Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Hamd ve sena; birliğinde yüce, tekliğinde yakın, sultasında celaletli ve erkanında azim olan Allah’a mahsustur. Allah’ın ilmi yerinde kaldığı halde her şeyi kuşatmıştır. O bütün yaratıkları kudret ve burhanıyla hakimiyet altına almıştır.
Allah sürekli olarak şükredilmiş ve sürekli de övülecektir. O yok olmayan bir azametin sahibidir. Yaratan O’dur. Yeniden dirilten de O’dur. Her iş O’na dönmektedir.
Yükseltilmişleri (göklerden ve semavi isimlerden kinayedir) vücuda getiren, serilenleri (yer yüzünden kinayedir) seren, yerlerin ve göklerin hükümranı, pak, tenzih edilmiş, meleklerin ve ruhun Rabbi, yarattığı her şeye ihsanda bulunan, kendisine yaklaşan herkese lütfeden O’dur. Her göz O’nun gözetimindedir, ama gözler O’nu göremez.
Allah ikram edici, hilim sahibi ve tahammül edicidir. Rahmeti her şeyi kuşatmış nimeti ile hepsine ihsanda bulunmuştur. İntikam almada acele davranmaz ve müstahak olunan azabına hemen teşebbüste bulunmaz.
Batınları ve gizlilikleri anlar, içleri bilir, gizlenmişler ona saklı kalmaz ve gizlilikler O’na karmaşık gelmez. Her şeyi ihata eden O’dur. Her şeye galebe çalan O’dur. Her şeyde kuvvet O’dur, her şey üzerindeki kudret O’dur. Onun gibi bir şey yoktur. Hiçbir şey yokken bir şey var eden O’dur. Daimidir, adalet ile kaimdir. İzzet ve hikmet sahibi olan O’ndan başka bir ilah yoktur.
O gözlerin derk etmesinden daha yücedir. Ama kendisi gözleri derk eder. O lütuf sahibi ve bilendir. Hiç kimse görmekle sıfatlarına ulaşamaz ve hiç kimse bizzat aziz ve celil olan Allah’ın kendisinin kılavuzluk ettiği dışında gizli ve açık niteliği hakkında bir şey elde edemez.
Şahadet ederim ki kutsiyeti, temizliği ve münezzeh oluşu zamanı dolduran ilah O’dur. O’nun nuru ebediyeti kapsamıştır. O emirlerini meşveret eden kimselerle meşveret etmeksizin icra etmektedir; taktirinde ortağı bulunmamakta ve tedbirinde hiçbir yardım görmemektedir.
Yarattığı her şeyi örnek ve misali olmaksızın, hiç kimseden yardım almadan, zahmete katlanmadan ve fikir ve çare bulmaya ihtiyaç duymadan yaratmıştır. Allah yaratıkları icat etti ve onlar da vücuda geldiler. Yarattı ve onlar da zahir oldular. O halde ondan başka ilah olmayan Allah’tır. Yaptığı sağlam ve işi güzeldir. Zulmetmeyen bir adil ve işlerin kendisine döndüğü bir ikram sahibidir.
Şahadet ederim ki her şeyin azameti karşısında tevazu gösterdiği ve her şeyin izzeti karşısında zelil olduğu ve her şeyin kudreti karşısında teslim olduğu ve her şeyin heybeti karşısında huzu gösterdiği (boyun eğdiği) ilah O’dur. Padişahların padişahı, eflakin (galaksilerin) döndürücüsü, güneş ve ayın boyun eğdiricisi de O’dur. Her şey tayin edilmiş bir zamanla hareket etmektedir. Geceyi gündüze ve gündüzü de geceye giydirmekte ve süratle peşice gitmektedir. Her inatçı zorbayı döküp kıran ve her isyankar şeytanı helak eden O’dur.
O’nun için bir zıt ve onunla birlikte bir eş mevcut değildir. Tek ve ihtiyaçsızdır. Doğurulmamış ve doğurmamıştır, O’nun hiç bir benzeri yoktur. Tek olan Allah ve azamet sahibi bir Rab’dir. İstemekte, ardından yerine getirmektedir. İrade etmekte, ardından mukadder kılmakta, bilmekte ardından saymaktadır. Öldürmekte ve diriltmektedir. Fakir kılmakta ve zenginleştirmektedir. Güldürmekte ve ağlatmaktadır. Yakın kılmakta ve uzaklaştırmaktadır. Esirgemekte ve bağışta bulunmaktadır. Hükümdarlık O’nundur, hamd ve sena ona mahsustur. Hayır onun elindedir, O her şeye kadirdir.
Geceyi gündüze ve gündüzü geceye giydirir. Ondan başka ilah yoktur.
Allah izzet ve mağfiret sahibidir. Dualara icabet eden, çok ihsanda bulunan, nefesleri sayandır. Cin ve insanların Rabbidir. Hiç bir şey O’na zor gelmez. Yardım isteyenlerin feryadı O’nu usandırmaz, ısrar edenlerin ısrarı onu bıktırmaz. Salihlerin koruyucusu, kurtuluşa erenlerin başarıya ulaştırıcısı, müminlerin ihtiyaç sahibi ve alemlerin Rabbi’dir. Yarattığı her şeyden dolayı kendisine her halde şükredilmesi gereken Allah’tır.
O’na hamd ediyorum, sürekli şükrediyorum. Sıkıntı ve rahatlık halinde, zorluk ve huzur halinde O’na şükrediyorum. O’na meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ediyorum. O’nun emrini dinliyor, sadece O’na itaat ediyorum. O’nu hoşnut eden şeylere teşebbüste bulunuyorum. İtaatinde rağbet ettiğim için ve cezasından korktuğum için O’nun mukadderatı karşısında teslim oluyorum. Zira hilesinden güvende olunmayan ve zulmünden korkulmayan (yani asla zulmetmeyen) Allah O’dur.
2- Önemli Bir Hususta Allah’ın Emri
Allah için nefsim hususunda kulluğumu itiraf ediyorum ve O’nun Rab olduğuna tanıklık ediyorum. Bana vahyettiği her şeyi eda ediyorum, zira eğer onu eda etmezsem bana azabının ineceğinden korkuyorum. Şüphesiz O’nun azabını her ne kadar büyük düzen kursa da ve dostluğu halis olsa da hiç kimse defedemez. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah bana nazil buyurduğunu tebliğ etmediğim taktirde risaletimi eda etmemiş olacağımı ilan etti. Beni insanların şerrinden koruyacağını garantiledi. Allah kifayet eden ve yücelik sahibidir.
Allah bana şöyle vahyetmiştir:
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”[1]
Ey insanlar! Ben Allah’ın bana nazil buyurduğu her şeyi ulaştırma hususunda kusur etmedim ve ben bu ayetin nüzul sebebini sizlere beyan ediyorum:
Cebrail üç defa bana nazil oldu ve Selam sahibi olan - ki o Selam’dır- Rabbim tarafından bu toplantı yerinde ayağa kalkarak, beyaz ve siyah (ırktan) herkese şunu ilan etmemi emretti: “Ali bin Ebi Talib benim kardeşimdir, vasimdir, halifemdir ve benden sonra imamdır. Onun bana nispet makamı Harun’un Musa’ya olan makamı gibidir. Sadece şu farkla ki benden sonra peygamber gelmeyecektir. O Allah ve Resulünden sonra sizlerin velisidir (ihtiyar sahibidir).” diye ilan etmemi emretti. Allah bu konuda kitabından bana bir de ayet nazil buyurdu:
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
“Şüphesiz sizin veliniz Allah, Resulü, iman edip namaz kılanlar ve ruku halinde zekat veren müminlerdir.”[2]
Namaz kılıp ruku halinde zekat veren ve her halinde aziz ve celil olan Allah’a yönelen kimse Ali bin Ebi Talib’tir.
Ey insanlar! Ben Cebrail’den benim için Allah’tan, beni bu önemli şeyi tebliğ etmekten mazur görmesini dilemesini istedim. Zira takva sahiplerinin azlığını, münafıkların çokluğunu, kınayanların fesadını, İslam’ı alaya alanların hilelerini biliyorum. Onlar Allah’ın, kitabında kendilerini şöyle nitelendirdiği kimselerdir:
وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُم مَّا لَيْسَ لَكُم بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ
“Kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarına alıyorlar. Onu önemsiz bir şey sanıyorlar, oysa Allah katında önemi büyüktür.”[3]
Hakeza, münafıklar defalarca bana eziyette bulundular ve beni, “uzun” (her söze kulak asan kimse) olarak adlandırdılar. Onlar Ali’nin benden ayrılmaması, benim kendisine teveccüh etmem sebebiyle böyle olduğumu sandılar. Sonunda aziz ve celil olan Allah şu ayeti nazil buyurdu:
وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيِقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ آمَنُواْ مِنكُمْ
“(Yine o münafıkların içinde:) O (Peygamber her söyleneni dinleyen)bir kulaktır, diyerek Peygamberi incitenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır.”[4]
Eğer ben, bana bunu (her söze kulak veren kimse olmayı) isnat edenleri ifşa etmek istersem ifşa edebilirim. Eğer onların şahsına işaret etmek istersem, işaret de edebilirim. Eğer onları alametleriyle tanıtmak istersem tanıtabilirim. Ama Allah’a yemin olsun ki ben onların işi hususunda yücelik gösterdim.
Bütün bunlardan sonra Ali hakkında bana nazil olan şeyi tebliğ etmediğim taktirde Allah asla benden razı olmayacaktır.”
Peygamber (s.a.a) daha sonra şu ayeti tilavet buyurdu:
يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.”[5]
3- On İki İmam’ın (a.s) İmamet ve Velayetini Resmen İlan Etmesi
Ey insanlar! Biliniz ki Allah muhacirlere, ensara ve onlara iyilikle tabi olanlara, köylüye ve şehirliye, araba, ve aceme, özgüre ve köleye, büyüğe ve küçüğe, beyaza ve siyaha, ona (Ali’ye) itaat etmeyi farz bilmiş, onu imam ve ihtiyar sahibi kılmıştır. Her muvahhid için onun hükmünü icra etmesi, sözüyle amel etmesi, emrini kabullenmesi gerekir. Her kim ona muhalefet ederse melundur. Her kim ona tabi olursa ve onu tasdik ederse Allah’ın rahmetine mazhar olacaktır. Allah onu ve onu dinleyip kendisine itaat eden herkesi bağışlamıştır.