13 Mart 2016 - 02:12
Vizesiz Avrupa Hayali ve Katlanılan Bedel

Bu asla bir Kayserili pazarlığı olamaz.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA -Başbakan Davutoğlu, Brüksel’de AB yetkilileriyle mülteciler sorununu görüşürken, beklenmedik bir teklifte bulundu.

Türkiye; mülteci geçişlerini önlemede ciddi ve önleyici tedbirler alacak. Yunanistan’a geçmiş olan, kayıtlı ve kayıt dışı tüm göçmenleri geri kabul edecek. Halen Türkiye’de var olan ve geri kabul edilen göçmenlerin şartları iyileştirilecek ve istihdam olanakları sağlanacak.

Geri kabul ettiği göçmen sayısı kadar Suriyeli göçmen AB ülkeleri tarafından paylaşılarak alınacak. AB daha önce Suriyeli göçmenler için vermeyi vaat ettiği 3 milyar Euro para yardımını iki katına çıkaracak.

En önemlisi de vizesiz AB uygulaması Haziran sonunda gerçekleşecek.

Başbakan Ahmet Davutoğlu 3 saat Kayserili pazarlığı yaptık diyerek anlatıyor bu olayı medyaya.

Acaba Kayserili bir tüccar böyle bir alışverişi yapar mıydı?

Bu çok tartışılacak bir konu ama Kayserilinin, aldığı şeyin değeri ile ödediği bedeli çok iyi tartacağı kesin.

Şimdi filmi başa saralım ve mülteci sorunu ve AB-TÜRKİYE ilişkilerini bir gözden geçirelim.

Arap baharı diye ülkeler istikrarsızlığa itildiği andan itibaren mülteci sorunları patlama noktasına geldi.

Tam böyle bir dönemde Suriye’nin istikrarsızlaştırılması ve yabancı savaşçı akınına maruz kalması, Perşembenin gelişini Çarşamba’dan belli ediyordu zaten.

Bir ülke düşünün 89 ayrı devletten insanlar oraya savaşa gelmişler ve bunlar yüzlerce ayrı gruplara bölünmüşler. Muhalif adı altına dünyaya takdim edilen bu savaşçı grupların birçoğu, bir birinin dilini dahi bilmiyor.

Böylesine bir savaş arenasında, kimin kimi vurduğu, kimin neye hizmet ettiği belli olmayan eli silahlı ve acımasız insanların arasında sivil halkın güvenli yer arayışıyla göç edeceği  çok açık ve aşikar bir şey idi.

Suriye’den göç edenlerin gidebileceği iki ana güzergah var.

 Biri Ürdün, diğeri Türkiye.

Ürdün çok fazla gönüllü ve iştahlı değildi bu konuda. Nitekim sınırlı sayıda mülteci kabul etti ve sınırını kapattı.

Türkiye, daha çatışmalar şiddetlenmeden ön hazırlığını yapmış ve neredeyse reklamlarla mülteci arayışına girişmişti denecek kadar istekli ve hevesli bir görüntü çizdi ilk başlarda.

Binler, On binler, Yüz binler derken Milyonlarla ifade edilen mülteci akınıyla karşı karşıya kalınınca akıllara dank etmeye başladı sorunun ciddiyeti.

Sorun, Türkiye için her anlamda büyüdü. Ülkenin istikrarını ve güvenliğini tehdit eder boyutlara ulaştı.

Suriye’de doğacak iç savaşın gidişatını kestiremedikleri  gibi doğuracağı sorunları da hesap edemedi ülkeyi yönetenler.

Suriye iç savaşında alınan pozisyon medya yoluyla yaratılan algı operasyonuyla idare edildi ülke kamuoyunda.

Yer, yer iç siyaset malzemesi olarak kullanılarak bir de övünç vesilesi haline dönüştürüldü.

Savaş beklenilenden fazla uzadı, mülteci sayısı arttı ve Türkiye artık gelen mülteciler için bir cazibe arz etmemeye başladı.

Mülteciler,  kendileri için daha güvenli ve müreffeh gördükleri Avrupa kapılarına dayanınca da AB devreye girdi ve bu işi en kolay tarafından Türkiye’nin üstüne nasıl yıkarızın planlarını yapmaya koyuldular.

Türkiye’yi komşu ülke Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesine razı edenler, mülteci sorunu konusunda da taktiksel davranarak, adeta Avrupa’nın tampon ülkesi konumuna düşürdüler.

Savaşın başlatılması, gidişatı ve sonuçları itibarıyla büyük hatalar yapan hükümet, yanlış ve yanılgılarını algı operasyonlarıyla başarı gibi takdim ettiği gibi mülteci sorunu için AB’ye yaptığı son teklifte de aynı taktiği gütmüştür.

Avrupa’ya vizesiz seyahat karşılığı üstlenmiş olduğu yük asla orantılı değil ve asla Türkiye’nin çıkarlarına değil.

Vizesiz seyahat,  evet Türk halkı için bir kolaylıktır.

 Ama sadece bir kolaylık.

Vizesiz seyahat Türkiye ve Türk halkı için sadece bir kolaylık iken AB için bir kazanımdır. Daha çok Türk vatandaşı, Avrupa’ya seyahat edecek ve daha çok döviz girdisi sağlayacaktır, onlar için.

Türkiye ise üstlendiği mülteci kapasitesiyle işsizlik oranında büyük bir artış yaşayacak. Daha da önemlisi güvenlik konusunda çok büyük gedikler oluşacaktır.

Böylesi bir konuda bile iç siyaset malzemesi peşinde olmak, bu durumdan siyasi rant devşirme hesabı yapmak doğru bir davranış olmadığı gibi onarılması güç sorunları beraberinde getirecektir.

Yarım asırdan beri AB kapısında bekletilen Türkiye, halen böyle ağır yükümlülükler üstlenme karşılığında bile AB’ye alınmıyor ve şartlı olarak Vize muafiyeti pazarlığı yapılıyor.

Vize muafiyeti ise çok gerçekçi ve net bir AB vadi değil.

Kriterlerin (72 kriter),  yerine getirilmesi şartını yok sayarak, kendimizi kandırmayalım.

Bu asla bir Kayserili pazarlığı olamaz.

Olsa, olsa kendini kandırma ve kandığı şeye halkını inandırma uyanıklığıdır.

Özcan Atam