1 Aralık 2024 - 12:19
 Siyonist Almanya Rejimi

Angela Merkel’in 2005 yılında Almanya başbakanı olduğu ve bu görevi 16 yıl boyunca sürdürdüğü dönemde, Kırmızı-Yeşil koalisyon hükümeti sona erdi. Merkel, 2008 yılında İsrail parlamentosunda yaptığı bir konuşmada, “Bu tarihsel sorumluluk, ülkemin ulusal çıkarlarının bir parçasıdır” ifadesini açıkça dile getirdi.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: 2023 yılının 7 Ekim’inden sonraki beş ay boyunca dünya, Almanya’nın Gazze’de İsrail’in savaşına yönelik eleştirileri susturmak için Holokost’u nasıl bir silah olarak kullandığını dehşetle izledi. Almanya hükümetinin bu kriz sırasındaki tutumu, neredeyse ABD ile aynıydı: Her iki ülke de İsrail rejimine silah gönderdi ve Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika’ya karşı İsrail’i destekledi. Ancak iç politikada Almanya, protestocuları, sanatçıları ve Filistin halkıyla dayanışma gösteren entelektüelleri bastırma konusunda daha agresif bir tavır sergiledi. Bu eylemler, Almanya’nın Holokost nedeniyle taşıdığı sorumluluğu bir tür ahlaki üstünlük gösterisi olarak kullanmasıyla örtüşüyor.

Bu özel baskılara dikkat çekilmesine rağmen, Holokost anma kültürünün Almanya’daki oluşum süreci ve dönüşümü daha az ele alınıyor. ABD’de birçok kişi Almanya’yı, Holokost anısını kurumlaştırarak İsrail’e kayıtsız şartsız destek sunan bir ülke olarak görüyor. Ancak gerçek daha karmaşık: Bu anma kültürü, 1980’lerden itibaren Almanya Federal Cumhuriyeti’nin siyasi yapısına yerleşmiş olsa da, son yirmi yılda bu kültür yozlaşmış ve Almanya, insanlığa karşı sorumluluğunu İsrail’e indirgemiştir.

Bu değişimin büyük kısmı, son yirmi yıldır Alman siyasetine hâkim olan Angela Merkel’e bağlanıyor. Ancak aynı dönemde, siyasi güçlerin birleşmesi, Almanya’nın merkez soluyla ABD ve İsrail’in sağ kanadı arasında beklenmedik bir ittifak oluşturdu. Günümüzde Almanya’nın Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Hür Demokratlardan oluşan koalisyon hükümeti, İsrail konusunda “Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi’nden (AIPAC) bile daha muhafazakâr ve destekleyici” bir duruş sergiliyor.

2005 yılında Merkel’in başbakan olmasıyla sona eren Kırmızı-Yeşil koalisyonun ardından, Merkel 2008 yılında İsrail parlamentosunda, bir Alman başbakanının burada yaptığı ilk konuşmayı gerçekleştirdi. Bu konuşmada, tüm seleflerinin Almanya’nın İsrail’in güvenliğine yönelik özel sorumluluğunun farkında olduğunu vurguladı ve “Bu tarihsel sorumluluk, ülkemin ulusal çıkarlarının bir parçasıdır” dedi.

Merkel’in bu tutumu, 2000-2005 yılları arasında İsrail’de Almanya büyükelçisi olan Rudolf Dreßler’in etkisinde şekillenmişti. Dreßler, 2005 yılında yayımladığı bir makalede, “İsrail’in güvenliği ulusal çıkarlarımızın bir parçasıdır” demişti.

Her ne kadar bu ifade aslında Yeşiller Partisi’nden Joschka Fischer’e ait olsa da, Spiegel’in raporlarına göre Merkel’in danışmanları bu ifadeyi, “Hristiyan Demokrat söylemine” kıyasla daha uygun bulmuşlardı. Merkel’in “alternatifsiz politika” olarak adlandırılan bu yaklaşımı, Almanya’nın İsrail’e yönelik politikasını demokratik rekabetin dışına çıkardı ve tarihçi Jürgen Zimmerer’e göre bu politikayı “sorgulanamaz bir ilke” haline getirdi.

Merkel bu konuda başarılı oldu: Almanya’daki hemen hemen tüm siyasi çevreler, İsrail’e karşı sorumluluğun ülkenin ulusal çıkarlarının bir parçası olduğu konusunda hemfikir. 2021 yılında, Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Hür Demokratlardan oluşan yeni koalisyon hükümeti, ünlü bir madde içeren bir anlaşma yayımladı: “İsrail’in güvenliği ulusal çıkarlarımızın bir parçasıdır.”