İkinci Bölüm: Suud'un adamı İstanbul'da ne yaptı?
Merkezi, Suriye'nin başkenti Şam'a bağlı Duma'da "İslam Ordusu" adlı terör örgütü elebaşısı Zehran Alluş'un İstanbul'da ortaya çıkması, beraberinde değişik senaryoları da gündeme getirdi. Ama hepsi ortak bir noktada birleşti: Suriye için yeni bir dönem başlıyor.
2013 hac mevsimi Suriye'de devlete karşı çıkan silahlı örgütler için önemli bir kesitti. Bir sürü örgüt elebaşısı her şeyi bırakıp Mekke'ye sözde hac etmek için gitmişti. Ama gözler, en çok iki şahsın üzerinde odaklanmıştı. Abdurrezzak Talas ve Zehran Alluş.
Talas, piyasaya düşen cinsel içerikli kasetin etkilerinden kurtulmak için dini vazifeleri en iyi şekilde eda ettiğini kameralar önünde göstermeye çalışıyordu, ama nafile. Medya en çok, büyük vaatlerde bulunan ve kendinden emin bir şekilde konuşan Zehran Alluş'un üzerindeydi.
Alluş'un Mine'deki çadırı, bir çok şeyh ve işadamının uğrak yeri oldu. Ve o hac mevsiminden maddi olarak çok yararlandığı belliydi.
Tarihsel kesiti göz önünde bulunduracak olursak; Suriye devletinin Şam'ın Guta bölgesinde kimyasal silah kullandığı iddiaları sonrasında Rusya'nın girişimiyle kimyasal silah meselesi çözüme kavuşmuş ve bununla birlikte, yaklaşan "Cenevre-2" sürecine daha da olumlu bakılmaya başlanmasına karşın Suudi Arabistan ise yönetimle her hangi bir diyaloğa karşı çıkmış, Esad'ın düşmesinden başka bütün ihtimallere kulağını tıkamıştı. Ve işte Suudi Arabistan'ın adamı Alluş, kimyasal silah kullanıldığı öne sürülen Guta'da ona bu ününü verecek misyonunu hac mevsiminde öğrendi. Ne yapıp edip "Cenevre-2"yi bozması gerekiyordu.
Alluş Mekke'den ayrılmadan önce çok önemli bir toplantı yapıyor. Toplantı yaptığı kişi; el-Kaide'ye açık destek veren, Suud rejimini sert bir şekilde eleştiren ve bu yüzden on beş yıl hapis hükmü alan Şeyh Süleyman el-Ovde.
Alluş'un el-Ovde'yle Suud istihbaratından izin almadan bu ziyareti yapması asla düşünülemez. Ziyarette el-Ovde'nin Alluş'u eleştirmesine rağmen Suud medyasının bu ziyareti reklam etmesi, Suudi istihbaratının tekfircileri nasıl kullandığı göstermekteydi.
Alluş'un şovmen kişiliği bir sürü gizli yönünü açığa çıkardı. Diğer silahlı örgütlerle rekabete girmesi ve küçük sorunları hemen tasfiye savaşlarına dönüştürmesi, onun iki önemli sırrını ve bir mali skandalını açığa çıkarmıştı. Şimdi kısaca bunlara değineceğiz.
Birincisi: Büyük ve değeri bir milyar Suriye lirası olan bir silah deposu olması.
İkincisi: Şam Havalimanı'nı durdurmak amaçlı, büyük ihtimalle Libya'dan ithal edilmiş Rus "Osa" hava savunma sistemine sahip olması. Bu sistemi neden kullanmadığı halen bilinmiyor. Büyük bir ihtimalle Suriye ordusu bombalayıp bozmuş.
Üçüncüsü: Para düşkünü Alluş, zamanında Esad'a yakın bir iş adamından para almış, birlikte hareket etmeye çalışmış. Alluş'a sonradan düşman olan muhalifler, söz konusu iş adamının Alluş'a kendisinin gizli bir Esad düşman olduğunu söyleyerek Şam'ı ele geçirmek için parayla emniyette adam örgütlediğini kandırarak onunla birlikte "Şam'ı kurtarma" planı yaptıklarını iddia ettiler. Anlaşılan iş adamı, Alluş'un para düşkünlüğünden faydalanarak silahlı örgütleri ordunun kıskacına düşürmeyi amaçlıyordu.
Peki böyle bir kişinin İstanbul'da ne işi var?
Yayınlanan fotoğraflarda Alluş'un yanında "Müslüman Kardeşler" örgütünün liderlerinden iki şeyh vardı. Yani Mısır ve Libya'da birbirleriyle ters düşen Suud rejimiyle "Müslüman Kardeşler" (İhvan) yapılanmaları, Suriye ve Yemen'de ittifaklarını sürdürdü, hatta daha da güçlendirdi. Ve bunun ilk belirtileri İdlip ve Cisr eş-Şuğur'da gördük.
İdlip ve çevresini ele geçirmek amacıyla kurulan "Fetih Ordusu" adlı çatı örgütlenmesi bünyesine Alluş'un "İslam Ordusu" adlı örgütünü aldı. Suudi Prens Velit bin Talal'ın sahibi olduğu, yeni kurulan el-Arab kanalının GYY'si Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın Twitter'de söylediğine göre, kuzey Suriye'de İdlip ve Cisr eş-Şuğur'da 600 Alluş'çu var. Bunların oraya Türkiye dışından girmelerinin imkânsız olduğunu hatırlarsak AKP'nin de işin içerisinde olduğunu çıkarabiliriz.
Asıl soru: Bütün bunlar neyi değiştirecek?
Alluş'un şovmen ve daima ön planda olmak isteyen kişiliğini hatırlamalıyız. Şam'ı, savaşın gidişatını değiştirmeyeceğini ve sadece sivilleri isabet edeceğini bildiği halde onlarca roketle bombalaması bunun apaçık örneği. Ki o bombalama şov ve sinir harbinden başka hiç bir şey değildi. Bombalamanın şovdan başka bir amacı olsaydı, roketlerin halkta yarattığı endişe ve kaos ortamıyla birlikte ya dışarıdan kara saldırılarının başlaması ya da şehrin içerisindeki ajan provokatörlerin kaosu daha da yükseltmek için en azından bir emniyet binasına saldırması gerekiyordu.
Alluş'un bir diğer şovunu, Lazkiye'de "müteahhit militan" bulup onların kendisinin adıyla Lazkiye'yi vurmasında gördük.
Akıllarda kalan bir başka şov ve psikolojik hastalık örneği de bazı adamlarının Twitter'de onun Hz. Mehdi olduğunu söylemeleri onun da buna itiraz etmemesi. Bir defasında da dil bilimlerine el atmış ve Çinceden (doğru olmayan) örnekler vermişti.
Böyle kişilikler, savaşın gidişatını değiştirmek yerine küçük şov hırsları için sivillere en büyük zararı vermeye çaba gösterirler. İşte bu nedenle Zehran Alluş'un kuzeye, ya da Lazkiye kırsalına uzanması tehlike arz ediyor.
İstanbul'a gittikten sonra onun bir akrabası sosyal medyada Alluş'un bir hafta önce Duma'dan ayrıldığını, yanında sağ kolu "Ebu Ali Bedle" kod adlı kişinin bulunduğunu söyledikten sonra akılları karıştıran bir bilgi veriyor: Alluş çıkmadan önce Suudi Arabistan'dan örgüte komuta yapacak el-Hatip adlı bir kişinin gelmesini bekledi.
Bu yazıyı hazırlarken, sosyal medyada yine "İslam Ordusu" terör örgütüne ait bir askeri geçidin videosu yayınlandı. Gerçi bu video da Alluş'un şov düşkünlüğünü açığa çıkardı. Nitekim, saha muhabiri Suriyeli gazeteci Saer el-Aclani, aslında söz konusu videonun kış aylarında yapıldığını, fakat Alluş Türkiye'deyken yaptığı toplantılarda göz boyayıp para istemek için piyasaya sürüldüğünü söyledi.
Zaten Türkiye'ye gitmeden önce Alluş'un “talihsiz” bir açıklaması bu yönünü açığa çıkarmıştı. Şöyle demişti: "Bize 100 milyar dolar verin Çin sınırına kadar ulaşıp bütün ‘Mecusileri' yer yüzünden silelim."
Dediğimiz gibi, Alluş ve örgütünün asıl tehlikesi savaşın gidişatıyla ilgili değil, kişisel hırsları için sivillere en büyük zararı vermesine kalkışmasında yatmaktadır.
Bu açıdan geriye Suud-İhvan ittifakının Suriye savaşına etkisi kaldı. Onu inşallah gelecek bölümde ele almaya çalışacağız.
Gelecek bölümde:
- Suudi Arabistan İdlip saldırısının zamanlamasını neye dayanarak seçti?
- Suriye Hava Kuvvetleri İdlip ve Cisr eş-Şuğur muharebesinde neden etkisizdi?
- Teröristler hangi gelişmiş teknolojiyle donanmış bir şekilde girdiler?
- Suriye emniyet mensuplarının İdlip saldırısı hakkında verdikleri rakamlar nedir?
- İdlip ve Cisr eş-Şuğur'dan sonra sıra nereye geliyor?