Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Kerbela faciasının yıldönümüyle ilgili merasimler asırlardır devam edegelmiş olmasına rağmen son yıllarda dünya sathında geniş halk kitlelerinin katılımıyla tertiplenmesi ve yankı uyandırması hiç kuşkusuz İslam İnkılabının bereketlerinden olup kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte bütün dünya halklarınca da rahatlıkla izlenebilmektedir.
Dünya sathında Kerbela faciası matem merasimleri kadar ilgi uyandıran, dikkat çeken başka bir merasim daha yoktur. Bu ise Kerbela faciasının mahiyetinden ve insanlık tarihinde eşsiz bir hadise olmasından kaynaklanır. Müslüman olsun olmasın olaydan haberdar olan herkes bu hakikati onaylamaktadır.
Şiilerin yoğunlukta olduğu ülkelerin bazılarında iktidar çevreleri bu hakikatın farkında olarak önlenmesi imkansız bu gibi merasimleri kendi çıkarları için suistimal etmeyi tercih ederler. Pakistan, Afganistan ve hatta Türkiye hükümet çevreleri bu cümleden olup biraz da özgürlükler adına bu merasimleri engellemedikleri gibi çoğu kere bizzat bu merasimlere katılarak İmam Hüseyin ve Kerbela şehitlerine saygı gösterisinde bulunurlar. Aşura kültürünün ve İmam Hüseyn aşkının toplumlarda ne gibi devrimlere ortam hazırladığının bilincinde olan bu rejimler çareyi şimdilik uzlaşmada görmekteler.
Vahabilerin kontrolündeki Suudi Arabistan, Fars Körfezindeki şeyhlikler ve bazı Arap ülkeleri ise dayandıkları çarpık dini anlayışla bu matem merasimlerini şirk olarak niteler ve ataları Emeviler gibi Ehlibeyt’e(as) duydukları kin ve düşmanlığı doğrudan ve dolaylı olarak ortaya koyarlar. Bu ülkelerde uygulanan baskı ve yasaklara rağmen matem merasimleri önlenememekte, yine de sınırlı olarak düzenlenmektedir.
Azerbaycan’a tahakküm eden Aliyev diktatörlüğü ise Şiilerin çoğunluğu oluşturduğu bu ülkede İmam Hüseyin için düzenlenen matem merasimlerini kendi iktidarı için tehlike gördüğü için önceleri bu merasimleri kontrol altına almayı tercih ettiyse de bu yıl açıkça tehdit ve yasaklama yolunu seçmiş bulunuyor. Azerbaycan’ı yakından tanıyanlar bilirler ki, Sovyetler Birliği dönemindeki kömünist hükümetler bile bu merasimleri yasaklamada tam bir başarı sağlayamamışken Aliyev diktatörlüğünün bu iletişim çağında Hüseyn aşıklarını durdurması ve bu merasimleri ortadan kaldırması mümkün değildir. Ancak gözü dönmüş Aliyev diktası son bir yıldır camileri kapattığı, alimleri ve dindar siyasi liderleri sudan bahanlerle zindanlara tıktığı yetmiyormuş gibi şimdi de Hüseyn(as) ve fedakar yaranının matemini tutan müminlere saldırmakta, tehdit etmekte ve bu tehditlere aldırmayan başta alimler olmak üzere müminleri kalleşce kaçırmaktadır.
Başta Batı ülkeleri olmak üzere Müslümanların azınlık olarak yaşadıkları bölgelerde ise bazı sınırlamalara rağmen ifade ve ibadet özgürlüğü çerçevesinde şimdilik Aşura günü matem merasimlerine izin verilmektedir. Günün birinde Dünya Kudüs günü yürüyüşlerine de izin veren Almanya gibi bazı ülkelerin son yıllarda siyonistlerin baskısıyla bu merasimleri çeşitli bahane ve yöntemlerle sınırlandırdıkları ve öncülerini çeşitli yöntemlerle baskı altında tuttukları dikkate alındığında Aşura matem merasimlerini de gelecekte aynı gerekçelerle yasaklamaları ihtimal dışı değildir.
Ülkemiz de dahil dünyanın çeşitli yanlarında bu merasimlerle ilgili olarak bazılarının anlamsız görüşler ileri sürerek kafaları karaıştırmaları tesadufi değildir ve şimdilerde kısık sesle ve dolaylı olarak dile getirilen bu matem karşıtı görüşlerin önümüzdeki yıllarda daha gür sesle dile getirileceğinden de kimsenin şüphesi olmasın.
Niçin acaba? İktidarlar, yardakçıları, kapıkulu mollalar ve yazarlar acaba Hüseyin ve yaranı için düzenlenen bu matem merasimlerinden niçin korkmaktadırlar? Geçmişte vuku bulmuş bir hadiseyi hatırlamak ve hatırlatmak niçin tehlike olarak görülmektedir? Halbuki bu çevrelerin hiç biri kendisini Ehlibeyt düşmanı olarak görmediği bir yana yeri geldiğinde Ehlibeyt-i Resul’ü herkesten daha çok sevdiklerini bile dile getirmekteler. Peki sorun nerededir? Bu çevreleri gafil olarak nitelemek mümkün mü?
Cevap vermeye sondan başlarsak, geniş halk kesimleri müstesna siyasilerin, alimlerin ve eli kalem tutanların gafil olmadıkları kesindir. Dikkat edilirse bunlar facianın derinliğini, yapılan zulmün büyüklüğünü, Ehlibeyt’e muhabbet beslenmesini ve yas tutulmasını inkar etmiyorlar. Ve hatta bazıları adlarının Muaviye ve Yezid değil Hasan, Hüseyin ve Ali olmasını ileri sürerek hemen savunmaya geçiyorlar. Gerekirse bu merasimleri şiilerin tekelinden kurtarma adına kendileri de Aşura matem merasimleri düzenlemeyi bile planlamaktadırlar. Peki problem nerededir?
Asıl mesele Aşura’nın mesajını kabullenmededir. Nedir Aşura’nın mesajı? Allah’ın dininin ayakta kalması, ilahi değerlerin hayata hakim kılınması için gerekirse candan, maldan, aileden, evlattan vaçgeçmektir. Zülme, baskıya, inhirafa hangi ad altında olursa olsun karşı durmaktır. Yerel, bölgesel ve uluslararası çapta dünya üzerinde süregelen sömürüye, cinayetlere ve baskılara dur demektir. Aşura nesillere basiret sunmakta, zalimlerle uzlaşma yerine gerektiğinde ölmeyi seçmelerini öğretmektedir.
Onlar Şia’nın ağlamasından değil Hüseyn’e yapılan zulmü zinde tutarak şuurlanmasından, başta Hz. Ebulfazl-ı Abbas olmak üzere kerbela şehitlerinin yiğitlik ve fedakarlığından ders alarak O’nun gibi İmam’ına ve velayete bağlanmasından, fitnelere karşı basiret kazanmalarından, İmam Hüseyn’in kıyamının amacını idrak ederek zulüm ve istikbarın her türlüsüne baş kaldırmasından, hakka ve adalete dayalı bir dünya sistemi kurulmasını talep etmelerinden korkmaktadırlar.
Bazı alim geçinen cahiller de müslümanlara yutturulan İslam tarihiyle ilgili yalanların ortaya çıkmasından kaygılanmaktadır. Çünkü Hz.Hüseyn’nin kıyamına ortam hazırlayan inhirafların ne zaman başladığı ve kimlerin hatalarından kaynaklandığı gerçeğinin araştırılması birtakım kabullenilmiş tarihi yalanları su yüzüne çıkaracak ve bazı tabuların yıkılmasına yardım edecektir. Bu ise birilerinin vicdanında depremler, devrimler oluşturacak ve toplumsal değişimlere, uyanışlara ortam hazırlıyacaktır.
Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığımız sebeplerden dolayı çeşitli çevreler Aşura matem merasimleriyle ilgili olarak kendilerine has tavırlar sergilerken Şia dünyası bu konuda ne durumdadır? Çünkü bu davanın savunucuları tarihin her kesitinde var olmalarına rağmen Aşura kültürü hiç bir zaman bugünkü kadar etkisini göstermeye başlamamıştır. Her ne kadar daha Hüseyni uyanış ve şuurlanışın başında olmamıza rağmen tepkisel tavırların ortaya çıkmasında Şiilerin gelmiş oldukları konumun etkisi inkar edilemez.
İslam İnkılabı lider İmam Humeyni(ra) konuşmalarında defalarca bu inkılabın İmam Huseyn’in kıyamı ve Aşura’dan ilham aldığını vurgulamıştır. İnkılabın zaferinden sonra başta İran olmak üzere Şiilerin yaşadığı bölgelerde İmam Hüseyn’in kıyamı çeşitli boyutlarıyla yeniden araştırıldı ve oluşan bu elverişli ortamda Kerbela’nın, Aşura’nın mesajları yeni nesillere öğretilmeye başlandı. Kerbela şehitlerine ağlayan müminler onların hedefini anlamaya, zulme ve sömürüye karşı sadece kendi bölgelerinde değil dünya sathında nasıl mücadele edileceğini idrak etmeye başladılar. Aşura artık sadece hüzünle ağlanılan bir gün değil mücadele için bilenilen, şehadet için hazırlanılan bir gün olmaya başlamıştır. Çünkü, Kerbela ve Aşura sadece geçmiş tarihin zalimlerine lanet okumakla sınırlı kalmayıp zamanın ve hatta gelecekteki zalimlere karşı nasıl mücadele edileceğini de öğretmektedir. Bir dostun tabiriyle bu matemler bir tür şehadet dansıdır, çetin mücadelelere hazırlanmadır, bilenmedir ve düşman da bunun farkındadır ve uğursuz sultasını korumak için kendine göre tedbirler hazırlamaktadır.
Ancak zamanın zalimleri İslam inkılabının zafere ulaştığı günden bu yana Aşura kültürüyle beslenen Şia mektebinin izleyicileriyle girmiş oldukları mücadele ve açtıkları açık ve gizli savaşların hepsini kaybetmişlerdir. Artık emepryalist güçlerin karşısında, dünya mustazafları ve mazlumlarının yanında İmam Hüseyn’in mücadelesinden ilham alan yeni bir güç ortaya çıkmış bulunuyor. Bu yeni güce göre; mevcut dünya düzeni dayanmış olduğu dinamikler ve kurucularının mahiyeti gereği insanlığa barış, huzur ve adalet sunamazlar ve dünya halkları üzerindeki uğursuz sulatalarına son verilmesi gerekir.
Artık dünyada iki kutup vardır; bir yanda uluslararası siyonizm ve ABD’nin başını çektiği müstekbir güçler, karşısında ise Aşura kültüründen ilham alan Hüseyniler. Öteki ekoller uzlaşma yolunu seçtikleri için iflas etmişlerdir, mustazaflara, mahrumlara, mazlumlara verecekleri birşey yoktur artık. Dünya müslümanları ve mustazafları artık umudu Aşura mektebine bağlanmakta görmektedirler. Bu hakikat her geçen gün biraz daha idrak edilmektedir. Müstekbirlerle, onların içteki işbirlikçileri işte bunun için Aşura matem merasimlerinden korkmaktadırlar.
Hüseyniler daha işin başındadır. Onlar, gafil müslümanlarla, filan köşedeki müftü yardımcısı veya falanca yazarla uğraşmazlar. Sakın meseleyi bunların seviyesine indirme hatası yapılmasın, bunlara cevap verilmeli elbet, ama Şia’nın cevabı müstekbirlere ve baş zalimlere olacaktır inşallah. 1979’da İmam Humeyni tarafından yeniden yükseltilen Hüseynî bayrak ABD, İsrail ve bütün müstekbirlerin mülkünü ortadan kaldırmadığı sürece inmeyecek ve inşallah mücadelenin İmam’ına- Allah zuhurunu yaklaştırsın- teslim edilene kadar dalgalandırılacaktır.
Y. ZİYA T.YILMAZ