6 Haziran 2026 - 17:30
Trump İran konusunda yine çelişkili konuştu: Anlaşmaya varmaktan başka çare yok

ABD Başkanı Donald Trump, NBC kanalına verdiği röportajda İran ile yürütülen müzakerelerin gidişatına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Trump’ın, İran liderlerinin savaşı sona erdirmek için henüz bir anlaşmaya varamamasını “güçlü ve gururlu olmalarına” bağladığı, ancak “nihayetinde bir anlaşmaya varmaktan başka seçeneklerinin olmadığını” savunduğu aktarıldı.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan NBC kanalına verdiği röportajda ülkesinin İran ile sürdürdüğü müzakerelerin gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Trump’ın, İran liderlerinin “savaşı sona erdirmek” için ABD ile henüz bir anlaşmaya varamamalarının nedeninin “güçlü” ve “gururlu” olmaları olduğunu belirttiği kaydedildi. Ancak aynı açıklamada, İran’ın “nihayetinde bir anlaşmaya varmaktan başka seçeneklerinin olmadığını” savunduğu ifade edildi.

Trump’ın röportajda, “Güçlüler, gururlular, asla yapacaklarını düşünmedikleri şeyleri yapmak zorunda kalacaklar. Başka seçenekleri yok ve bu biraz zaman alıyor” dediği aktarıldı. Bu ifadeler, eleştirmenlerce ültimatomcu bir dilin ve emperyalist dayatmanın tipik örneği olarak değerlendiriliyor. Zira bir ülkenin “başka seçeneği olmadığı” yönündeki söylem, müzakereyi karşılıklı bir süreç olarak değil, tek taraflı bir teslimiyet mekanizması olarak kurguluyor.

Vietnam benzetmesi ve sabırsızlık eleştirileri

ABD kamuoyunda “İran ile hızla bir anlaşmaya varması gerektiği” yönündeki çağrılara karşı çıkan Trump’ın, “Bu tür şeyler yıllar alır” dediği belirtiliyor. Süreci Vietnam Savaşı ile karşılaştıran Trump’ın, “Oldukça hızlı ilerliyorum. Üç aydır bu işin içindeyim. Biliyorsunuz, Vietnam 19 yıl sürdü. Üçüncü ayımdayım ve tek yaptıkları ‘Vay canına, ne zaman kazanacaksınız?’ demek” ifadelerini kullandığı kaydedildi.

Tarih uzmanları, Trump’ın Vietnam benzetmesinin yanıltıcı olduğunu belirtiyor. Vietnam Savaşı’nın ABD açısından bir “kazanma” değil, ağır bir yenilgi ve yüzbinlerce can kaybıyla sonuçlandığı hatırlatılıyor. Ayrıca savaşın süresini “19 yıl” olarak vermesinin de abartılı olduğu, ABD’nin doğrudan askeri müdahalesinin yaklaşık 8-10 yıl sürdüğü ifade ediliyor. Gözlemciler, Trump’ın tarihsel bir travmayı sıradan bir müzakere sürecine benzetmesinin, konunun ciddiyetini kavrayamadığı şeklinde yorumlanıyor.

“Orduları tamamen yok ettik” iddiasına şüpheyle yaklaşılıyor

Trump’ın röportajda, ABD’nin İran’a ait orduları “tamamen yok ettiğini” ileri sürdüğü, ancak İran’ın “halen bazı füzeleri ve insansız hava araçları olduğunu” dile getirdiği aktarıldı. Trump’ın, “İnsansız hava aracı fabrikalarının çoğu, fırlatma rampalarının çoğu ve füze üretim alanlarının çoğu devre dışı bırakıldı. Ancak yine de kapasiteleri var. (İran’ın) Bazı füzeleri, bazı insansız hava araçları var. Yüzde olarak belki füzelerinin yüzde 21-22’si diyebilirim” dediği kaydedildi.

Askeri analistler, Trump’ın bu yüzdelik iddiasının bağımsız kaynaklarca doğrulanmadığını belirtiyor. “Tamamen yok etme” ile “hala kapasiteleri var” ifadeleri arasındaki çelişkiye dikkat çekiliyor. Ayrıca, İran’ın füze kapasitesinin yüzde 21-22’sinin neye göre hesaplandığına dair herhangi bir somut veri sunulmadığı ifade ediliyor. Bazı gözlemciler, bu tür belirsiz rakamların daha çok psikolojik savaş ve kamuoyunu etkileme amacı taşıdığı yorumunda bulunuyor.

Çifte standart ve denetimsiz cephanelikler yeniden gündemde

Trump’ın İran’ın askeri kapasitesini hedef alan açıklamalarına karşın, ABD’nin kendi nükleer stoku ve İsrail’in denetimsiz cephaneliğine ilişkin herhangi bir eleştiri getirmediği gözlemleniyor. SIPRI verilerine göre ABD’nin elinde yaklaşık 5.200 nükleer başlık bulunduğu, İsrail’in ise uluslararası denetime kapalı şekilde tahminen 90 ila 400 arasında nükleer savaş başlığına sahip olduğu hatırlatılıyor. Buna karşın İran’ın barışçıl programı, Batılı başkentlerde sürekli olarak “tehdit” olarak çerçeveleniyor.

Tarihsel referanslara başvuran uzmanlar, Irak işgali sırasında da benzer bir “kitle imha silahı” söyleminin kullanıldığını ve işgalin ardından bu silahlara dair hiçbir kanıt bulunamadığını anımsatıyor. Libya örneğinde ise, Muammer Kaddafi’nin nükleer programını sökme karşılığında Batı’yla uzlaşmasının, ülkenin istikrarını kurtarmaya yetmediği ve sonuçta dış müdahaleyle karşı karşıya kaldığı aktarılıyor. Bu örneklerin, “tehdit” söyleminin arkasında çoğu zaman siyasi hesaplar olduğunu gösterdiği belirtiliyor.

Müzakerelerdeki tıkanmanın asıl nedeni

Trump’ın İran liderlerini “gururlu” olmakla suçlamasına karşın, diplomatik kaynaklar asıl tıkanmanın ABD’nin dondurulmuş İran varlıklarını serbest bırakmayı reddetmesinden kaynaklandığını ifade ediyor. Daha önce İranlı yetkililerin, “24 milyar dolar bizim paramız, bu bir güven testi” açıklaması hatırlatılıyor. Gözlemcilere göre, Trump yönetimi ekonomik kuşatmayı bir pazarlık kozu olarak kullanırken, İran ise bu varlıkların serbest bırakılmamasını kötü niyet olarak değerlendiriyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha