Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Büyük bir Arap medya sermayesi ile yapılan bu dizi film, sadr-ı İslam ve Hz. Ali’nin (a.s) hilafet dönemini tahrif ederek, Muaviye ve Ümeyye oğullarının nizamını temize çıkarıp, Kerbela faciası başta olmak üzere Müslümanlara yönelik katliamları görmezlikten gelerek onlara gerekçe arama eğilimindedir. Ayrıca “Halife-i Raşidin” denilen ilk üç halife tarafından İslam toplumunda oluşturulan bidatlere, İslam tarihi ve Ehlibeyt’in siyret ve yöntemlerine doğru olmayan bir yöntemle yaklaşılarak insanlara yanlışlar ilga edilmek istenmektedir.
Bu dizi filmin yapımcıları Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün… vakıflar idaresinin Petro- dolar sermayesi ve Mekke’den Medine’ye, Şam’dan Irak’a kadar İslami şehirlere ulaşma imkanına sahipti. Başka bir ifadeyle izleyicileri etkilemek ve etkisi altına almak için her türlü imkan ve olanaklara sahipti. Dizi film yapımcıları Ehlibeyt’in (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) nurani yüzlerini tasvir ederek uğursuz niyetlerini ortaya koymuş ve Şia mukaddesatlarına saldırılarak zihinlerinde yatmakta olan şom düşüncelerini açığa vurmuşlardır.
Dizi Filmin Amaçları
Genel bir bakış açısıyla bu dizi filmin amaçları şu şekilde betimlenebilir:
1. Masum İmamların (a.s) “ismet” sıfatıyla mücadele.
2. İlk üç halifenin bidatlerini savunmak.
3. Muaviye ve Yezid’in yaptığı nifakları paklamak.
4. Hilafet düzeninin “şura” yöntemi ile belirlenmesinin meşru olduğu izleniminin verilmesi.
5. Hz. Ali’nin hükümet dönemindeki İlahi Velayetin tahakkuku için can alıcı rolünü görmezlikten gelmek.
6. İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in başta üçüncü halifenin öldürülmesi olayı olmak üzere halifelerin dönemindeki rolünü ön plana çıkarmak.
7. Sadr-ı İslam tarihini tahrif ederek tarihin beyanı konusunda efsanelere yönelmek.
8. Muaviye’nin İslam ümmetinin arasında tefrikaların icadı konusundaki yıkıcı rolünü görmezlikten gelerek müspet ve yapıcı bir kişilik olarak sunulması.
9. İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in tanıtımı için geçerliliği olmayan ehli sünnetin yazmış olduğu tarihi kitaplar ve tefsirlerden yararlanılarak bu tür kitapların güvenilir biçimde gösterilmesi.
10. Ebu Zer, Malik Eşter ve Ammar Yasir gibi Şii şahsiyetleri ve Şiaları mutaassıp göstermek.
11. İslam tarihini sansürleyerek, Cemel savaşında yaşanan gerçeklere ve Ayşe’nin Müslümanları tahrik etmesi konularına değinilmemesi.
Filmin Teknik Zaafı
İslam tarihinin muteber belge kaynaklarından yoksun olan bu dizi filmde sadece filmin zahiri görüntüsüne dikkat edilmiş ve derinliğine inilememiştir. İran da yapılan “Muhtar” filminin her açıdan profesyonelliğinden yoksun bir filmdir.
Senaristlerin Şeytanlığı
Film senaristlerinin izleyiciler için şeytanlığı ve fesadı o zaman ortaya çıkmaktadır ki Hz. Ali’nin “kasitin”, “Marikin” ve “Nakisin” savaşları konusuna, tarihi gerçeklerden ve bazı sahabelerin ayaklarının kayması olaylarına doğru düzgün değinilmeden hızla geçmiş ve 35-40 hicri yıllarına sadece yarım saat değinilmiş ve sadece Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin şehadetine değinilerek melun ibni Mülcem’in Hz. Ali’nin kılıcıyla şehit olduğu iddiasında bulunmuş, bunun da ilahi kaza ve kadar olduğunu öne sürmüştür!
Filmin başka bir safsatası ise başta İmam Hasan’ın (a.s) Muaviye ile olan sulhu olmak üzere İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) arasında ihtilaf ve tartışma olduğu düşüncesini zihinlere atma çalışmasıdır. Bu tür iddiaları iki alemin hanımefendisi olan Hz. Fatımatu’z Zehra’nın (s.a) ve Hz. Zeyneb-i Kubra’nın (s.a) yüzünü tasvir ederek gösterme küstahlığında bulunarak çirkefleşmişlerdir.
Gerçi bu dizi film henüz yayınlama aşamasında olup Şia inançlarına örtülü olan medyatik saldırısı tam olarak yansımamıştır, ancak film yapımcıları “Ali bin Ebu Talip (a.s)” kitabının yazarı “Abdulfettah Abdulmaksut” gibi Sünni mezhepten olan bir kişinin kitabından istifade etmeyerek kendilerinin uydurduğu değerlendirmeleri olan bazı sözde Şia ulemalara yönelmeleri filmin tarihi gerçekleri yansıtmakta ne kadar zaaf içinde olduğu ve Masum İmamların (a.s) tanıtımında ne kadar acziyet içinde olduklarını göstermektedir.
Daha Fazla Çalışmanın Gerekliliği
Şu ana kadar İran İslam Cumhuriyeti Televizyon Kurumu ve İranlı sanatçılar, inkılaptan sonra “Elçi”, “Serbedaran”, “Rivayet-i Aşk”, “İmam Ali (a.s)”, “Yalnız İmam”, “Velayet-i Aşk”, “Ashab-ı Kehf”, “Misafir-i Rey”, “Şeyh Müfit”, “Meryem-i Mukaddes (s.a)”, “Elden çıkmış masumluk”, “Hz. Yusuf Peygamber”, “Mülk-ü Süleyman”, “Muhtarname” gibi dizi ve sinema filmleri yaparak dünya Müslümanlarını etkisi altına almış ve “İlahi Peygamberlerin yaşamı”, “İslami Tarihi Gerçekler”, “Şia’nın Mazlumluğu” gibi filmleri yayınlayarak Ehlibeyt’in (a.s) gerçek çehresini ortaya koymuştur, ancak yayınlanan bu son film (Muaviye, Hasan ve Hüseyin) artık Ehlibeyt (a.s) düşmanlarının gerçek yüzünü ifşa etmek ve ortaya koymak için filmlerin yapılmasını ortaya koymuştur.
Bu farkla ki ehli sünnet (vahabi, selefi) faktörleri kendi kaynak ve tefsirlerinden istifadeyle cennet gençlerinin efendileri olan imam Hasan ve İmam Hüseyin’in nurani çehresini hasara uğratamamış, ancak Şii faktörler kardeş ehli sünnetin kaynak ve tefsirlerinden yararlanarak bazı sahabe ve halifelerin gerçek çehresini ortaya koyabilirler.
Ehli Sünnet Alimlerine Uyarı
Bu durumda acaba Muaviyelerin, Yezidilerin, Mervanların, Ebu Hureyrelerin hükümet boyutları ve tağutluk yöntemleri ortaya konulursa, artık bu çehrelerin İslam toplumunda ve Arap gençleri arasında kabul edilir bir yanları kalır mı?
Meselen eğer film yapımcıları ve senaristler, İslam tarihinin gerçek yönlerini çekmeye karar verseler ve hicri 37 yılında yaşanan “Sıffın” savaşını gösterseler ve orada Muaviye’nin Küfe ordusuna karşı Fırat nehrinin suyunu kesmesi ve imam Ali’nin, imam Hasan ve bir grubu oraya göndererek orayı ele geçirdikten sonra her iki ordunun da sudan yararlanabileceklerini buyurmasını duyduklarında, acaba imam Ali’nin mertliğini ve Muaviye’nin namertliğini gördüklerinde Mısırlı ve Suudi Arabistanlı kaç genç –ister zahiri ve ister batını olsun- Şia olacaktır?
Veya ehli sünnetin meşhur kitaplarında ve Nehcü’l Belağa’nin 60. Hutbesinde de işaret edilen olaya değinilse ne olur? Peygamber efendimiz Muaviye’nin üst üste kaç kere emre itaatsizliğini gördüğünde ona “Allahumme la teşbe’ betnehu” yani Allah’ım onun karnını asla doyurma diye beddua ettiği gençler arasında duyulursa, acaba artık ehli sünnet gençleri Muaviye’ye Müminlerin Dayısı diyerek kendilerini yük altına alırlar mı?
Bu konu, El Ezher müftüleri ile Vahabi başlarının Şia inanç ve temellerine saldırmadan önce düşünmeleri gereken bir konuydu.