19 Ağustos 2011 - 19:30

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği iyi niyet elçisi ünlü Hollywood yıldızı Angelina Jolie 16 Haziran’da Türkiye’ye geldi ve Hatay’daki Suriyeli mültecilerin kaldıkları kampa gitti. Dünya medyasının ilgisini bu ziyaretiyle Suriye’ye ve orada olup bitene çekti. Bir anda Suriye dünyanın gündemine oturuverdi.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bir zamanlar Bosna Hersek’te, Çeçenistan’da, Karabağ’da ve sair beldelerde yapılanlara vicdanını kapayan ABD ve Avrupa, Suriye gibi Müslüman bir ülkede yapılanlara kayıtsız kalamıyor ve vicdanının sesini dinliyordu! Acaba ne değişmişti, n’olmuştu? Anlaşılan katliam yapanlar kendileri ya da Hristiyanlar değil de Müslümanlar olunca Batı’nın bütün vicdani duyguları kabarıyordu!

Jolie’nin gelişi resmen BM’den çıkan kararlar gibiydi ve mesaj şuydu: “Acilen bu drama son verilmeli!” Dikkatleri Suriye’ye çevrilen medya artık Suriye konusunda istediği gibi yazıp çizecekti. İstenilen olacak ve medya sayesinde psikolojik harekât başlatılacak ve ileriki günlerde yapılabilecek operasyona da kılıf uydurulacaktı. Zaten BM kararları ne zaman hayır getirdi ki? Bu kararlardan sonra sonu felaket olan askeri harekâtlar gerçekleştirildi. Baas rejiminin gerçekleştirdiği zulüm ve işlediği suç ise düşünülen projenin hayata geçirilmesine çanak tutuyor. İnsanlar yapılan zulme karşı çıkmakla beraber ABD ve Avrupa’nın yapmak istediğine de yardımcı oluyorlar. Aslında keşke bu meseleyi onlar karışmadan halledebilsek, bizim de güçlü bir İslam birliğimiz olsa. Ama esas “keşke” dediğimiz şey ise Müslümanların kanının akıtılmamasını sağlayabilmek.

Bizim için olduğu gibi, ABD ve Avrupa için Suriye önemlidir, çünkü; Suriye ve İran İsrail karşısında müttefiktirler ve onlar bu kalelerden birini yıkmalıdırlar. Esad rejimi, Hizbullah’ın İsrail’le mücadelesine destek sağlıyor. İran’ın Hizbullah’a sağladığı füzeler Suriye üzerinden gönderiliyor. Aslında bu, bu rejimin devrilmesi için (diğerleri Batı için önemli bile değil.) yeter de artar. Bir de bu olayların yaşanmasının ekonomik boyutu var. Kargaşa çıkacak, istikrarsızlık olacak ve bölgede yatırım yapılmayacak. Böylece kendi derdine düşen Suriye halkı ve yönetimi, onlara bağımlı olacak ve ne diyorlarsa yapacak. Nihayetinde ise Hizbullah’a yardım edemeyecek.

Ve işin başka bir yönü ise, İran’ın bu konuda sessiz kalması dolayısıyla bütün tepkileri çekmesidir. Fakat “İran niye olanlara ses çıkarmıyor?” diyenler, anlattıklarımı gözden kaçırıyor. Siyasi hesaplar uğruna olaylara ses çıkarılmıyor, deniyor. Ben de bunun üzerine şu soruyu soruyorum:

“Çıkarılan bu olaylar siyasi hesap değil mi? Muhaliflerin haklı direnişinin içine silahları katarak olayları bu raddeye getirenler, bunları siyasi hesapları uğruna yapmadılar mı?” İstenen zaten İran’ın iyice yalnızlaştırılması ve böylece Müslümanların İran taraftarı olanlar ve olmayanlar diye bölünmesi. Hâlbuki bizim böyle futbol takımı tutar gibi taraftarlığımız ne konu edilmeli ne de önceliğimiz olmalı. Unutmamalıyız ki; mezhep farklılığı olsa da (ki bu bence hiçbir şeyi etkilemez ve etkilememeli) hepimiz Müslüman’ız. Ben kimsenin yüzünü yıkamıyorum. Evet, bir zulüm var ama mücadele bu minvalde olmamalı, bu şekilde gözlerimizi olan bitene kapatmamalı. Bizler o öyle, bu böyle diyerek birbirimizi suçlarken, umarım ki; “atı alan Üsküdar’ı geçmez.”

Emel MÜMİNOĞLU