Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- AKP’yi yerel manada tanıyan, genel manada da izleyen birisi olarak, aslında şu tespitimizi çok daha önce de ortaya koymuştuk ki; parti, mezhep taassubu altındadır.
On yıllık yerel serencamında, partinin bu konuda yığınla günahını örnekleyebilir, Erdoğan’ın ekranlardan süzülen allı pullu sözlerinin yaşadığımız bölgede niçin anlamlı bir tebessüme yol açtığını anlatabiliriz.
Bu taassubun, ülke içinde Alevilerin siteme dahil edilme çalışmalarında ne denli belirgin olduğunu gördüğümüz kadar; Suriye konusunda Nusayri, Bahreyn konusunda da Şiilerin AKP için ne anlama geldiklerini de iliklerimize kadar hissettik.
Kısacası, “öteki” ettiklerinde başarılı oldular, gözleri aydın…
Amma velakin, Suriye konusuyla artık içinden çıkılması zor bir durumla karşı karşıya bırakıldıktan sonra durum neyi gösterecek, asıl cevaplanması gereken soru budur.
Ülkemiz, içeride; sosyal barışın tesisi, terör, sınıf farkı, güvenli hayat sorunlarıyla bir bilinmezliğe yol alırken; dışarıda da maalesef bölgesel bir kaosun içine sürüklenmekte. Maalesef, bu da İslamcı bir gelenekten gelen ve kendisini “Muhafazakar Demokrat” olarak tanımlayan bir Hükümetin eliyle gerçekleşmektedir.
Ülkemiz adına yaşanılan her ne varsa sorumluluğu onlarındır. Çünkü karşılarında onları engelleyecek bütün güçler atıl durumdadır.
Aslında bugünkü iktidarı oluşturan Erdoğan, Arınç ve Gül için, merhum Erbakan’ın o gün söylediği sözlerin manaları şimdilerde daha bir anlam kazanmaktadır.
Söylenen sözlerin siyasi kıskançlıktan değil, bir bilge zihinden süzüldüğünü şimdi daha iyi anlıyoruz.
Hatırlarsanız, Merhum Erbakan, Erdoğan’ın; “Milli Görüş gömleğimi çıkardım” beyanından sonra, bu sözün artık ABD ve AB projelerine “uygunuz” anlamı taşıdığını belirtmişti.
Bu uygunluğun ne anlama geldiğinin halklar tarafından fark edilmesi, maalesef biraz zaman alsa da demek ki; akil insanlar, ferasetle bunu müşahede edebiliyorlar.
Erbakan’ın vefatından önce İran’a yaptığı son ziyaret epeyce uzun sürmüş, Erbakan burada gerek hükümet, gerekse de sivil kesimlerden çokça şahsiyetlerle beyin fırtınası yapmıştı.
D-8 projesinin mimarı olan Hoca, Erdoğan için “uzak durulması lazım…” derken, belki de siyasi anlamda bir “vasiyet” yapıyordu. Elde ettiği siyasi fırsatta, İslam ülkelerinin “birliği” için çalışan Erbakan, Erdoğan’ın gittikçe küçültülmeye çalışılan İslam ülkeleri için rol oynayacağı hissiyatıyla adeta feryad ediyordu.
Ancak, etrafı cazibelerle örülen Erdoğan’dan uzak durmak, ilke üzere davranmak zor işti. Bu zor olanı da ancak az sayıda aydın entelektüel/aydın/alim yapabildi. (Ali Bulaç, Hayrettin Karaman, Ali Özek, Hüseyin Hatemi vs…) Bir diğer kesim ise zer kıskancında avlandı.
Erbakan Hoca, vasiyetini hem ülke içinde, hem de Müslüman ülkelerde yaparken; belki de kendince Erdoğan’ın, onun öğrencisi olarak anılabileceği tuzağına dikkat çekmek istiyordu.
Dikkat ederseniz, Hoca’nın bu üçlüye (Erdoğan, Arınç ve Gül) karşı mesafeli duruşuna karşın, onlar ısrarla Hoca karşıtlığında görünmemeye çalışmışlar, bunu da topluma; terbiye, tevazu, kadirşinaslılık olarak sunmuşlardı.
İşin aslı bu değildi!
Muhafazakar bir tabana şiddetle ihtiyaç duyan bu üçlü, uluslar arası görevlerini de bu kitle üzerinden edinmişlerdi. Muhafazakar kitlelerle, karşıtlık anlamında zora gireceğini gören ABD ve ortakları, yeni bir strateji ortaya koyarak bu kesim üzerinden amacına ulaşmayı tercih etmişti. Müslümanlar, kendilerinden olanlarca vurulacaktı bu kez… Bunun içinde Müslüman ülkelerde o toplumu sürükleyecek özellikte muhafazakar kimlikli liderler ilgi alanındaydı bu güçlerin.
Arap Baharı olarak adlandırılan gelişmelerde görüldü ki; aslında ABD ve onun ortağı İngiltere, bölgedeki çalışmalarını yaklaşık on yıl önce başlatmış. Erdoğan, kendisine biçilen rol gereği; önce ülkesinde, sonra da Ortadoğu’da “karizmatik” hale sokulacak, sonrasında da bu ülkelerin çıkarına uygun politikaların uygulanmasında zemin olacaktı.
Vizelerin patır kütür kaldırılması, Erdoğan posterlerinin Ortadoğu’da bedava dağıtılması, Davutoğlu’nun, Hizbullah ve Hamas’la bile görüşmesine izin verilmesi; hep bugüne hazırlık idi…
ABD’ye gidip Bush’la o meşhur görüşme sonrasında Erdoğan, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) eşbaşkanlığına getirildi.
Daha sonra Yahudi lobisinden alınan “Cesaret Madalyası” şimdi bile cesaretlice tartışılmıyor. Dahası tartışılamıyor. Bu madalya hangi cesaret gereği verilmişti? Elbette Mavi Marmara için değil, peki ne için? Ortada bir oyun vardı. Erbakan’ın feryadı duyulmuyordu.
Türkiye’de “gizli ajandası var” diye ayak oyunlarıyla hapise atılan, “Muhtar bile olamaz” diyerek derin güçlerce seçimi engellenmeye çalışılan birine, içerideki lobilerin güç kaynaklarınca dışarıda “Cesaret madalyası” verilmesi normal bir durum mudur?
Yoksa kahramanımızın olgunlaştırılması, desteklenmesi, önünün açılması ve meşrulaştırılması mıdır?
Üzerinde bir değil, on kere düşünülmesi gerekmez mi?
Yahudi Lobilerinin aslında Dünyadaki İsrail olduğunu bilmeyen yok! Bu lobilerden madalya almak ve One minute demek nasıl bir şeydir? Kendilerine parmak sallaması için mi verdiler o madalyayı?
Cevabı; “ortada kalan” İsrail külhanbeyliğinde midir?
Cevabı; Libya, Suriye’de mi gizlidir? Daha hangi acılar var sırada?
Oyun içinde oyun, hem de Yahudi oyunu… Ortadoğu’da ki toprak hırsızı, kardeşlerimizin katili, İmam Humeyni’nin Müslümanların en büyük düşmanı dediği, Yahudilerin oyunu…
Gül, şimdi İngiltere’de, onu yere göğe sığdıramıyorlar. Erdoğan sonrası da var bu filmin… Büyük ihtimalle Gül devam ettirecek, hazırlıklar ona göre…
Şimdilik Erdoğan’la kandırıyorlar halkları…
Ortadoğu’da onu kahraman edeceklerdi ki; “Suriye bizim iç meselemizdir” desin. Libya’daki kıyıma sustuğunda halklarda sussun, Suriye Devlet Başkanı’na “sen” diyebilsin. Mavi Marmara kahramanı gibi görünsün ama aslında hiçbir şey yapmasın.
İsrail için Füze kalkanını Türkiye’nin kalbine “usulca, uysalca, ustaca” yerleştirsin. Hiç kimsenin kılı kıpırdamasın. Sesini çıkaranlara da İrancı densin.
İlginçtir! 28 Şubatta her Allah, Kur’an diyen için denilen İrancı sıfatı, şimdilerde bizim İslamcılarımız tarafından Suriye konusunda ortaya konan Erdoğan muhalifliği için kullanılmakta.
İşin acı tarafı; Erdoğan’ın o “gömleğimi çıkardım” meselesi bu ülkede İslamcılara da bir dönüşüm ve değişim startı oldu…
Gömleğini çıkaran çıkarana. Geçmişe ait düşünsel ve eylemsel davranışlardan sıyrılmakta, büyük bir yarış yapılmakta şimdi.
AKP’yle sistemi elde eden Müslümanlar, maalesef onu değiştirmeye cesaret gösteremediler. Sistemin imkanlarını elde ettikçe, kendilerini ona emanet ederek bu sefer dişlileri kendileri için döndürmenin gayretini güttüler. Sistem oldular.
Ergenekon, balyoz vs… operasyonlar ise ülke içindeki Alman ekolünün tasfiyesidir, izin verilen yere kadardır bu operasyon. Oysa, PKK ortadadır, kirliliğiyle devam etmektedir.
Suriye’de yakılan Türk bayrağı ve kurşunlanan Türk hacıları taşıyan otobüs hadisesinde bizzat “İslamcılar”ın çaldığı savaş tamtamlarının sesine baksanıza!
Nasıl da ulusalcı kokan refleksler ortaya konmuş, nasıl da kan içicilik baş göstermiş durumda, insan hayret ediyor.
(Bu arada Van’da kurşunlanan İran otobüsü ne oldu, kimsenin umurunda bile değil)
Oradan buradan topladıkları, “Suriye Muhalafeti” diye ad taktıkları birtakım densizlere; “Ülkemize müdahale edin” dedirtiyorlar. Onları Hariciyede ağırlıyorlar, dünya medyasına sunarak Suriye’yi tahrik ediyorlar. Sınırda “Özgür Suriye Ordusu” kuruyorlar. Gözlerini kan bürümüş halde; her gün masa başında ölü sayısı oynuyorlar. Biri, o gün öldürülenlerin sayısını 10 veriyor, diğeri 50 ediyor. Suriye’de oluşturulan çetelerden, eşkiyalardan bahseden yok! Ülkeleri için bir çok şehirlerde yüzbinlerin, milyonların yaptığı gösterilere ise “karartma” uyguluyorlar. Hama’ya gidiyorlar Şam’a geliyorlar. Parçalanır mı, viran mı olur bu ülke umurlarında bile değil. Bugün Halid Meş’al’e, Nasrullah’a, onların yürekli dostlarına “barınak” olan Suriye topraklarının; yarın hangi Batılı güçlerin uğursuz sığınağı olur düşünmek bile istemiyorlar. “Hama diyorsanız, niye bugün muhalif safta yer alan “Amca Esed”e ses çıkaran yok, Hama’nın esas katillerindendir o” dendiğinde; çıt yok!
Çünkü; Erdoğan suskun. Amca Esad için bir söz söylesin, ertesi gün görün bizim adamları, nasıl döktürüyorlar. Yaptıklarını çok acemice yapıyorlar, hafızamızla alay ediyorlar.
Hükümet esaretidir söz konusu olan… Makamın, zer’in kıskacıdır.
Erdoğan kürsüden kime kükrerse onlar yerlerinden “Yaşa! Varol!” tezahüratları yapıyor. ABD ve AB ile aynı çizgide; İran’ı, Hizbullah’ı karalama peşindeler.
Hamas’a da sövecekler ama; mezhep taassupları izin vermiyor.
Şimdilerde yapılan bu hayati önemdeki yanlışa tepkiler iyice yükselmeye başlarken, onlar daha bir asabileşiyorlar. Kendilerine “muhalif” her düşünceye bir mahkumiyet addediyorlar.
Takılmışlar AKP’nin peşine. Aslında ABD’nin…
MUHAMMED AK