17 Nisan 2026 - 13:26
Düşman propagandasından hayranlığa: Arap dünyasında İran algısı nasıl değişti?

İran’ın Arap ve İslam dünyasındaki imajı, yıllarca süren emperyalist propaganda ve “Şii tehdidi” söylemlerine rağmen, özellikle Aksa Tufanı ve sonrasında İran’ın Filistin direnişine verdiği kararlı destek ile ABD-İsrail saldırıları karşısında sergilediği onurlu duruş sayesinde tarihi bir dönüşüm geçirdi. Arap sokaklarında İran’a duyulan nefret ve korku yerini hayranlık, gurur ve takdire bıraktı; İranlı yetkililer ve medya mensupları rekor izlenme oranlarına ulaştı.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: İran İslam Cumhuriyeti’nin Arap dünyasındaki imajı, özellikle son iki ayda yaşanan gelişmelerle birlikte tarihi bir dönüşüm geçirdi. Yıllarca süren emperyalist propaganda, milyarlarca dolarlık medya imparatorlukları ve “Şii tehdidi” söylemleriyle örülmüş olan düşmanlık duvarları, İran’ın Filistin direnişine verdiği kararlı destek ve ABD-İsrail saldırganlığı karşısında sergilediği onurlu duruş sayesinde yıkıldı. Arap ve İslam dünyasında nesiller boyu inşa edilen nefret, yerini hayranlığa, takdire ve hatta “İran’ın yolundan gitme” çağrılarına bıraktı. Bu dönüşüm, emperyalist güçlerin Ortadoğu’daki en büyük kâbuslarından birinin gerçekleştiğini gösteriyor: İran, sadece askerî sahada değil, aynı zamanda kalpler ve zihinler savaşında da zafer kazanmıştır.

Yıllar süren karalama kampanyası: İran nasıl “baş düşman” ilan edildi?
Yaklaşık 47 yıl önce İslam Devrimi’nin zaferinden hemen sonra, emperyalist güçler ve onların bölgedeki müttefikleri, İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef alan devasa bir karalama kampanyası başlattı. Dünyanın en büyük ve en etkili medya imparatorlukları, “Şii tehdidi”, “Fars yayılmacılığı” ve “devrim ihracı” gibi korku senaryolarıyla Arap sokaklarını zehirledi. Milyonlarca dolar harcanarak kurulan enstitüler, üniversiteler, televizyon kanalları ve düzenlenen binlerce konferans, tek bir hedefe yönelmişti: İran’ı Arap dünyasının “bir numaralı düşmanı” olarak konumlandırmak.

Bu propagandanın en acı sonuçlarından biri, birçok Arap toplumunda İran’ın “işgalci İsrail’den daha tehlikeli” görülmeye başlanmasıydı. Bazı Arap rejimleri ve onların kiralık kalemleri, İran’ın sadece bölgesel istikrarı tehdit etmekle kalmadığını, aynı zamanda Arap kimliğini, dini inançlarını, sosyal geleneklerini ve hatta coğrafi sınırlarını hedef aldığını iddia ediyordu. Tekfirci grupların yükselişiyle birlikte, İran karşıtlığı adeta bir din haline getirildi. Müslüman Kardeşler gibi köklü hareketlerden, El Kaide gibi radikal örgütlere kadar geniş bir yelpaze, İran’a yönelik düşmanlık kampanyasının parçası haline geldi.

İran’ın Irak ve Suriye’deki rolü: “Tehdit” değil, “kurtarıcı”
İran’ın Irak ve Suriye’deki varlığı, düşman propaganda makinesinin en çok istismar ettiği konuların başında geliyordu. Ancak gerçekler, emperyalist medyanın anlattıklarından çok farklıydı. Irak’ta, ABD işgalinin ardından ülkeyi kana bulayan tekfirci gruplara (IŞİD vb.) karşı savaşan en etkili güçlerden biri İran’dı. Suriye’de ise, eski rejimin resmî daveti üzerine bölgeye gelen İran, ülkeyi tamamen ele geçirmeye çalışan uluslararası terör ağına karşı direnişin belkemiğini oluşturdu. İsrail’in kaçak başbakanının kendi itirafıyla, “İsrail devleti” Suriye’nin düşürülmesi için elinden geleni yapmıştı çünkü Şam, direniş ekseninin temel direklerinden biriydi.

Ne yazık ki, İran’ın bu hayati mücadelesi, devasa bir yalan ve dezenformasyon seli altında boğuldu. İran’ın anlatısı, karşı tarafın muazzam medya olanakları karşısında sesini duyuramadı. Bunun en büyük nedeni, Arap sokaklarının büyük kısmının elektronik ortamı dolduran yalan bilgilerin kurbanı olmasıydı. Hatta birçok cami hatipleri, İran’ı Siyonist-Amerikan sömürgeci projesiyle aynı kefeye koyan, hatta zaman zaman İran’ı “İsrail ve ABD’den daha tehlikeli” ilan eden vaazlar veriyordu. Uyarıcı sesler –İran’ı değil, Filistin ve Lübnan topraklarını işgal eden Siyonist rejimi asıl düşman olarak görmeye çağıran akıllı uyarılar– ne yazık ki genel kamuoyunda karşılık bulamadı.

Aksa Tufanı: Dönüm noktası ve İran’ın parlayan yıldızı
7 Ekim 2023’te başlayan “Aksa Tufanı” operasyonu, bölgedeki tüm dengeleri altüst etti ve İran’ın gerçek yüzünün tüm dünyaya ifşa olmasını sağladı. Siyonist düşmanın Gazze Şeridi’nde Filistinli sivillere karşı soykırım suçları işlediği o karanlık günlerde, İran ve direniş eksenindeki diğer aktörlerden başka Filistin halkının yanında duran kimse yoktu. ABD ve müttefikleri, tüm askerî, istihbarat, ekonomik ve teknolojik imkânlarını Siyonist rejimin soykırım savaşını desteklemek için seferber etmişti. İşte bu ortamda, İran’ın Filistin direnişine verdiği destek ve bu desteğin bir sonucu olarak Siyonist düşmanla doğrudan üç tur çatışmaya girmesi, tüm yalanları paramparça etti.

Artık en büyük şüpheciler ve aldatılmışlar için dahi İran’ın duruşunun ne kadar net ve ilkeli olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştı. İran, Filistin davasına verdiği desteği maddi çıkarlarla veya mezhepsel hırslarla açıklamaya çalışanları utandıracak bir kararlılık ve samimiyet sergiliyordu. Bu, köklü bir inancın, sarsılmaz ilkelerin ürünüydü.

Son vuruş: ABD-İsrail’in İran’a saldırısı ve algıların tamamen tersine dönmesi
Son iki ayda, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı hain ve vahşi saldırı, Arap ve İslam dünyasındaki algı dönüşümünü zirveye taşıdı. Saldırının hiçbir meşruiyeti olmadığı, emperyalist güçlerin halkların kaynaklarını yağmalama ve yayılmacı projelerinin önündeki en büyük engeli ortadan kaldırma arzusundan kaynaklandığı, bölge ve dünya kamuoyu tarafından açıkça görüldü.

Buna karşılık İran’ın duruşu, en görkemli halini sergiledi. Katillerin ve suçluların tüm yalanlarını çürüten, bu büyük ve güçlü cumhuriyetin ahlaki üstünlüğünü gözler önüne seren bir tablo vardı ortada. İran, aldığı darbelere ve verdiği fedakârlıklara rağmen, büyük ve dengeli bir devlet olduğunu, güvenilir ve saygıya layık bir konuma sahip olduğunu ispatladı.

Arap sokaklarında karnaval: Düşmanlık yerini hayranlığa bıraktı
Saldırı savaşının patlak vermesinin ardından Arap ve İslam ülkelerindeki halkların ruh halinde büyük ve eşi benzeri görülmemiş bir değişim yaşandı. Nefret, öfke ve kınama duyguları yerini hayranlık, gurur ve takdire bıraktı. Hatta tüm bu samimi ve coşkulu duygu selini durdurmaya çalışan karşı kampanyalara rağmen, insanlar her alanda İran’ın izinden gitmeye çağırır noktaya geldi. Milyonlarca takipçinin sosyal medya hesapları, neredeyse her gün İran İslam Cumhuriyeti’nin gücünü ve onurunu öven bir karnavala dönüştü. İran’dan çıkan her açıklama, her duruş büyük bir ilgiyle takip ediliyor.

İranlı medyacılar, analistler ve yazarlar bile artık büyük ve yaygın kanallarda rekor izlenme oranlarına ulaşıyor. Soğukkanlılıkları, sakinlikleri, telaş ve abartıdan uzak, halkın kalbine dokunan analiz ve tasvir yetenekleriyle parmakla gösterilir hale geldiler. İranlı yetkililerin sakin ve vakur üslubu da dünyada milyonların beğenisini kazandı. Bu üslup, saldırganlık koalisyonunun çirkin yüzünü ifşa etmeyi ve herkesin -Fransa ve İngiltere gibi ABD ve İsrail’in tarihî müttefiki sayılan ülkelerin bile- kabul ettiği gerçek yüzünü göstermeyi başardı.

Zıt görüş: İran karşıtı propaganda hâlâ devam ediyor
Elbette İran karşıtı propaganda tamamen bitmiş değil. Bazı çevreler, özellikle Batı destekli medya kuruluşları ve belirli Arap rejimlerine bağlı kanallar, eski düşmanlık söylemlerini sürdürmeye çalışıyor. Bu çevreler, İran’ın bölgedeki rolünü hâlâ “istikrarsızlık kaynağı” olarak tanımlamakta, İran’ın nükleer programını ve balistik füze kapasitesini “tehdit” olarak sunmaktadır. Ayrıca, İran’ın iç ekonomik sorunları ve protestolar üzerinden yürütülen psikolojik harp faaliyetleri de devam etmektedir. Ancak bu çabalar, Arap sokaklarında yaşanan devasa algı değişimini tersine çevirecek güçten uzaktır. Emperyalist medyanın inandırıcılığı, Gazze ve Lübnan’da akan kan ve İran’ın direnişine tanıklık eden halklar nezdinde iflas etmiştir.

İran’ın büyük kazanımı: Doğru yolda birleşen ümmet
İran İslam Cumhuriyeti, iyi yönetimi, yetkililerinin feraseti, halkının ve silahlı kuvvetlerinin sabır ve direnişi sayesinde son iki ayda benzeri görülmemiş başarılara imza atmıştır. Bu başarıların en önemlisi, saldırganlığa karşı durmak ve şeytani planlarını boşa çıkarmak kadar, Arap ve İslam ümmetinin gerçek düşmanının kim olduğu konusunda işleri yeniden rayına oturtmuş olmasıdır. Geçen yüzyılın ortalarında “devletini” kuran düşman, o günden bu yana bölge halklarına karşı işlediği suçlara bir an olsun ara vermemiştir. Bugün hâlâ utanmadan bu suçlara devam etme arzusunu ilan etmekte ve bölgeyi kendi iradesine boyun eğdirme çabasını sürdürmektedir.

İran’ın Arap ve İslam halklarının genel ruh halini değiştirme ve işleri doğru yola oturtma başarısı, belki de diğer alanlardaki başarılarla eşdeğerdir. İran, bu sayede, ABD’nin utanmaz ve hoyrat müdahalelerinden uzak, bölge halkları ve ülkeleriyle yeni bir işbirliği döneminin temellerini atmaktadır. Görünen o ki, ABD önümüzdeki dönemde bölgedeki ve dünyadaki nüfuzunun büyük bir kısmını kaybedecektir.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha