16 Ağustos 2016 - 19:19
Suriye'de “Alevi iktidar” yalanı

Suriye'de Alevi diktatörlüğü vardır, Esad farklı inançları kapsamıyor, ötekileştiriyor" söylemi gerçeği asla yansıtmamaktadır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Suriye'de Alevi diktatörlüğü vardır, Esad farklı inançları kapsamıyor, ötekileştiriyor" söylemi gerçeği asla yansıtmamaktadır.

AKP iktidarı kirli Suriye politikasından çark ederken bile eski yalanlarına tutunarak kendisini aklamaya çalışıyor. “Alevi Esad’ın iktidarda olduğu, ülkeyi diktatör gibi yönettiği ve çoğunlukta olan Sünni kesimi baskı altında tutuğu, katlettiği, yaşam hakkı tanımadığı” yalanı kullanılarak, Suriye de işlenen suçlar bir anlamda kamufle edilmeye ve yüz binleri aşan cihatçıların ülkeye sokulmasına, her türden lojistik destek verilerek, Suriye devletinin yıkılmaya çalışılmasına dönük neden oluşturulmaya çalışıyor.

“Suriye’de mezhep çatışması vardır” yalanı bu güne kadar sıklıkla söylendi. Bu yalanla AKP Hükümeti Türkiye’deki mezhepsel farklılıkları kaşıyarak, iflas eden Suriye politikasına Sünni kesimden destek bulmaya çalışmıştır. “Suriye’de bir Alevi diktatörlüğü vardır” yalanı bu amaçla sürekli yandaş medya üzerinden servis edilmektedir. Emperyalizmin ve bölge gericiliğinin yıkmaya çalıştığı BAAS iktidarı, Alevi iktidarı olarak sunularak siyasal amaç gizlenmiş, emperyalizm adına taşeronluk görevi üstlenen AKP Hükümeti gerçek çehresini gizlemeye çalışmıştır.

Suriye, Alevilerin ve diğer azınlık kesimlerin on yıllardır rahatça yaşadıkları, devlet olanaklarından eşit olarak yararlandıkları, herkesin kendi kimliği ile var olabildiği istisnai ülkelerden birisidir. Araplar, Kürtler, Ermeniler, Dürziler, Yahudiler, Türkmenler, Çerkesler ve değişik inanç ve mezhepsel gruplar bu ülkede kendi kimlikleri ile yaşama olanağına sahip olmuşlardır. Kiliseler camilerle yan yana durmayı bilmiş, her iki kesime inanan halk kitleleri ortak vatan bileşkesinde, Suriye gerçekliğinde eşit yurttaşlar olarak yer almışlardır.


Suriye’de Aleviler, diğer inanç grupları gibi kendi inançlarını özgürce yaşayabilme olanaklarına sahip olmakla birlikte, devletin hemen her kademesinde, diğer inanç gruplarıyla birlikte yer almaktadırlar. Suriye ordusunda Aleviler de general olabilmekte, Sünniler, Türkmenler, Hıristiyanlar ve Ermeniler de. Orduda rütbe alabilmek için belirleyici kıstas, herhangi bir etnik kökene ya da inanç grubuna bağlı olmak değil askeri olarak o rütbeyi taşıyacak yetenekte olmaktır. Yasal olarak tüm halklar, devletin herhangi bir organında eşit haklara sahiptirler.

Türkiye’de gayri Müslimlerin orduya alınmadığını, Alevilerin orduda üst rütbelere çıkarılmadığını, güvenlikle ilgili diğer birimlerde fişlenerek alt düzeylerde ancak çalıştırıldığını düşündüğümüzde, Suriye’deki eşitliğin önemi çok daha iyi anlaşılır. Suriye’de demokrasi dersi vermeye kalkan AKP iktidarı, dönüp aynaya bakmalı ve toplumdan neredeyse dışlanmış Alevi ve gayri Müslim halkların durumlarını görmelidir.

Sünni egemen anlayış diğer inançları adeta yok saymış, her fırsatta farlılıkları kaşıyarak, düşmanlıklar yeşertmiştir. AKP iktidarı bu ayrışmadan sürekli nemalanmış, siyasal yandaş kazanmıştır. Ötekileştirilmiş azınlık halkları ve egemen olmayan mezhepleri sürekli baskı altında tutarak eritmeye, sindirmeye ve yaşamdan uzaklaştırmaya çalışmıştır.

Alevi diktatörlüğü söylemi AKP yalanıdır

Suriye’de iç savaş çıkarma senaryolarına mezhep çatışmasının zemin edilmesi için çok uğraşıldı. Tüm çabalara, yalanlara ve yanlışlara karşın mezhepler arası bir çatışma çıkartılamadı, bu amaca dönük provokasyonların halkta karşılığı olmadığı çok açıkça görüldü. Özellikle Türkiye ve Arap gerici rejimleri tarafından ısrarla seslendirilen “Suriye’de Alevi azınlık iktidarının olduğu ve Sünni çoğunluğu şiddete dayalı olarak yok etmeye çalıştığı” propagandasının tam bir aldatmaca olduğu ortaya çıktı.

Suriye devleti laiktir ancak hâkim ve egemen olan mezhep Sünniliktir. Bu mezhep kökenli insanların devlette yer alış oranı % 75’tir. Aleviler, diğer azınlıklar gibi laiklik zemininin güvencesi ile rejimin arkasında sağlam durmaktadırlar. Suriye’ye yönelik silahlı şiddete karşı yönetimi savunan temel güç de Sünni mezhep mensubu inançlı ve laik halk ile Hıristiyanlar, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Kürtlerdir.

Devletin din işleri Vakıflar Bakanlığınca (Vizaret el Avkaf) yönetiliyor. Ve bu kurum Türkiye’de olduğu gibi tamamen Sünnilerden oluşuyor. Hıristiyanların ise yarı resmi din işleri var. Ancak Alevilik adına resmi hiçbir kurum yok.

Suriye yönetimine, bir mezhep yakıştırması yapılmak isteniyorsa, doğru tanımlama, “Suriye devleti Sünni bir devlettir” belirlemesi olur. Bunun için, devleti oluşturan tüm yetki ve idari merkezleri yöneten yetkililerin mezheplerine kısaca bakmak yeterlidir. Suriye’de başbakan, genelkurmay başkanı ve savunma bakanı dâhil olmak üzere 29 bakanın çoğunluğu, Sünni mezhebindendir. Yalnızca 3 bakan Alevidir.

Suriye’nin laik bir ülke olduğu ve atamalarda mezhepsel ölçülere asla bakılmadığı her fırsatta ifade ediliyor. Sünni halkın yoğun olarak yaşadığı 11 ilde görevli olarak atanmış bir Alevi varsa bile, çevresi olduğu gibi yerli Sünni danışman ve yetkililerle örülerek bir denge sağlanmaya çalışılmış. Örneğin Lazkiye’de müdürlük düzeyinde Alevi sayısı inanılmayacak kadar azdır ve özellikle olaylar döneminde tüm genel müdürlüklere Sünni, Hıristiyan görevliler atanmıştır. Silahlı kuvvetlerdeki üst komuta kademelerinde de durum aynıdır.

Altını çizerek bir kez daha belirtmek gerek; Suriye’de Alevilik resmi olarak yoktur. Buna karşın, Sünnilik Suriye devletinin resmi mezhebidir.

Dolaysıyla, Suriye’yi “Alevi azınlık hükmü altında olan bir ülke” gibi göstermenin tek amacının, bölgede Suriye üzerine oynanmak istenen oyunlara mezhep çatışması imajını verebilmek olduğu anlaşılıyor. 1980’li yıllarda da benzer bir oyun oynanmak istenmiş, Müslüman Kardeşler örgütü silahlandırılarak, ayaklanmaya teşvik edilmiştir. Ancak o dönemde de Müslüman Kardeşler ayaklanmasını karşı savaşanlar ilk adımda laik Sünni ilerici güçler olmuştur.

Aleviler, en kutsal bayramlarından olan Gadir gecesi bile Suriye’de resmi olmadığından, ibadetlerini gizlilik içinde yapıyorlar. Hatta Sünni vakıflar bakanlığı bir açıklama ile Aleviler için önemli olan bu bayramı kutlamazken, Sünni bayramların, kutsal gece ve kandillerin tümü resmi tatil günü olarak kutlanmakta ve kutlamaları için devlet bütçesinden ödemeler yapılmaktadır.

Resmi olarak yasak olan bir mezhebin, resmi olarak var olan ve egemen olan mezhep üzerinde nasıl baskı yapabileceğini düşünebilmek için bilincimizi ciddi olarak zorlamamız gerek. Çoğunluğun Sünni olduğu, resmin din işleri kurumunun Sünni olduğu, mevcut yöneticilerin çoğunluğunun Sünni olduğu bir ülkede, Alevi azınlığın diktatörlüğünden bahsetmek, amaçlı ve provokatif bir tutumdur.

Bu konuda önemli bir gösterge eğitim kurumlarındaki din derslerinde ortaya çıkıyor. Suriye’de ilkokuldan lise sona kadar “din terbiyesi” adı altında bir ders okutulduğu, bu derse Hıristiyan çocukları girmezken, Alevi çocukların, Müslüman oldukları için girdikleri biliniyor. Derslerde ise sadece Sünni eğitimi veriliyor, Alevi çocukları bunu öğrenmeye mecbur kalıyor. Bu konuda Suriye’nin Türkiye’yi aratmadığını da açıkça görmekteyiz.

"Suriye'de Alevi diktatörlüğü vardır, Esad farklı inançları kapsamıyor, ötekileştiriyor" söylemi gerçeği asla yansıtmamaktadır. Suriye bu vahşi savaşı kendi insanlarını ötekileştirmeyip, farklılıklarını benimsediği için kazandı. Ulus olmak böyle bir zorunluluğu her topluma kaçınılmaz olarak dayatır. Bundan kaçanlar asla ulus olamazlar ve özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına dönük saldırılar karşısında başarılı olamayarak, darmadağın olur, silinirler.

Suriye farklılıklarını ulus çatısı altında birleştirerek direnmeyi başardığı için, emperyalist ve gerici saldırıları püskürterek, özgürlüğünü ve bağımsızlığını koruyabildi.

Ömer ÖDEMİŞ