Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Rapora göre 2025 yılında Avrupa genelinde toplam 876 İslamofobi vakası kayıtlara geçti; bunların büyük bölümü ayrımcılık, nefret suçu, iftira, hakaret ve fiziksel saldırılardan oluşuyor. Mağdurların yüzde 80’ini Müslüman kadınlar oluşturuyor ve vakaların önemli bir kısmı doğrudan başörtüsüyle bağlantılı. Ancak AB Temel Haklar Ajansı’nın tahminine göre vakaların yalnızca yüzde 6’sı resmi makamlara bildiriliyor; bu durum, Müslümanların resmi kurumlara olan güvensizliği ve İslam karşıtı iklimin normalleşmesiyle açıklanıyor.
Rapor, Müslümanların giderek daha fazla “güvenlik”, “sosyal uyum” ve “ulusal kimlik” penceresinden görüldüğünü vurguluyor. Hukuki ve siyasi farklılıklara rağmen Avrupa hükümetleri ortak bir modele doğru ilerliyor: Artan güvenlik gözetimi, dini sembollere getirilen kısıtlamalar ve Müslümanların “özel kontrol” gerektiren bir grup olarak sunulması.
Ülke örnekleri durumun vahametini gösteriyor. Avusturya’da seçimlerle birlikte İslam karşıtı saldırılar tırmandı. Belçika’da ayrımcılık karşıtı yasalar olmasına rağmen uygulama Müslümanlar açısından “eşitsiz”. Danimarka’da Ekim 2023’ten sonra Müslümanların hakları “koşullu” hale geldi; yani sosyal katılım ve dini özgürlük, devletin siyasi ve kültürel beklentilerine uyma derecesine bağlandı. İsveç bölümünde ise “milli İslam” kavramına dikkat çekiliyor; bazı dindarlık biçimleri kabul görürken bazıları güvenlik tehdidi olarak ilan ediliyor.
Siber dünya nefretin yeni cephesi. 2017’den 2026’nın başlarına kadar yayınlanan yaklaşık 15 milyon gönderinin incelendiği araştırmada, içeriklerin yüzde 16.6’sı “zehirli” bulundu. Nefret içeriklerinin yüzde 81’inde dini motifler yer alırken, üçte birinden fazlası açık şiddet unsurları taşıyor. Her siyasi kriz, sosyal medyada on binlerce aşırı İslam karşıtı gönderi dalgası yaratıyor.
Rapor, sanal nefretin somut şiddete dönüştüğünü belirtiyor; provokatif klipler ve İslam karşıtı medya anlatıları, taciz, tehdit ve fiziksel saldırılara zemin hazırlıyor. Nisan 2025’te Fransa’daki bir camide Abubakar Cisse’nin öldürülmesine atıfta bulunulan rapor, Müslümanların "insanlıktan çıkarılması"nın sembolik bir endişe değil, geniş çaplı şiddetin habercisi olabileceği uyarısında bulunuyor.
İngiltere bölümü “Prevent” adlı güvenlik programına odaklanıyor. Hükümet programı “aşırıcılıkla mücadele” olarak tanımlasa da rapor yazarları bunu Müslümanlara karşı “sürekli şüphe iklimi” yaratma aracı olarak görüyor. Yazar Leila Ait El Haj, 2025’te göçmenlere yönelik sertleşmeler ve sokak saldırılarıyla birlikte baskının zirve yaptığını belirtiyor.
2024 yazındaki Southport olaylarında, saldırganın diniyle ilgili yalan söylentilerin ardından camilere ve İslami merkezlere organize saldırılar düzenlendi. Rapora göre olayların ardından Müslümanların yüzde 92’si kamusal alanda güvensiz hissediyor, yarısından fazlası sosyal medya kaynaklı endişe artışı yaşıyor. İngiltere ve Galler’deki dini nefret suçlarının yüzde 44’ü Müslümanlara karşı işleniyor.
İstatistikler çarpıcı: Yüzde 6’lık nüfusa sahip Müslümanlar, diğer vatandaşlara göre "Prevent"e altı kat daha fazla yönlendiriliyor. 2025’te bu sayı 8.778’e ulaşarak rekor kırdı. Son on yılda “İslami aşırıcılık” endişesiyle 3 yaşın altındaki 200 çocuğun bile programa dahil edildiği belirtiliyor. Bu veriler, İngiltere’deki Müslümanlar arasında hükümetin kendilerini “vatandaş” değil “sürekli gözetim altındaki topluluk” olarak gördüğü hissiyatını pekiştiriyor.
yorumunuz