13 Aralık 2011 - 05:06

Müslümanlar düşünce birikimlerini ve geçmişlerini yeterince bilmediklerinden Batı karşısında kendilerini küçük görme duygusu içinde bulundular uzun bir süre. Hâlâ bunun etkisinden kurtulabilmiş değiller. Bu, bir yüz yılı aşkındır böyle. İslâm düşüncesi yadsınmayacak büyük bir birikime, güce ve etkiye sahip. Örneğin Batı düşüncesinin bir Muhyiddin İbn Arabî'si, bir Mevlâna'sı, bir Nasreddin Hoca'sı, bir Gazali'si, bir Ömer Hayyam'ı, bir Yunus Emre'si, Bir Firdevsi'si asla olmamıştır. Bu isimlere onlarcasını ekleyebiliriz.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Şu sıralar okumakta olduğumuz Jacob Burckhardt'ın İtalya'da Rönesans Kültürü Batı kültürünün temelleri açısından çok şey anlatıyor. Batı düşüncesinin temellerinin ne kadar çürük, absürt ve yanlış olduğu orada görülmekte. Bu, çok yönlü bir bakış gerektiriyor. Müslümanların Batı düşüncesi üzerindeki etkileri araştırılsa kendisini çok daha farklı bir konumda bulacak. Yeniden kendisinin farkına varacak.

Bu düşüncenin yansımalarını bugün de görüyoruz. İslâmi düşünceyi özümsemiş aydınlarımız bu etkiden çok çabuk kurtuldular, ama yakın zamanda ciddî anlamda bir düşünce kırılması yaşıyorlar. Bu da dünyevi ilişkilerin insanı nasıl etkilediğini gösteriyor.

Müslümanların batı düşüncesi karşısında kendilerini zavallı bir durumda görmelerinin ve düşünmelerinin başlıca nedeni yönetim erkini elinde bulunduranların Batı düşüncesine yenik düşmeleri, iktidar erkini onların gücüyle elde ettiklerini düşünmelerinde görüyoruz. Bu, onları hayranlığa götürüyor, hatta tapınmaya... Böyle olunca o düşünceyi ciddî bir biçimde sahipleniyorlar. Bunu âdeta kutsuyorlar da.

Batıcı düşünüş tarzı Cumhuriyet ile birlikte bu devletin resmi ideolojisi hâline geldi. Batı klasiklerine verilen yoğun ağırlık, onların Müslümanlardan çok daha üstün oldukları duygusunu uyandırdı. Hayranlıkla Batı düşüncesinin etki alanına girdiler.

Müslümanların yenilgiyi peşinen kabullenmelerinin nedenlerinden biri de teknolojik gelişmeler karşısında kendilerini aciz hissetmeleridir. Bundan ötürüdür ki teknolojik anlamda bir arayışa da giremediler. Kimi girişimler içeride ve dışarıdaki işbirlikçiler yüzünden akamete uğratıldı. Ne yaparlarsa yapsınlar onları asla yenemeyeceklerine inandılar.

Felsefe; felsefeye hayat kazandıran Müslümanlara karşı kullanılan bir bilim dalı oldu. Felsefeyi, özellikle antik Yunan felsefesini dünya kültürüne kazandıranlar Müslümanlar olmuşlardır. Bunun yanında Müslüman düşünürler, ayrıca dünya felsefe ve kültür dünyasına yıldızlar kazandırdılar. İbn Sina, İbn Rüşt, Razi, Kindi, Gazzali ve daha niceleri. Hicretin yüzüncü yılından itibaren Müslümanlar dünya semalarında düşünürlerini birer yıldız parlaklığında yansıttılar. Oysa Batı en karanlık ve karmaşık dönemini yaşamış bu dönemde.

Düşünceyi etkileyen en önemli nedenlerden biri budur. Teknolojinin acımasızlığını bile göz önünde bulundurmadılar, onu alt etmenin arayışlarına da girmediler.

İslâm düşüncesinin insanı kuşatan yanının zenginliği, insaniliği ve gerçekçiliği dikkate alınmadı, uzun yıllar üzerinde durulmadı. Asıl güvensizlik de buradan kaynaklanıyor. Müslümanların İslâmi yönelişleri horlandı, bu düşünceye sahip olanlar gericilikle suçlandılar. Buna gerçekten de inanandılar. Müslümanlar ise, bunu bir ön kabulle içselleştirdiler. Merhum Mehmet Akif Müslümanların küllerinden yeniden doğmaları için büyük bir mücadele verdi. Necip Fazıl bir sanatçı düşünür olarak, bir yandan asıl işini yaparken bir yandan da bunlarla savaşmak zorunda kaldı. Üstad Sezai Karakoç ise düşünceyi temellendirerek büyük medeniyetimizin bir dökümünü yaptı, Müslüman sanatçıların hayata güven içinde bakmalarını sağladı. Bunun bugün için yeniden üzerinde düşünülmesini gerektiren bir hamleye gereksinimi var. Çünkü dönemimiz insanı ciddi bir savrulmayı yaşıyor. Yeniden bir yenilgi ve teslimiyet duygusuyla Batı'nın gözlerinin içine bakıyor. Batı'yı ve onun hayat anlayışını kendisi için bir tehlike olarak da görmüyor. Onları kendine kurtarıcı olarak seçiyor. Bölgemizdeki dalgalanmalara kapılanların duygularına bu durum egemen. Bunun üstesinden gelebilmek için Müslümanlar kendi medeniyet birikiminin ruhunu yeniden canlandırması ve ona sahip çıkması gerekir. Bunun için de ciddi bir beslenmesi gerekiyor.

Müslümanların Kur'an ve Sünnet gibi çok önemli sağlam dayanakları, medeniyetinin ruhundan doğmuş olan birikimleri bulunmasına karşın, insanî olmayan kimi Batı'lı hayat anlayış ve tarzını bile benimsemeye sürüklendi. Bunun temel nedeni yenilgi psikolojisidir.

İnsanın ruhi terbiyesi önemli bir durum. Bu da Müslümanlarda var olabilen bir gerçeklik. Tasavvuf gibi önemli bir terbiye alanı bulunuyor. Burada hem ruhi beslenme ve terbiye hem de ciddi bir güven duygusunu hayata egemen kılmak var. Bu birikime dalınca ötekiler onu çok da etkilemez. Yeter ki yeniden güven duygusuyla hayata başlansın.

Ali Haydar Haksal