30 Kasım 2011 - 08:00

Bismihî Teâlâ... Bir Arap ülkesi olan Tunus ile başlayan halk hareketleri, diğer Arap ülkelerini de etkileyip domino taşı misali bir bir düşürdü. Bu sırada Müslüman âlim, yazar ve aydınlar arasında bir problem yaşanmadı. En azından herkes bu halk hareketlerini -asgari dualarıyla- destekledi; baştaki tağutların birer birer devrilip, halkın en kısa zamanda başarıya ulaşmasını diledi.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Lâkin olaylar Suriye'ye sıçradığında durum birden değişi verdi. Aynı âlim, yazar ve aydınlar ikiye bölündü. Bir taraf burada da desteğini yinelerken, öteki taraf geri durdu; Suriye'de Esed'in ayakta kalmasından yana tavır aldı. Bu hususta Sayın Ali Bulaç (Zaman) ile Hakan Albayrak (Yenişafak) arasında günlerdir devam eden yazışmaları hepimiz biliyoruz.

İşin ilginci, her iki taraf da Suriye'yi "turnusol kâğıdı" olarak görüp, karşı tarafı yan çizmekle, sadakatsizlikle, hatta mezhepçilik yapmakla suçluyor.

Biz kimseyi, en azından hakikaten samimi olup da, bu konuda dezenformasyona maruz kaldığı için farklı tavır alanları suçlayacak değiliz.

Şimdiden belirteyim; bendeniz bu olaylarda Beşşâr Esed'in şimdilik ayakta kalmasından yana tavır alanların daha isâbetli, daha objektif ve daha hakkaniyetli duruş sergilediklerini düşünüyorum. Şöyle ki:

1. Bir defa Suriye ile diğer Arap ülkeleri ABD ve İsrail ile ilişkiler noktasında aynı kefeye konamazlar. Bu, günün ortasında, gökyüzünde parlayan güneşin varlığı kadar bedîhîdir, apaçıktır. Beşşâr Esed'i bir Zeynel ile, bir Kaddafi ile, bir Hüsnü'yle aynı tutmak, hiç de âdilâne, insaflıca değildir.

2. Beşşâr Esed'in yıllar yılı Filistin'e, Lübnan'a (Hizbullah'a) her şeye rağmen destek verdiği, bu yolda Arap ülkeleri arasında yalnız kalması pahasına her şeyi göze aldığı kimin gözünden kaçabilir? Hem Hamas'ın hem de Hizbullah'ın varlığında ve onların İsrail'e karşı elde ettikleri bütün zafer ve kazanımlarda Suriye rejiminin bâriz desteği vardır. Yani Esed, İsrâil'e ve ABD'nin bölgedeki emperyalist emellerine karşı direnişin tek büyük kalesidir, ya da en azından en önemli kalelerinden birisidir.

3. Suriye’de Esed rejimi devrildiğinde yerine gelecek olanların kimliği, ABD, Batı ve İsrail ile ne şekilde ilişki kuracağını hesaba katmak zorunda değil miyiz?

Suriye'de muhalefeti yönlendiren ve onlara habire gaz verenlerin elebaşıları, genellikle tekfirci, Vehhâbî zihniyetlidir. Bunlar iktidara geldikleri takdirde sadece ülkede değil, bölgede bir mezhep savaşı çıkarma niyetindedir. Bunu başaramasalar da, en azından tek taraflı bir Alevî soykırımı başlatacakları kesindir. Bu durumun bütün bölgeyi ateşe vereceği açıktır. Muhâlefetin etkin öncülerinden "Sefil Selefî" Adnan Ar'ûr'un, Suud finanslı Visal televizyonunda yaptığı konuşmalar tüyler ürperten cinstendir.

(Haber için bk. http://www.habereditor.com/news_detail.php?id=79029

Videosu için bk. http://www.youtube.com/watch?v=_1OhAqzxAvU

Fitneci İblis, bu konuşmasında, iktidara geldiklerinde Alevileri doğrayıp etlerini köpeklerin önüne atacaklarını büyük bir iştah ve heyecanla ilan etmektedir!)

Yani Suriye’deki muhâlefet, sözde “İslâmcı” terör örgütlerinin kontrolünde gelişmektedir! Etrafa ateş açan, halkı ve emniyet mensuplarını katleden, masumane taleplerle sokağa dökülen halka apartman çatılarından kurşun sıkan keskin nişancılar da onlardır.

Biz sadece bölgemizde değil, hiçbir yerde; Tâlibân kafalı, Vehhâbî - Selefî zihniyetli, Şîa düşmanı, kendilerinden başka hiç kimseye Müslüman gözüyle bakmayan, tekfirci bir yapılanma istemiyoruz. (Zâhiren şer’î olsa bile, böylesine gerici ve yobaz bir yönetim altında yaşamaktan, Allah’a sığınırız!)

Öte yandan bu muhâlefetin ve öncülerinin İsrail ve ABD aleyhinde hiçbir demeci yoktur. Tersine, iş başına geldiklerinde İsrail ile kuzu kuzu geçineceklerini çoktan ilan etmişlerdir. Onların varsa yoksa hedefleri İRAN ve HİZBULLAH’tır. Neden acaba!

Lübnan İhvân'ını temsil eden Sünnî Cemâat-i İslâmiyye hareketinin kurucularından Mâhir Hammûd da, kendisiyle yapılan bir röportajda aynı endişeleri taşıdığını belirtiyor.

http://www.rasthaber.com/51617_lubnan-ihvan-indan-suriye-olaylari-ile-ilgili-aciklamalar.html

(Esed’in yerine böylelerinin geleceği bellidir. Böyle olmayıp da; Suriye’yi, İsrail ve ABD çıkarlarına karşı, yine “direniş” ekseninde tutacak daha iyi, halkına karşı şefkat ve merhametli, bütün Müslümanlara karşı hoşgörülü; aynı zamanda İslâmî duyarlılığı olan birileri gelsin; elbette destekleriz. Esed’e de “Yıkıl git!” deriz. Kimse Beşşâr Esed’in bizatihi şahsına hayran değil ya!)

4. İran İslâm Cumhuriyeti ve Hizbullah yetkilileri de böyle düşünüyorlar.

Hadi deyin ki, bunlar zaten Şiî; Esed'i o nedenle destekleyebilirler. Oysa:

Evvelâ, Esed'in şiîlikle yakından uzaktan bir ilgisinin olmadığını, Şia inancını ve Esed'i tanıyan herkes bilir. Adamcağız Nusayrî'dir ve üstelik çok ilginçtir, kıldığı namazlarını da Hanefî mezhebine göre kılar! Merak eden herkes bu gerçeği rahatlıkla öğrenebilir.

Sâniyen, İran neden Azerbaycan tağutu Aliyev'i desteklemiyor? O kimlikçe Şiî olan birisi. (Doğrusu Aliyev zâhiren şiî'dir; ama gerçekte çağın Yezît'lerinden birisidir!)

Sâlisen, İran ve Hizbullah'ın Esed'e verdikleri desteği "mezhepçilikle" açıklayanlar, onların Sünnî olan Hamas'a yıllardır verdikleri desteği ve Kuzey Afrika halk hareketlerine olan sıcak ilgilerini neyle izah edecekler?

5. Sünnî "Hamas" da bu kanaati taşıyor. Hamas'ın siyâsî gücü Hâlid Meş'al, Esed'in ve Suriye halkının yanında olduklarına dâir defalarca açıklama yaptı.

6. Suriye’de rejim değişikliği isteyen hatta kimler var; bir bakalım: İsrail var, ABD var, Batı var, Suudi Amerika var. (Ve maalesef, olacakları hesap etmeden bu hattın dolmuşuna binmiş olan Türkiye var!) Şimdilik Esed'in kalmasından yana olan karşı hatta ise İran var. Irak var. Lübnan ve Hizbullah var. Hamas var. Bu durumda aklı başında, İslâm’ın ve Müslümanların maslahatını düşünen bir kişi; nerede saf tutabilir?

Doğrusu, ABD, Batı ve İsrail, diğer Arap ülkelerinde yitirdiğini, Suriye’de bulma ve telafi etme çabasındadır.

7. Esed, İran, Hizbullah ve Hamas'la olan sıkı işbirliği nedeniyle adeta cezalandırılmak istenmektedir. Suudiler, Beşşâr Esed’e kaç defa elçi gönderdi; İran’la bağını kes, Hizbullah’a ve Hamas’a verdiğin desteği çek; yerinde kal, diye. Ama Esed, sağ olsun, her ne pahasına olursa olsun; hâince yapılan bütün bu teklifleri elinin tersiyle geri çevirdi! Bunun üzerine olaylar ateşlendi. Eğer Esed masaya oturup ABD ile anlaşsaydı, şimdi Suriye’yi muhtemelen konuşuyor olmayacaktık.

8. Suriye’de üç beş bin kişi sokağa döküldüğünde “Rejim gitti gidiyor!” diye, yalan haber yapanlar, Şam’da, Halep’te ve diğer kentlerde; meydanları hınca hınç dolduran milyonlarca kalabalığın, Esed’in yanında, ABD ve İsrail’in çirkin emellerine karşı yaptıkları dev mitingleri kimin gözünden kaçıracaklar? Üstelik Halep Sünnî ve Suriye’nin en büyük ikinci kenti. (Zaten muhâlefetin eski havası da kalmadı doğrusu; bitti bitecek gibi…)

9. Suriye’de sultanın tamamen “Alevî – Nusayrî” kadroların elinde olduğu, Sünnîlerin yönetimden dışlandığı iddiası da kocaman bir yalandır.

Bu topraklarda halkın kâhir ekseriyeti Sünnî olmasına ve Sünnî Müslüman hukukçularımız “Aman lâikliğimize bi’şeycikler olmasın!” deyü, hukukta Sünnî fıkhın “S”sini ağızlarına bile alamazlarken, “Alevî / Nusayrî” denen Sûriye’de, yasamanın ana kaynağı (Sünnî) İslâm fıkhıdır.

Sûriye Anayasasının 3. maddesinin 2. fıkrası bunu âmirdir. Aynı maddenin 1. fıkrası da, cumhurbaşkanının dininin "İslâm" olduğunu belirtir. (Bunlar, "Tencere, dibin kara!"yı oynayan "dindar" suratlı yobazlara ithaf olunur!)

10. Suriye'nin dünyaca ünlü Sünnî âlimlerinden Prof. Muhammed Ramazan el-Bûtî, bir Cuma hutbesinde, Suriye'de yapılan yönetim karşıtı gösterileri kınayarak, bu gösterilerin İslâm'a ve barışa hizmet etmediğini belirtmiştir.

http://www.rasthaber.com/49109_gostericiler-rejime-degil-islama-karsi-hareket-ediyor.html

Öte yandan Arap Ligi'nin Suriye aleyhinde aldığı son kararları da sert bir dille eleştirerek, onları öteden beri ABD ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etmekle suçlamıştır.

http://www.rasthaber.com/yazar_7693_349_SURIYELISUNNIULEMADANACIKLAMALAR.html

Velhasıl, esasen Sûriye olaylarında bir dezenformasyonun yaşandığı, yoğun bir haber kirliliğinin olduğu doğrudur. Peki bunu yapanlar kimlerdir?

İran kanalı el-Alem mi, Hizbullah’ın kanalı el-Menar mı, Çinli ve Rus haber kaynakları ve hatta TRT’nin Şam muhabiri Musa Özuğurlu mu; yoksa ABD, BATI ve İsrail'e çalışan CNN ve el-Cezire kanalları mı? Bir Müslüman, şayet farklı hesaplar içinde değilse; el-Menar’a ve el-Alem’e karşı, BATI'lı haber ajanslarına nasıl ve neden güvenebilir?

2006 yılının Temmuz ayında, Hizbullâh yiğitlerinin Irkçı İsrail'in belini kırdığı 33 günlük savaş devam ederken bile, Seyyid Hasan Nasrullah bir kez olsun yalan söylemedi. O günlerde, İsrail halkının çoğunun, kendi yetkililerinden ziyâde Hasan Nasrullâh'ın yaptığı açıklamalara kulak verdiklerini bilmeyenimiz, duymayanımız kaldı mı?

Bu konuda, bilhassa, Mavi Marmara olayında bile İsrail'e karşı gıkını çıkarmayan “AĞLAR VÂİZ”in basın yayın organlarının, Hilal TV’lerin vs. İslâm’cı “fâsık” haber ajanslarının kamuoyunda yaptığı tahribat, malum medyayı da sollayarak, iğrenç boyutlara varmıştır.

İlâhiyatçılarımız ve İslâm'cı aydınlarımız, bizleri maalesef bu kez de şaşırtmadılar! Tıpkı geçmişte olduğu gibi, yine hemencecik statükonun yanında konuşlanıverdiler!

Hepimizin, kendisinden hak ve hakikate "öncülük" etmesini beklediği Hayrettin Karaman Hocamızın, ABD ve İsrail'e hizmette kusur etmeyen AĞLAR VÂİZ ile AKP'nin peşine takıldığını, onlarla aynı ağzı kullandığını, Yenişafak'ta yazdığı yazılardan anlıyoruz; maalesef!

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=08.05.2011&y=HayrettinKaraman

Hem Hamas'a, hem de Hamas'ın en zor günlerinde sırtını dayadığı kalesini yıkmaya çalışan teröristlere yürek devletinde kucak açan Mustafa İslamoğlu'nun, bunu nasıl başarabildiği merak konusudur. Yoksa o da mı hâlâ "Hama" olaylarının etkisinde?

(Şimdi diyeceksiniz ki: "Ali ile Muâviye'yi aynı anda, hiçbir rahatsızlık duymadan yüreğine sığdırabilenler, bunu neden başarmasın!" Eee... Doğru söze ne denir?)

Suriye'de otobüsleri kurşunlanan hacılar konusunda bir açıklama yapan yeni DİB başkanı, "Bunda Esed'in ne çıkarı olabilir? Bir adam aptal olsa bunu yapmaz. Dolayısıyla bu saldırılar muhâlif teröristlerin işi!" diyemedi.

Şayet muhâlefetin ve o muhâlefete ev sâhipliği yapan AKP'nin niyeti "Hama"nın rövanşını almaksa, bugün muhâlif safta yer tutan "Amca Esed"e neden kimse ses çıkarmıyor? Hama'nın esas kâtillerinden biri de o değil mi!

Anlaşılan, Kur'an'da [Hucurât: 6] yer alan “Fâsığın biri size bir haber getirirse iyice araştırın…” mealli, haberciliğin anayasasını oluşturan âyet, yine garip ve metruk kalacak! Sahi, bizler, ABD ve BATI'nın şeytanlıklarına daha ne zamana kadar kanacağız? Şimdiye dek bizleri yeterince sokmadılar mı? Daha dün topraklarımızı işgal edip namuslarımızı kirletenler onlar değil miydi? Yoksa, aslanların artığından beslenen sümsük çakallar misali, biz de mi onlarla birlikte olup, yanları sıra bi'şeyler kapmanın peşindeyiz?!

Kimse, Suriye rejiminin ak sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia etmiyor. Ve yine hiç kimse Esed’in yaptığı yanlışların, bu esnada döktüğü kanların üzerini örtme çabasında değil. Gerek İranlılar ve gerekse Hizbullah yetkilileri, elini masum halkın kanına bulamaması ve halkın reform taleplerine ivedilikle cevap vermesi… hususlarında Esed’i defalarca uyarmışlar, insani ve İslâmî görevlerini yapmışlardır.

http://www.haber24.com/One-Cikan-Haberler/1-199491/Iran-dan-Suriye-ye-Muhalefetle-diyalog-kur.html

http://www.sonhaberler.com/haber/hizbullah-esattan-ne-istiyor-76155.htm

Bu arada, Suriye'nin, karşı blokta yer alan bütün Arap krallıklarından, hele gerici Suudi rejiminden kat be kat daha özgür olduğu da ilgililerin malumudur.

Sonuçta Esed de bu yolda yanlışlar yapıldığını, ordunun ve emniyet güçlerinin tecrübesizliği yüzünden birçok masum insanın kanının döküldüğünü itiraf etmektedir. Yani Esed hatasını kabul ediyor ve bunu Davutoğlu ile yaptığı görüşmelerde de belirtmiş durumda…

Öyleyse, bölgede ABD ve İsrail’in çıkarlarına karşı, insanca duruş sergilemek istiyorsak, şu Muharrem ayı hatırına, günün Hüseyinleri ile Yezitlerin karşılıklı saf tuttuğu yerde dikkatli olmak, bunun da bir sınav olduğu bilincini taşımak; ona göre safımızı belirlemek zorundayız. Umarız bu sınavı kazanır, kazasız belasız atlatırız. Allah yar ve yardımcımız olsun.

Allah’a emanet olun…

Vesselâm…

Abdulkadir Çuhacıoğlu