18 Ekim 2010 - 20:30

1- İmam Mehdi (a.s) ile Mülakat Allame Meclisi babasından şöyle naklediyor: “Bizim zamanımızda Emir İshak Esterabadi isminde imanlı ve salih bir şahıs vardı. Kırk defa yaya olarak hacca gitmişti. Halk arasında tayy’ül arz (bir anda istediği kadar yolu kat eden) lakabıyla meşhur olmuştu. Bir yıl İsfahan’a geldi. İsfahan’a geldiğinden haberim olunca görüşüne gittim. Hal hatır sorduktan sonra ona; “Acaba gerçekten sizin tayy’ül arz’ınız mı vardır? Çünkü halk arasında böyle meşhur olmuştur” dedim. Cevaben şöyle dediler:

Bir yıl Mekke’ye azim oldum, hacc kafilesiyle bir konağa vardık, o konaktan Mekke’ye yedi veya dokuz konak (elli fersahtan fazla) bir mesafe vardı. Ben bazı sebeplerden dolayı kafileden geriye kalmıştım, yavaş-yavaş tamamıyla onlardan ayrı düştüm. Asıl caddeyi kaybettiğimden dolayı şaşkınlık içerisinde kalmıştım. Susuzluk beni öyle etkilemişti ki, diri kalacağımdan artık ümidimi kesmiştim. Bir kaç defa; “Ey Salih! Ey Eba Salih! (Ey İmam-ı Zaman!) Beni caddeye hidayet et” diye feryat ettim.

Bu sırada uzaktan bir şebeh (karartı) gördüm, düşünceye daldım! Kısa bir süreden sonra o şebeh yanımda hazır oldu. Buğday renkli, güzel simalı ve temiz elbiseli bir genç olduğunu gördüm. Siması büyük bir şahsiyet olduğunu gösteriyordu, bir deveye binmişti, yanında da bir su kabı vardı. Ona selam verdim, o da selamın cevabını verdikten sonra “Susuz musun?” diye sordu. Ben de; Evet susuzum dedim. Su kabını bana verdi, ben de o sudan içtim. Sonra; “Kafileye yetişmek istiyor musun?” diye sordu.

Sonra beni devenin arkasına bindirdi, birlikte Mekke’ye doğru hareket ettik. Ben her gün “Hırz-i Yemani” duasını okurdum, yine o duayı okumakla meşgul oldum. Duanın bazı cümlelerinin yanlış olduğunu tezekkür verip şöyle oku diyordu.

Bir kaç dakika geçmeksizin bana; “Burayı tanıyor musun?” diye sordu. Bakınca Mekke olduğunu gördüm. “İniniz!” diye emrettiler. İndiğimde geri döndüler ve aniden gözlerden kayboldular. Bu esnada onun İmam Mehdi (a.s) olduğunun farkına vardım.

Ondan ayrılmama ve onunla birlikte olup da onu tanımadığımdan dolayı çok üzüldüm. Yedi gün geçtikten sonra, bizim kafilemiz Mekke’ye ulaştı.

Kafilemizde olanlar, benim sağ kalmamdan ümitlerini kesmişlermiş, beni Mekke’de gördüklerinde şaşırdılar. İşte bu yüzden halk arasında tayy’ül arz’a sahip olmakla meşhur oldum.

Allame Meclisi (r.a) bu hikayeyi naklettikten sonra, babasının şu sözünü de ekliyor: “Hırz-ı Yemani” duasını onun yanında okudum, yanlış yerlerini düzeltti, onu nakil ve tashih etmeyi bana icaze verdiğinden dolayı da Allah’a şükür ediyorum.

 

2- Hamamcı Ebu Racih ve İmam Zaman (a.s)

Necef-ul Eşref’’in yakınlarında yer alan Hille şehrinin muhlis Ehl-i Beyt dostlarından olan Ebu Racih, o şehrin umumi hamamlarından birisinin sorumlusu idi. Bundan dolayı o şehrin halkının çoğu onu tanıyorlardı. O zaman Hille şehrinin valisi Mercan Sağir isminde bir şahıs idi. Bazı kimseler, Ebu Racih-i Hemmami’nin Resulullah (s.a.a)’in münafık ashabından bazılarına dil uzattığını ona söylediler. Vali o şahısın ihzar edilmesini emretti. 

Onu getirdiklerinde onun suratına o kadar yumruk ve tekme vurdular ki, dişleri yerinden çıktı! Dilini çıkarıp çuvaldızla deldiler, (bıçakla) burnunu kestiler, onu çok vahim bir halde bir grup gaddar kimselere teslim ettiler. O zalimler de onun boynuna bir ip atıp Hille şehrinin sokak ve caddelerinde dolaştırdılar!

Bedeninden o kadar kan aktı ki, artık yürümeye gücü kalmadı, onun yaşayabileceği ümit edilmiyordu. Vali onu öldürmek isteğinde, orada hazır olanlardan bazıları şöyle dediler:

“O yıpranmış yaşlı bir kişidir, yeterince cezalandırılmıştır, ister istemez çok geçmeksizin ölecektir, siz onu öldürmekten vazgeçiniz.”

Ama ertesi günü halk, onun namaz kılmakla meşgul olduğunu görünce şaşırıp kaldılar; her açıdan salimdi, dişleri kendi yerinde idi, bedeninin yaraları iyileşmişti, o yaralardan hiçbir eser göze çarpmıyordu. Hayretle ona şöyle dediler:

“Nasıl oldu ki kurtuldun, sanki sana hiç dayak atmamışlar?!”

Ebu Racih cevaplarında şöyle dedi:

“Ben ölüm yatağına düştüğümde, hatta dilimle mevlam Hz. Veliyy-i Asr (a.s)’dan yardım dileyecek bir gücün bile kalmamıştı; bundan dolayı kalbimde O Hazret’e tevessül ettim, O’ndan yardım diledim. Gece tam karanlık çöktüğünde, aniden evim aydınlandı! O anda gözüm mevlam İmam Zaman (a.s)’ın cemaline ilişti, İmam (a.s) öne gelip mübarek elini yüzüme çekti ve şöyle buyurdu:

“Kalk! Ailenin geçimini temin etmek için dışarı çık; Allah Teala sana şifa verdi!”

Şimdi sağlığımın yerinde olduğunu sizler de görüyorsunuz.

Onun sağlık ve bu ilginç durumunun haberi çok geçmeksizin her tarafa yayıldı. Hille’nin valisi kendi memurlarına, Ebu Racih’i onun yanına ihzar etmelerini emretti. Onu getirdiklerinde vali, Ebu Racih’in kıyafetinin tamamıyla değişmiş olduğunu, yüzü ve bedenindeki onca yaralardan hiçbir eser kalmadığını gördü; dünkü Ebu Racih ile bugünkü Ebu Racih kesinlikle kıyas edilemezdi!

Vali bu durumu görünce, onun kalbine bir korku düştü; o bu olaydan o kadar etkilendi ki, artık ondan sonra (çoğu Ehl-i Beyt dostu olan) Hille halkına karşı tavırları tamamen değişmiş oldu.

Hille valisi önceleri, Hille’de İmam Zaman (a.s)’ın Makamıyla meşhur olan yere geldiğinde, o kutsal mekana saygısızlık yapması için alay edercesine kıbleye sırt çeviriyordu. Ama bu olaydan sonra, o kutsal mekana gelip kıbleye doğru dizleri üstünde oturuyordu ve Hille halkına saygılı davranıp onların yanlışlıklarını görmezlikten geliyordu ve iyi iş yapanlara iyilik yapıyordu. Bununla birlikte ömrü çok uzun sürmedi.

ABNA.İR