12 Eylül 2011 - 19:30

Suriye’de baş gösteren olaylar karşısında Suriye hükümeti, vermiş olduğu sert tepkiden dolayı çok eleştirildi. Suriye hükümetine yönelen eleştiriler özünde haksız mahiyette de değildi. Suriye hükümeti ile birlikte bir başka ülke de hedef tahtasına konuldu: İran.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türk medyasında İran’ın olanlara ses çıkarmadığına ve hatta olayların arkasındaki güç olduğuna dair bir kara propaganda yürütüldü. Sonunda ne oldu? Kimisi, “yapılması gerekeni yaptı”, kimisiyse “zorunluluktan yaptı” diyecek ama netice değişmeyecek; İran yeni bir açıklama yaptı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Portekiz televizyon kanalına “Bölge ülkeleri Suriye halkı ve yönetimine zorunlu reformların gerçekleştirilmesine ve problemlerinin çözümüne yardımcı olabilir. Yönetimler ve halklar sorunları diyalog yoluyla çözmelidirler, başka ülkelerin müdahale hakkı yoktur” diyerek İran’ın duruşunu bir kez daha ve çok daha kesin bir şekilde ortaya koydu. Batı Dünyası Suriye ile İran’ın birbirine düşürülmesini ve böylece Hizbullah ile Hamas’a giden yardımın kesilmesini sağlamak istiyordu. Bunun için kanın ve masumiyetin kahrediciliği kullanıldı. Ama bu hedefe ulaşılamadı. İran, Türkiye’nin aksine, bu zor süreci yönetmek için gayret sarf etse de bunu kameraların önünde yaparak Suriye’deki etkisini kaybetmedi. Süreçte kimi yazarlar birbirlerini en ağır şekilde suçladılar. Hatta bazısı savunma hakkını, sanki hayvanlar dünyasından bir belgesel sunarmışçasına kullandı. Çok şükür ki; halk tüm bu gelişmeler karşısında soğukkanlılığını kaybetmedi.

Bir başka dikkat çekici nokta ise, gündemin çok hızlı değişmesi sonucu artık Suriye’den eskisi kadar bahsedilmemesidir. Yazılı ve görsel medya bu konuyu artık eskisi gibi dile getirmiyor. Çok değil bundan birkaç ay önce gündemde neredeyse Suriye’den başka bir şey yokken şimdi, İsrail’e yönelik yaptırımlardan başkasını konuşmuyoruz. Suriye’de her şey süt liman oldu da bizim mi haberimiz yok acaba? Yoksa evdeki hesap çarşıya uymadı da başka planlara mı geçildi? Tüm bunlar olurken, araya sıkıştırılmış bir şekilde, Füze Kalkanı projesinin radarlarının Türkiye’ye kurulması kararlaştırıldı. İsrail’e yönelik yaptırım kararının uygulanması ve komşu ülkelerin de açık desteklerinin sağlanması acil bir ihtiyaç halindeyken amacı hakkında yoğun şüphelerin olduğu bu projenin hayata geçirilmeye başlanması “Türkiye’nin tüm icraatları bir göz boyamadan mı ibaret?” sorusunu akıllara getirdi. Acaba İran’ın Filistin intifadasındaki rolünü engellemek için Suriye’de oynanan oyun başarılı olmadı da, bu proje, İsrail’e yaptırım söylemleri arasında mı hayata geçirilmeye çalışılıyor? Eskiler hatırlarlar; hükümetler zam yapacakları zaman büyük takımlardan birisinin bir diğer büyük takımı yenmesini gözler ve böyle bir galibiyet anında zam haberi “fiyat ayarlaması” ambalajında servis edilirdi. Ekseriyet zafer sarhoşluğundan zammı sorgulamaz, ancak ay sonunda, cepteki para ile bakkaldaki hesap uymadığında olanın farkına varırdı. Günümüzde de galiba bu böyle, sadece objeler değişti. Böyle düşünmeme neden olan şey; Mavi Marmara davasında bu kadar beklenilmesi, az değil on altı ay. Biz İsrail yaptırımlarının zafer sarhoşluğunu yaşarken, İsrail ve ABD’nin güvenliği için Füze Kalkanı’nın kurulmasına ve bombaların başımızda patlamasına ses çıkarılmaması bekleniyor galiba. Bu bir taktik mi acaba?

Bu sonuca varmak için niyet okumaya yahut müneccim olmaya gerek yok. Farklı kaynaklardan okumak ve salim kafa ile tefekkür etmek tüm bu soru işaretlerini zihninize ekmeye yetiyor. Ümit ediyorum ki, ümmetin gidişatına yön verenler çok daha dikkatli, çok daha dakik incelemeler neticesinde karar alıyorlardır. Zira Batı’nın ümmetin beynine indirmek istediği topuzun ağırlığı her geçen gün artmakta. İnşallah iç ve dış mihraklar başarılı olamazlar. Allah her şeyin doğrusunu bilir ve inşallah hakkımızda hayırlı olan gerçekleşir.

Emel MÜMİNOĞLU