Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
Realitesi BİP (Büyük İsrail Projesi) olan ancak küresel emperyalizm ve siyonizmin halkları kandırmak ve hükümetleri yönlendirmek için BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak adlandırdığı tüm Ortadoğu’yu Amerika ve İsrail lehine yeniden dizayn etme planı, “Arap Baharı”nın zehirli havasıyla tüm coğrafyayı savaş, zulüm, kan ve gözyaşı deryasına çevirdi.
Küresel emperyalizm ve siyonizm, şeytani planları gereği Ortadoğu’yu yakacak ateşi tutuşturup ve körüklemeyi bizatihi kendileri yapmadılar. Şeytani plan ve emperyal emellerinin faş olmaması için bu işi bölgesel taşeronlara havale ettiler. Bölgesel taşeronların rahat hareket edebilmesi için ise bu “vahşi emperyal saldırı”yı dinsel kılıflarla örterek “cihad-ı ekber” elbisesine bürüdüler.
Evet, akıl ve basiret sahipleri açısından zerre kadar tereddüt ve şüphe içermeksizin Ortadoğu’da olup bitenler bir “Vekalet Savaşı”dır. “Küresel emperyalizm ve siyonizm” bir cephede ve “İslam İnkılabı ile Direniş Hattı” diğer cephededir.
Şu an Lübnan’dan Bahreyn’e, Irak’tan Yemen’e kadar tüm coğrafyanın yüreğini yakan “Vekalet Savaşı ateşi” hepimiz biliyoruz ki, Suriye’den tutuşturuldu. Amerika’nın liderliğinde yüz beş ülkenin kotardığı “eşek arısı kovanı” projesi ile dünya üzerinde anatomik olarak insan ama ruhen canavar olan henüz insani evrimini tamamlayamamış ne kadar mağara insanı görünümlü yaratık varsa “cihadist(!)” olarak Suriye’ye devşirildi.
Arap Baharı’nın zehirli havasının her yana bulaştırılması dahil maalesef Türkiye, ilk günden bu yana BOP’u sahiplenmekle kalmayıp hatta eş başkanı olmakla övünerek Amerika-İsrail eksenine konuşlandı. Bu emperyal desisede başrol sahibi oldu. Ortadoğu’nun bugününü ve hatta geleceğini yakmakta olan bu fitne ateşi Türkiye sınırından tutuşturuldu. Türkiye sınırından körüklendi. Ve ateşe yeni odunlar Türkiye sınırından atılmakta.
Kevgire dönmüş sınırlar, Suriye’de sayıları yüz bini bulmuş “cihadist terörist”lerin ana geçiş güzergahı. Dinsel bir kılıf geçirilerek kutsallık kazandırılmaya çalışılan “emperyalist cihad”ın lojistik, mühimmat, eğitim, tedavi vs. hayati tüm kanalları Türkiye’nin güney sınırından işlemekte.
Yani bir cümle ile “Cehennemin kapıları Türkiye üzerinden aralandı!”
Türkiye izlediği yanlış politika ve tuttuğu yanlış yol dolayısıyla Ortadoğu halklarının kaderi üzerinde etkisi on yıllar sürecek devasa bir olumsuzluğun ana sorumlusudur. Ancak yanlış Türk dış politikasının kader belirleyici negatif etkileri bölge halkları ile sınırlı değildir. Henüz tehlikenin boyutları tam olarak açığa çıkıp kavranılamamış olsa da Türkiye toplumu da zihinsel ve sosyal olarak korkunç bir dönüşüm yaşıyor. Bu toplumun kahir ekseriyetini ilgilendiren zihinsel değişimin gelecekte ne türden bir tehdit olabileceğini öğrenmek isteyenlerin “Pakistan” örneğine bakmaları yeterlidir.
Peki, Türkiye halkının geleceğini tehdit eden bu zihinsel ve sosyal evrim nedir?
1-Mezhebi, düşünsel ve etnik ayrışmaların derinleşmesi
Güç sahiplerinin iktidar, etkinlik ve yetkinliklerini korumak, Ortadoğu’da tuttukları “batıl” yolu dinsel bir söylem ile meşrulaştırmak adına kullandıkları “mezhepçi ve kavmiyetçi” söylem, muhafazakar kitlelerin uyumakta olan faşizan mezhebi ve ırki damarlarını kabarttı. Padişah, kümesten izinsiz bir yumurta alsa karargahta çalınmış beş yüz tavuk birden kızarırmış. En tepedekiler “mezhepçi” bir dil kullanmayı şiar edinince; sus paylarını peşinen almış ya da almayı ümit eden şeyhler, hocalar, akademisyenler, aydınlar, gazeteciler hızlarını ayarlayamayarak kelimenin tam anlamı ile “faşizan mezhepçi” kesildiler. Emperyalizm ve siyonizmin bölgesel plan ve varlıkları karşısında dut yemiş bülbül olan bu güruh, söz konusu “İslam İnkılabı” olunca ne “Şii Hilali” eleştirisi bırakıyorlar ve ne de “Fars yayılmacılığı”!
Birileri Türkiye toplumunun zihinsel örgüsüne farkında olmaksızın “mezhepçi” olmayı “vatansever” olmak olarak kodluyor!
2- Toplumun her katmanına Selefizm ve Vahhabizm tohumlarının saçılması
Neo-Osmanlı, ümmet liderliği ve mazlumların sahibi olma gibi ipe sapa gelmez, hakikati olmayan serap söylemler üzerinden önce toplum Ortadoğu’da Suud ve cihadist teröristlerle yani Vahhabizm ve Selefizm ile aynı safa düşürüldü. Ardından bu “cihadist terörist cephe”yi ayakta tutmak için toplumda bunların taban bulması ve yer edinmesine göz yumuldu. Son aşamada ise “mezhepçilik” hastalığına duçar edilmiş her tür toplumsal katmana ait kişiler bilinçle bunların ağına düşürüldü.
Organik olarak kendini Selefi ya da Vahhabi hissetsin ya da hissetmesin geldiğimiz noktada sadece “muhafazakar” kitlelerin değil, “milliyetçi” hatta “seküler” kitlelerin bile zihinsel döngülerinin bir bölümü “vahhabizm” ile iğfal edilmiş durumdadır.
3-Toplumun zihinsel olarak terörize olması
Mezhepçilik ve ulusalcılık damarları kabartılmış topluluklar için belirli şahsiyet ve partiler kutsallaştırıldı. Bahsi geçen şahsiyet ve yapıları savunmak “dini savunmak”la eşdeğer hale getirildi. Kutsallık atfedilen ya da “hak’kın temsilcisi” konumunda görülen bu şahsiyet ve yapıları savunma adına Ortadoğu’da ki tüm zulüm, cinayet ve tecavüzleri örtecek bir savunma sistemine geçildi. Tüm cinayet ve tecavüzler meşrulaştırılıyor, içselleştiriliyor..! Her türden zulüm, cinayet ve tecavüzü normalleştirerek ruh dünyaları derinden kirlenen kitleler, farkında olmaksızın yeni cinayet ve tecavüzler için hazır hale getiriliyor.
Türkiye, Suriye Vekalet Savaşı’nın baş aktörüdür! Ve son zamanlarda bu örtülü vekaletin bizatihi pratik, reel bir savaşa dönüştürülmesi ile ilgili arzu ve görüşler, kamuoyunda en yetkin şahsiyet ve kalemşörler tarafından pervasızca dillendiriliyor!
Lübnan Hizbullah Hareketi Lideri Seyyid Hasan Nasrallah, birkaç gün önce yaptığı bir sohbet toplantısında: “Arabistan, Katar ve Türkiye’nin aralarındaki ihtilafları aşarak birleşmiş olduklarını, savaşın yeni bir aşamaya taşınacağını ve bu sebeple gerek görürlerse genel seferberlik ilan edebileceklerini” belirtmesi; hükümet çevrelerini çok yakından tanıyan Dengir Mir Mehmet Fırat’ın da yaklaşık eş zamanlı olarak: “Hükümetin 7 Haziran sonrası Suriye ile fiili bir savaş plan ve arzusu olduğunu ima etmesi” yukarıda yaptığımız tespitleri en üst düzeyde güçlendirmektedir.
Bu toprakların bir mensubu, Anadolu halkının bir evladı ve ümmetin bir ferdi olarak, tarihi sorumluluğumu yerine getirme adına Türkiye’nin tüm maceraperest etkin ve yetkinlerine sesleniyorum:
1-Ateş zatı gereği yakıcıdır!
Mahallenin ortasında yanan ateşe odun taşıyarak, üzerine benzin serperek sadece mahallenin karşı yakasındaki evlerin yanacağını düşünmek ahmaklıktır! Unutmayın! Ateşin her yanı yakıcıdır!
2-Sizlere SSCB örneğini hatırlatıyorum!
1990 yılı sonbaharında “Kızılordu” Moskova’yı inletiyor, dünya imparatorluğundan bahsediliyordu. Ancak 1991 sonbaharında SSCB on beş parçaya ayrılmıştı.
Emperyalizm ve siyonizmin hakikati tanınmalı, onlara asla güvenilmemeli ve onlara karşı daim uyanık olunmalı. Emperyalizm açık açık BİP (Büyük İsrail Projesi) diyemediğinden BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) diyor. Emperyalizmin bu proje kapsamında bin yıldır üzerine hesap yaptığı “Anadolu” toprakları ile ilgili hayal ve planları olmadığının veya pas geçeceğini düşünmek en hafif ifadesi ile safdilliktir.
3- Cehennemin kapılarını ardınca açmaya zorlamayın!
Türkiye izlediği tüm Ortadoğu politikalarını acilen revize etmeli ve bunu kamuoyu ile paylaşmalı. Sadece bölge halkları için değil öncelikle kendi halk ve toprak bütünlüğü için bir an önce “Suriye VekaletSavaşı”ndan çekilmeli. Terörist cihadistlere verilen her türden direkt ya da zımni destek sonlandırılmalıdır. Ortadoğu halklarının geleceğine ipotek koyan “Vahhabizm” kökenli tüm terör şebekelerine karşı ön şartsız bir şekilde Suriye ve Irak “merkezi” hükümetleri ile işbirliğine gidilmelidir! Ve “Cehennemin kapısı”na dönüşmüş olan “güney sınırı”mız bir an önce mutlak kontrol altına alınmalı ve “cehennem zebanileri”nin geçişine kapatılmalıdır!
Muntazar Musavi