19 Eylül 2011 - 06:46

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, bir dizi temasta bulunmak için gittiği İran'da Uluslararası İslami Uyanış Konferansı'na katılarak bir konuşma yaptı. Kamalak, İran halkının 1979 yılında yaptığı devrim ile sözlerine başlayarak, "İran halkı geçen asrın son çeyreğinde gerçekleştirdiği devrimle büyük bir başarı elde etmiş, dış müdahalelerden kurtulmuş ve yeni bir çığır açmıştır" dedi.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Devrimleri hedeften saptırmak istiyorlar

Kamalak, İslam ülkelerinde yaşanan halk hareketlerinin Irkçı Emperyalizm'in kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığının da altını çizerek, halk hareketlerinin liderlerinin buna karşı uyanık olması gerektiği çağrısında da bulundu. Kamalak, "Şüphemiz olmasın ki Irkçı Emperyalizm bu hareketlerin hedeften saptırılması ve kendi kontrollerine girmesi için çoktan seferber olmuşlardır" şeklinde konuştu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, bir dizi temasta bulunmak için gittiği İran'da Uluslar arası İslami Uyanış Konferansı'na katılarak bir konuşma yaptı. Dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce davetlinin katıldığı konferansta Kamalak, İslam ülkeleri temsilcilerine önemli mesajlar verdi. Ana gündem maddesi olan Arap Baharı ve İslam Ülkeleri'ndeki son gelişmeler olarak belirlenen konferansta Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak'ta Türkiye adına konuştu. Kamalak, İran halkının 1979 yılında yaptığı devrim ile sözlerine başlayarak, "İran halkı geçen asrın son çeyreğinde gerçekleştirdiği devrimle büyük bir başarı elde etmiş, dış müdahalelerden kurtulmuş ve yeni bir çığır açmıştır" dedi.

Batı her zaman İkiyüzlüdür

Son aylarda Arap ülkelerinde başlayan halk hareketlerinde Batı'nın yine taraf olduğunu sözlerine ekleyen Kamalak, "İçinde bulunduğumuz 2011 yılında ise Tunus'ta başlayan ve hızla diğer ülkelere yayılan halk hareketleri, etkili olmuştur. Tunus ve Mısır'da yönetimler değişmiştir. Libya'da ise Batı doğrudan taraf olmuş ve silahlı çatışmalarda baş kaldıranlara açık destek vermiştir. İşin garip tarafı Fransa'nın bu müdahalesini "Haçlı Seferi" olarak tanımlamış olmasıdır. Müslümanlar olarak bizim hedefimiz ve maksadımız bellidir. Biz, zulüm ve baskı olmasın, sömürü ortadan kalksın, insan haklarına saygı gösterilsin, Hukuk üstün tutulsun, çifte standartlara son verilsin istiyoruz. Bizler aynı zamanda, bu hedeflere ulaşmak için çaba sarf edilirken, kimseye haksızlık da yapılmasın, zulüm de edilmesin, istiyoruz. Irkçı-Emperyalizmin ise maksadı ve hedefi bunun tam tersidir. Onlar gücü bir hak sebebi görürler. Haklı oldukları için değil, fiziki güce sahip oldukları için, menfaatleri gerektirdiğinde, o gücü kullanmaktan çekinmezler. Rahmetli Erbakan Hocamız, bu gerçekleri gördüğü için, bütün hayatını bu zulmü durduracak İslam Birliği'nin kurulmasına adamıştı. İslam Birliği'nin gerçekleşmesi için yapılması gerekenleri şöylece sıralamak mümkündür. Öncelikle İslâm Ülkelerinin her birinin yaşanabilir bir ülke haline gelmesi gerekmektedir. O halde İslâm Birliği'nin, bütün müessesleri ile birlikte kurulması bir zarurettir. Bu birliktelik, aynı zamanda inancımızın da bize dikte ettiği bir vazifedir. Zira biz, komşusu aç iken tok yatamayan, kardeşinin ayağına bir diken battığında onu kalbinde hisseden bir anlayışa sahibiz" dedi.

İslam ülkeleri biraraya gelmeli

Kamalak İslam ülkelerinin vakit kaybetmeden birlikte hareket etmeleri gerektiği uyarısında da bulunarak, neler yapılması gerektiğini de bir bir sıraladı. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, "Müslümanların kendi meselelerini birlikte görüştükleri bir "İslâm Ülkeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı" kurulmalıdır. Ekonomik konularda dayanışmamızı sağlayacak bir "İslâm Ülkeleri Ortak Pazarı"na ihtiyaç vardır. Bizi, ekonomik yönden Batı'ya adeta esir eden dolar yerine, kendi "Müşterek para birimimize" yani , "İslâm Dinarına" geçmeliyiz. Aramızdaki kültürel bağlarımızı ihya etmek için, "İslâm Ülkeleri Kültürel İşbirliği"ni geliştirmeliyiz. İslâm Ülkelerine yapılacak herhangi bir saldırı durumda kendimizi savunabilmek için "İslâm Ülkeleri Savunma Teşkilatı"nı kurmalıyız. Teknolojide rakiplerimizin önüne geçebilmek için de "İslâm Ülkeleri Teknolojik İşbirliği" teşkilatını kurmalıyız. Elbette gelişen şartlara ve ihtiyaca göre bu teşkilatların artırılması da sağlanacaktır. Bunun ilk adımı olarak 1970'lerde "İslâm Konferansı Örgütü" (İKÖ) kurulmuşsa da, maalesef bu gün bu kurum işlevsiz ve etkisiz durumdadır. Bu teşkilatın hayatiyet kazanması zaman alabileceğinden, Rahmetli Hocamız, D-8'lerin kurulmasına öncülük etmiş ve bir yıldan kısa bir sürede bu önemli kuruluş hayata geçirilmiştir" diye konuştu.

BM, görevini yerine getiremiyor

Kamalak konuşmasında ikinci dünya savaşı sonrası kurulan Birleşmiş Milletler'in fonksiyonunu yeterince icra edemediğini de kaydederek, "Dünya problemleri gündeme geldiğinde adını sık sık duyduğumuz Birleşmiş Milletler Teşkilatı dünyada adaleti sağlamak, insan haklarını teminat altına almak, tahakkümü önlemek, ayrımcılığa ve haksızlığa son vermek için kurulmuştur. Ancak bu sorumluluğu yerine getirdiğini söylemek mümkün değildir. Zira bu galip devletler kendi menfaatlerine bir zarar gelmesini önlemek için de, gerekli tedbirleri almışlardır. Bu kapsamda, BM'in on beş Kişilik Güvenlik Konseyi'nde sadece beş devlete (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) hem daimi üyelik, hem de, bütün kararlarda, veto hakkı tanınması bir örnek olarak verilebilir. BM'nin ilk kararlarından birisi "Filistin toprakları üzerinde bir İsrail Devleti'nin kurdurulması" olmuştur" diye eleştirdi.

Halk hareketi liderleri ırkçı emperyalizme karşı uyanık olmalı

Kamalak konuşmasının sonunda ise İslam ülkelerinde yaşanan halk hareketlerinin Irkçı Emperyalizm'in kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığını da altını çizerek, halk hareketlerinin liderlerinin buna karşı uyanık olması gerektiği çağrısında da bulundu. Kamalak, "İslâm ülkelerindeki hareketlerin saflığının, maksadının ve hedefinin gözetilmesi bu bakımdan büyük önem taşımaktadır. Hiç şüphemiz olmasın ki Irkçı Emperyalizm bu hareketlerin hedeften saptırılması ve kendi kontrollerine girmesi için çoktan seferber olmuşlardır. Onların tek hedefi vardır, kendi menfaatlerini teminat altına almak. Halkın huzur ve rahatı onları hiç mi hiç ilgilendirmemektedir. Libya'da daha huzur sağlanmadan petrol paylaşımında ABD ve Fransa arasındaki yarış çirkin bir şekilde, ortaya çıkmıştır. Bu durum göstermektedir ki bu hareketlere öncülük edenler dış müdahalelere ve etkilere karşı uyanık olmak mecburiyetindedirler. Bunun için de dayanışmaya ihtiyaç vardır. Bu dayanışma her ülkenin içinde, başta ulema olmak üzere, siyasilere, iş adamlarına, işçi ve memurlara, bürokrasiye düşmektedir. Elbette emniyet güçleri, asker ve polis'in rolü de çok büyüktür. Bu silahlı güçlerin ellerindeki silahları kesinlikle kendi vatandaşlarına karşı kullanmamaları da bir gerekliliktir" dedi.