3 Aralık 2011 - 20:30

Allah’ın adıyla… Hüseyni kıyamın apaçık bir Furkan olarak ümmete sunulduğu, hak ve batılın apaçık ortaya çıktığı ve değiştirilip, dönüştürülmek istenen Öz Muhammedi İslam’ın İmam Hüseyin’in kanıyla yeniden filizlendiği ve bütün ihtişamıyla dimdik ayağa kalktığı günlerin yıldönümündeyiz… Ümmet, o muhteşem kıyamı yeniden idrak ediyor, yeniden İmam Hüseyin’in şahsında Hakka “lebbeyk” diyor, Yüce Resul’ün emanetine sarılmanın veya ona sırt dönmenin sonuçlarını bir kez daha değerlendiriyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu meyanda Diyanet İşleri başkanlığı da, bazı adımlar atıp Ehl-i Beyt sevgisi ve Aşura konusunu Cuma hutbelerinde işlenmesi talimatı vermişti… Bu, artık Aşura konusunun asıl mecrasında işlenmesi gerektiğinin sessiz bir itirafıdır aslında… Çünkü yıllarca o kürsülerden Aşura Günü için peygamberlerin “sevinç” günleri nitelemesi yapılmış, İmam Hüseyin ve Kerbela hadisesinden ise hiç bahsedilmemişti… Bu olumlu bir gelişmedir…

Bu olumlu gelişmenin Türkiye’nin diğer yerlerinde nasıl tezahür ettiğini, Cuma hutbelerinde ne konuşulduğunu bilmiyoruz, ama bildiğimiz öteden beridir Diyanet’in hutbeleri kendisinin hazırlayıp Cuma vaizlerine gönderdiği ve o metnin Cuma Hutbesi olarak okutulduğudur… Bu Cuma da böyle olmuştur büyük bir ihtimalle… Ama ne yazık ki bu olumlu gelişme, Ehl-i Beyt mektebine mensup halkın çoğunlukta olduğu Iğdır’a olumlu bir şekilde yansımamıştır. Çünkü Iğdır Merkez Camiinde Cuma hutbesinde söylendiği iddia edilen sözler, bu olumlu havayı sanki zorlayarak olumsuzlaştıran bir yapıya sahip… Acaba, hele de Sünni ve Şiilerin yıllardır gıpta edilecek bir hoş görü ile beraberce iştirak ettikleri yas merasimleri, ihsan yemekleri, karşılıklı saygı sabote edilmek mi isteniyor? Diye düşünmeden edemiyor insan…

Iğdır’da 2 Aralık Cuma Günü, Iğdır Merkez camiinde görevli hatibin-ki bu hatip aynı zamanda Müftü Yardımcısıdır- verdiği Cuma hutbesinde hutbeyi duyan ve dinleyen vatandaşlar tarafından öyle şeyler söylendiği ifade edilmektedir ki, iki toplum birbirinden ancak böyle uzaklaştırılabilir, birbirlerine ancak böyle zıtlaştırılabilir… Üstelik cami hoparlöründen cami dışına da verilen hutbe, o civarda iş yeri bulunan, o sırada orada olan Caferilere de dinletilmiştir… Caferiler arasında büyük bir infiale sebep olan, Sünni vatandaşları da rahatsız eden o hutbede duyanlar ve dinleyenler tarafından ne dediği ifade edilmektedir sayın hatibin? İşte birçok insanın duyduğu ve öfkelenerek dinlediği ve halkın dilinde dolaşan o sözlerden bazıları:

-Hz. Peygamberin tek damadı Hz. Ali değildir ki? Hz. Osman da O’nun damadıdır. Peki, neden sadece Hz. Ali ön plana çıkarılıyor? Burada açıkça tarafgirlik vardır.

-Hz. Hüseyin’i Kufeliler davet ettiler, ancak daha sonra da kendileri onu şehit ettiler. Daha sonraları ise pişman oldular ve tevbe ederek Kerbela’ya geldiler. Orada 10 gün boyunca başlarına vurarak, kendilerini döverek yas tuttular. İşte bu günkü bu yas merasimleri oradan kalmadır. Bu onlara Allah’ın verdiği bir cezadır…

-İslam’da matem yoktur. Matem tutmak toplumda kin ve düşmanlık yaratır…

- İmam Hüseyin Tasua gecesini ibadetle geçirmiştir. Dışarı çıkıp naralar atarak kargaşa çıkarmamıştır. Ama Caferi vatandaşlar ellerine meşaleler alıp sokaklara dökülerek kargaşa ve gürültüye sebep oluyorlar…

-Caferiler neden Hz. Peygamber’e yas tutmuyorlar da Hz. Hüseyin’e yas tutuyorlar? Caferiler  Ehl-i Beyt’i Peygamberden öne geçiriyorlar…

-Tarihte sahabeler arasında siyasi farklılıklar olmuştur. Caferiler sahabelere dil uzatıyorlar. Sahabelere - neuzubillah- dil uzatmak küfürdür.

Ciddi bilgi eksiklikleri de içeren bu görüşleri taşıyan insanlara diyecek bir şeyimiz yok… Kendi düşünceleridir, imkânımız olursa cevabını veririz, kendilerini aydınlatmaya çalışırız, ama düşüncelerinde ısrar ederlerse de yapacak bir şeyimiz yoktur. Ancak bu görüşler, halkının yarıdan fazlasının Şii olduğu ve Şii-Sünni halkın büyük bir hoş görü ile beraberce, yardımlaşarak, birbirlerine saygı duyarak, bizzat iştirak ederek yaptıkları merasimler için, faaliyetler için resmi bir ağızdan dökülmüşse, işte orada vahim bir durum vardır. Çünkü bu, açıkça halkı birbirine karşı kışkırtmak, insanlar arasında kin ve nefret oluşturmak anlamına gelmektedir… Bunun sıradan bir vatandaşın şahsi görüşü olması başka bir şeydir, topluma hitap eden resmi bir şahsın dilinden dökülmesi ise daha başka bir şeydir… Burada sayın hatip;

1-    Bağlı olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı talimatları ile ters düşmüştür

2-    Halkın bir kesimini inançları sebebiyle tahkir ve tezyif etmiştir

3-    Yine bir arada yaşayan halkın bir kesimini bir diğeri aleyhine kışkırtmış,  araya düşmanlık tohumları ekmiştir.

Bundan birkaç ay önce de yine Iğdır’da Şia’yı karalayan, tekfir eden, bir çok iftira ve yalan iddialar içeren bir kitap Cuma vakti cami önlerinde Sünni vatandaşlara dağıtılmış ve bu olay Iğdır Ehl-i Beyt Alimleri Derneğince bir basın bildirisi ile tel’in edilmişti. Daha sonra bu konuda bir açıklama yapan Iğdır Müftüsü Cüneyt Kulaz da olayı kınamıştı… Şimdi de,  Diyanetin insanları birbirine yakınlaştırmak amacıyla yapılmasını istediği bir hutbe, eğer bu hale bürün(dürül)üyorsa, akıllara düşünülmek dahi istenmeyen şeyler gelmez mi? Acaba birileri Iğdır üzerinden mezhebi karışıklık mı çıkarmak istiyor?

Temennimiz bu hutbenin kasıtlı bir şekilde verilmiş olmamasıdır. Eğer Sayın Müftü yardımcısı, yukarıda bahsettiğimiz,  hoparlörden dışarıya da verilen ve çevredeki insanların da kulakları ile şahit olduklarını ifade ettikleri sözlerle ilgili bir açıklama yapmak isterse, bu konu ile ilgili açıklamasını bu köşede yayınlayacağımızı da belirtmek isteriz…

Son olarak, halkımızın ortak paydası olan Ehl-i Beyt sevgisinin ve yıllar yılı hasıraltı edilmek istenen İmam Hüseyin’in Aşura’sının halkımızı da birbirine yakınlaştıran bir işleve sahip olduğu açıktır. Kem gönüllü insanların bu vahdeti bozmasına müsaade etmemek hem resmi makamların hem de bütün vatandaşlarımızın görevidir. Eğer birileri de memleketimizde, bu cümleden olarak da Iğdır üzerinden kargaşa yaratmak istiyorsa, bilsinler ki Iğdır halkı onlara pirim vermeyecek, bu güne kadar büyük bir başarıyla sürdüre geldikleri hoşgörü, sevgi ve saygı çerçevesini asla bozmayacaklardır… Son zamanlarda Iğdır’da sıkça görülmeye başlayan ve Iğdır halkının daha önce görmediği din tandanslı çeşitli görüş ve gruplar da, Iğdır’ın bu yapısına zarar verecek faaliyetlerden kaçınma noktasında oldukça dikkatli olmalıdırlar…

MUHSİN KÜÇÜKER