8 Ekim 2011 - 20:30

AKP bir zamanlar tıpkı CHP’nin yaptığı gibi yaptı: Kendi yargısını oluşturdu, kendi emniyetini kurdu, kendi bürokratik yapısını hayata geçirdi. Üç dönem iktidarda olan bir parti olarak iktidarın bütün avantajlarını kullandı. Tek başına iktidarın verdiği güçle tıpkı bir zamanlar CHP’nin yaptığı gibi kendisi gibi düşünmeyenleri ezdi geçti.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- CHP’ye göre İslami kimlik “öteki” idi. Müslümanın tespihi, takkesi, başörtüsü, çarşafı öcü idi. Laiklik için tehdit idi. Bu tehditler yok edilmeliydi. Üniversitelere başörtülü giren kızlara karşı keskin yasakçılık ve baskı, ikna odaları, Kuran Kursu yasağını sonuna kadar destekleme, 28 Şubat’ın İslami kimliğe darbe vuran baskılarına alkışçı tutum bunun içindi.

Devletin resmi bir idolojisi vardı ve bu ideoloji her ne pahasına olursa olsun korunmalıydı.

Ezilen ezilmeli, “kalan sağlar yaşamaya devam etmeli” idi.

Mehmet Moğoltay’nın Adalet Bakanlığı döneminde yargıdaki siyasi atamalarla bugünün AKP iktidarındaki atamalar arasında bir fark yok aslında.

CHP’li Hasan Fehmi Güneş’in İçişleri Bakanlığı dönemindeki ideolojik kadrolaşma ile bugünkü arasında bir fark olmadığı gibi.

Aslında CHP’nin yaptığı rejimi korumak adı altında devletin her kademesine yerleşmiş olan “parti kadrolarını korumaktı”.

Suriye’deki 65 yıllık Baas Partisi’nin “yıkılmamak, kendi kadrolarını korumak, rantiyeyi terk etmemek” adına verdiği direnç ne ise bir zamanlar CHP de “rejimi korumak adına” aynı şeyi yaptı.

Bugün AKP de aynı şeyi yapıyor!

AKP önce dini bir kimlikle sahneye çıktı. Globalleşen dünyada artık dini kimliğin ülke yönetmeye kâfi gelmediğini gördü ve “samimi bir şekilde” dönüştü. Avrupa ve Amerika’ya karşı keskin söylemeler yerine bu ülkelerle partner olmayı tercih etti. Dini kimlikle gelen liberal kadrolara dönüştüler. “Kahrolsun Siyonizm!” çizgisinden siyonistlerden cesaret ödülü alan bir siyasi çizgiye ulaştılar.

Ve devletin içinden tasfiye ettikleri “kökleşmiş” CHP’li kadroları kendi kadroları ile değiştirmeye başladılar. Şu veya bu reform adı altında yapılan her şey aslında “bir kadronun tasfiyesi ve diğer bir kadronun devlete hakim olma” çabası idi.

Anayasa Mahkemesi’nin 16 üyesini tek bir kişinin yani AKP’li Cumhurbaşkanının seçtiği bir ülkede kimse reforma safsatalarına inanmasın.

AKP kendi ideolojisine yeni fikirsel dönüşümüne göre oluşturduğu devlet yapısını ve kadrolarını sonun kadar korumak için her şeyi yapıyor.

Korku, sindirme, baskı, tehdit, yasa dışı dinlemelerin ayyuka çıkması v.s hep bunun tezahürü.

Biz, CHP iktidarında İçişleri Bakanının, Başbakandan aldığı emirle “eli tespihli, ağzı zikirli bir cemaatin” nasıl silindir gibi ezilmek istendiğini çok yakinen yaşadığımız için bugün AKP’nin yaptıklarını daha iyi anlıyoruz.

Gücü eline geçiren partiler “muhalif istemiyor.”

Ama “laiklik” diyerek ama “fikrime ters” diyerek ama “elde ettiğim ranta zarar gelecek” diyerek “muhalif gördü mü” saldırıyorlar.

Necip Fazıl öyle şeylerle suçlanmıştı ki mahkemede “Sayın yargıç, neredeyse evimdeki su borularını bile roketatar yapmak için döşediğimi iddia edeceksiniz” diye isyan etmişti.

Bugün de mahkemelerde sırf “iktidara ve cemaate muhalif oldukları için” neredeyse evlerindeki su borularını roket yapmak için kullanmakla suçlanan gazeteciler var zindanlarda.

Necip Fazıl CHP’ye ve dolaysıyla “CHP’nin ideolojik temelini oluşturduğu devlete öfkeli idi, bugünkü muhalifler de AKP’nin ideolojisine yani AKP’nin ideolojik kadrolarının doluştuğu devlet yapısına öfkeliler. Devleti elinde bulunduran güçler de bu güçlerini muhafaza etmek için her yolu deniyor.

CHP’nin taraftarları nasıl dünkü zulme, devleti korumak (!) adına sahip çıkmışlarsa AKP taraftarları da “kendi siyasetçilerinin oluşturduğu yeni devlet yapısını” korumak için bugünkü baskıları görmezden geliyorlar.

Muharrem Bayraktar