlanmış; ancak bu girişim resmî düzeyde beklenen karşılığı bulmamıştı. Bu kez sahneye doğrudan ordunun en güçlü isminin çıkması, Pakistan’ın diplomatik ağırlığını artırma ve Washington ile Tahran arasında daha etkili bir kanal oluşturma arayışına işaret ediyor.

Riyad seçeneği

Ziyaretin ikinci muhtemel boyutu ise Suudi Arabistan’la bağlantılı. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan, 7 Ağustos’ta Mekke’de ortak savunma anlaşması imzaladı. Reuters, anlaşmanın taraflardan birine yönelik saldırının üç ülkeye yönelik saldırı olarak değerlendirileceğini ve taraflar arasında ortak tatbikatlar, üst düzey bakanlar arasında koordinasyon ile savunma sanayii iş birliği öngören mekanizmalar kurulacağını bildirdi.

Washington Post da anlaşmanın üç ülke arasında güvenlik iş birliğini derinleştirdiğini ve tarafların karşılıklı savunma anlayışını güçlendirdiğini yazdı. Deutsche Welle ise Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir’in anlaşmanın imzalanmasından önce Suudi Arabistan’a gittiğine dikkat çekerek, Pakistan ordusunun bu yeni güvenlik yapılanmasındaki rolünü öne çıkardı.

Her ne kadar bu anlaşmanın bölgesel krizleri çözme kapasitesi tartışmalı olsa da Islamabad’ın Riyad ve Ankara ile güvenlik alanındaki bağlarını güçlendirme çabası dikkat çekiyor. Asia Times, Mekke’de imzalanan anlaşmanın yeni bir bölgesel güvenlik düzeninin işareti olabileceğini yazarken, Al Jazeera anlaşmada belirli bir düşman ülkenin açıkça adının geçmemesine rağmen İran ve İran’ın bölgesel ortaklarının güvenlik hesaplarında önemli yer tuttuğunu belirtti.

Bu nedenle Munir’in Tahran’a, Suudi Arabistan adına bir mesaj iletmek veya Riyad ile İran arasındaki gerilimi azaltacak bir zemin aramak amacıyla gitmesi de ihtimal dâhilinde. Özellikle Yemen’deki silahlı güçlerin Suudi Arabistan’ın güneyindeki askerî ve stratejik hedeflere yönelik düzenli saldırıları, Riyad’ın güvenlik kaygılarını büyütüyor. Suudi Arabistan’ın bölgesel gelişmeler karşısında doğrudan askerî tırmanma yerine arabuluculuk kanallarını değerlendirmek istemesi, Pakistan’ı potansiyel bir iletişim kanalı hâline getirebilir.

Ancak Mekke anlaşmasının bölgesel mimarisi Tahran’da farklı okunabilir. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki savunma iş birliği İran tarafından kendisine karşı oluşturulmuş bir güvenlik kuşağı olarak algılanırsa, Munir’in arabuluculuk kapasitesi sınırlanabilir. Bu nedenle Pakistanlı komutanın Tahran temaslarında, bir yandan Riyad’ın güvenlik kaygılarını dikkate alırken diğer yandan İran’ın söz konusu anlaşmayı kendisine karşı kurulmuş bir blok olarak değerlendirmesini önlemeye çalışması beklenebilir.

Pakistan’ın önündeki temel sorun, aynı anda birbirinden farklı beklentilere sahip aktörlerle ilişki yürütmek. Washington, Pakistan’dan İran üzerindeki baskının artırılmasını bekleyebilirken, Riyad güvenlik desteği ve bölgesel arabuluculuk talep ediyor. Tahran ise herhangi bir girişimi, ABD’nin baskı politikasını meşrulaştırmayan ve İran’ın temel şartlarını dikkate alan bir çerçevede görmek isteyecektir.

 Ziyaretin sınırları

Munir’in Tahran temaslarından hemen sonuç alınması kolay görünmüyor. İran’ın Hürmüz Boğazı konusunda ortaya koyduğu talepler, yalnızca teknik bir deniz ulaşımı düzenlemesi değil; yaptırımların kaldırılması, askerî operasyonların sona ermesi ve ekonomik kayıpların telafi edilmesi gibi kapsamlı siyasi başlıklardan oluşuyor. Bu nedenle Pakistan’ın, tek başına Washington’ı İran’ın şartlarını kabul etmeye ikna etmesi gerçekçi görünmeyebilir.

Buna rağmen ziyaret, Pakistan’a üç önemli imkân sağlayabilir:

- Islamabad, İran ile doğrudan iletişim kanalını güçlendirebilir.
- Pakistan, ABD, Suudi Arabistan ve Türkiye karşısında bölgesel arabulucu rolünü öne çıkarabilir.
- İran sınırındaki güvenlik, ekonomik ilişkiler ve bölgesel ulaşım meselelerinde yeni bir diplomatik zemin oluşturulabilir.

Sonuç olarak Asim Munir’in Tahran ziyareti, ne yalnızca askerî bir temas ne de sıradan bir komşuluk diplomasisi olarak değerlendirilmeli. Ziyaretin gerçek ağırlığı, Munir’in İranlı yetkililere hangi mesajı taşıdığından çok, Tahran’ın bu mesaja nasıl karşılık vereceğinde yatıyor.

Eğer görüşmeler Hürmüz Boğazı, ABD’nin bölgesel askerî varlığı ve Riyad’ın güvenlik kaygıları etrafında şekillenirse Pakistan, kendisini krizin tarafı olmaktan ziyade kriz yönetiminde etkili bir aracı olarak konumlandırmaya çalışacaktır. Ancak bu rolün başarısı, Islamabad’ın Washington ve Riyad’la ilişkileri ile Tahran’ın güvenini aynı anda koruyabilmesine bağlı olacak.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha