Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- ABD insansız hava araçları Predatörlerin Türkiye'ye konuşlandırılması üzerine yazdığım yazıda gündeme getirdiğim "ABD avcıları İncirlik'e kimin için geldi?" sorusunun üzerinden bir buçuk ay geçmemişti ki Şırnak Uludere'de kaçakçılıkla geçinen 35 vatandaşımızın yanlışlıkla öldürüldüğü haberi geldi. İlk yorum ve değerlendirmeler, vahim olayın yanlış istihbarattan kaynaklanan bir operasyon kazası olduğu yönünde.
Olayla ilgili geniş çaplı tahkikat başlatıldı, umarız en kısa zamanda tüm karanlık noktalar aydınlatılır. Genelkurmay'dan gelen ilk açıklamada insansız hava araçları tarafından tespit edilen grubun savaş uçakları ile vurulduğu belirtiliyor. Bazı yorumcu ve gazetecilere göre ise operasyon MİT'ten gelen bilgi üzerine yapıldı. MİT Cuma günü yaptığı açıklamada bu iddiayı yalanladı. Başbakan Erdoğan'ın açıklamaları da MİT'i doğrular mahiyette. Erdoğan, MİT'ten geldiği söylenen bilgilerin yeni olmadığını, 10 gün öncesine ait olduğunu söyledi.
Genelkurmay'ın açıklamasında istihbaratın kaynağı olan görüntüler hangi insansız hava uçaklarına ait açıkça belirtilmiyor. Görüntüler İsrail'den aldığımız Heron'lara mı, yoksa Kasım ayında İncirlik'e yerleştirilen ve tamamen ABD'nin kontrolünde olan Predatörlere mi ait? Bu konuda Takvim gazetesinden Ergün Diler'in askeri kaynaklara dayanarak verdiği bilgi, görüntülerin ABD avcılarına, yani Predatörlere ait olduğunu gösteriyor.
14 Kasım'da yazdığım yazıdan da hatırlayacağınız gibi Predatörler Türkiye'ye anlık istihbarat vermiyor. Görüntüler önce ABD'nin Nevada'daki üssüne gidiyor. Bir süzgeçten geçirildikten sonra belli bir kısmı Türkiye'deki askeri makamlara aktarılıyor. Son iki yılda Afganistan ve Pakistan'da yüzlerce sivil katledilmesinde rolü olan Predatörler, "katil" veya "Yırtıcı Hayvan" olarak da nitelendiriliyor.
Kasım ayından beri Türkiye hava sahasında uçuş yapmaya başlayan Predatörler, Sinat-Haftanin bölgesinde kalabalık bir grup tespit ediyor. Görüntüler önce ABD'ye, oradan da Türk askeri yetkililere aktarılıyor. Grubun terörist olduğu yönündeki bilgi Türk yetkililerce önce temkinle karşılanıyor, ancak ısrar üzerine F-16'lar havalanıyor ve yaklaşık bir saat süren operasyonda 35 sivil vatandaş öldürülüyor.
Türkiye, 30 yıldır bölücü terörle mücadele ediyor. Bu mücadele sırasında, görevlilerin suistimalleri, hukuk sınırlarını zorlayarak attıkları adımlar oldu. Ancak Türkiye, ilk kez yanlış bir istihbaratla kendi vatandaşlarını öldürüyor. Dışarıdan gelen istihbaratta gerçekten bir yanlışlık mı var, yoksa Türkiye'ye bir tuzak mı kuruldu, mutlaka cevaplanmalı. Başbakan Erdoğan'ın dikkat çektiği 4 saatlik görüntü kaydının yeniden incelenmesinden bir sonuç çıkar mı bekleyip göreceğiz.
İstihbaratta dışa bağımlılığın ortaya çıkardığı vahim tablo üzerinde ise ayrıca durulması gerekiyor. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Türkiye'de en az 3 bin yabancı istihbarat elemanının Güneydoğu'da faaliyette olduğunu bizzat resmi rakamlar açıklıyor. Osmanlı'nın son dönemlerinden beridir bölgede gazeteci, arkeolog, sivil toplum kuruluşu yöneticisi gibi kimlikler altında çalışan yabancı istihbarat elemanları, bir yandan ülkelerine bilgi akışı sağlarken, diğer yandan da ayrılıkçılığı körükleyen faaliyetler yürütüyor.
Peki bulunduğu coğrafya dolayısıyla yıllardır yabancı istihbaratçıların kuşatması altında olan Türkiye'nin kendi istihbarat çalışmaları durumda? "Türkiye ve Dünyada Casuslar" kitabının yazarı Aytunç Altındal'a göre Türkiye son yıllarda istihbarat güvenliğini büyük ölçüde dışlamış durumda. Burnumuzun dibindeki PKK'nın ne yaptığını ABD söylerse öğrenebiliyoruz.
PKK'ya karşı ABD ile istihbarat paylaşımı için oluşturulan birimin başına getirilen ve 2007'de görevden alınan Emekli Orgeneral Edip Başer'in, medyaya yaptığı açıklamalar da, istihbaratta ABD'ye güvenilmesinin yanlışlığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
İstihbarat alanında MİT, Genelkurmay istihbarat, JİTEM ve Emniyet istihbarat alanında uzun süreden beri var olduğu söylenen çekişme, Türkiye'ye epey zaman kaybettirdi. Son dönemde teröre karşı istihbarat konusunda MİT ön palana çıkmıştı. İstihbarat zafiyetini ortadan kaldırmak ve istihbarat birimleri arasında koordinasyonu sağlamak üzere iki yıl önce ise Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı (KGDM) kuruldu. "Terörle mücadele alanında verimlilik ve etkinliğin sağlanması aynı zamanda sorunun çok yönlü ve kurumlar arasında koordine halinde ve alandaki ihtiyaçları tespit ve karşılamak üzere" kurulduğu açıklanan KGDM, iki yıl geçmesine rağmen bir türlü aktif olarak devreye sokulamadı. Uzun süre vekaleten yürütülen müsteşarlık görevine ancak geçtiğimiz günlerde atama yapılabildi. MİT, Genelkurmay ve Emniyet istihbarat arasındaki koordinasyon sıkıntısı hâlâ devam ediyor.
Terörle Mücadele Yüksek Kurulu'nun başında ise Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bulunuyor. Bakan Atalay'ın 24 Aralık'ta yaptığı, "Türkiye'de terör ile ilgili konuda en güçlü koordinasyonun yürüdüğü dönemi yaşıyoruz. Bütün kurumlarımız, bütün bakanlıklarımız hepsi tek vücut, herkes verilen görevini en iyi şekilde yapıyor ve terör ile mücadele çok başarılı şekilde yürüyor. Hatta değerlendirmelerde şöyle deniliyor, 'Bugün en etkili koordinasyon yürüyor'. Türk Silahlı Kuvvetler'inde komuta kademesinin değişmesi, istihbarat teşkilatındaki yeni yaklaşım, hepsi bu koordinasyonu kolaylaştıran unsurlardır. Bugün o verimi biz alıyoruz" açıklamasından sadece birkaç gün sonra, Uludere'de meydana gelen istihbarat faciası, Türkiye'yi yönetenlerin bu konudaki acizliğini ortaya koyuyor.
Türkiye neden 30 yıldır mücadele ettiği terör örgütünün içine istihbarat elemanları ile sızamıyor? ABD'li, İsrailli, İngiliz istihbaratçılar "serbest gazeteci" adı altında Türkiye'de çalışırken, neden bizim istihbaratçılarımız Güneydoğu'da, Kuzey Irak'ta gerektiği gibi istihbarat toplayamıyor?
Aktütün'de, Dağlıca'da teröristi "kaçakçı", Uludere'de kaçakçıyı "terörist" sanan bir devlet...
Teröre karşı istihbaratta ABD predatörleri ve İsrail Heron'una güvenen bir yapı...
Birbiriyle çekişiyor görüntüsü veren istihbarat birimleri...
İki yıldır çalışmalarına başlayamayan bir KGDM.
30 yılda terörle mücadelede bir türlü profesyonelleşemeyen güvenlik güçleri...
Ve vatandaşına ekmek veremeyip, onu 50 lira kazanabilmek için katır sırtında mazot kaçırmaya mecbur bırakan bir zihniyet...
Bu yapıyla teröre karşı nasıl mücadele edilebilir, siz karar verin.
CHP bu tutanaklara ne diyecek?
Milletvekillerine kıyak emeklilik maaşı düzenlemesinde CHP'nin takındığı tavrı anlamak mümkün değil. Özellikle CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan'ın, "Destek vermedik, karşı çıktık, tepki olsun diye genel kurulu terk ettik" yönündeki açıklaması karşısında hayret etmemek elde değil. Evet oylama yapılırken Meclis TV yayında değil, ama tutanaklar her şeyi kaydediyor. Açıklamalar karşısında tutanakları bir kez daha okudum.
Vekillerin emekliliğiyle ilgili düzenleme genel kurulda verilen iki ayrı önerge ile yapılıyor. İlk önergede AK Parti'den Vedat Demiröz ve Fatih Şahin'in, CHP'den Tanju Özcan'ın, MHP'den Ali Uuzunırmak'ın, BDP'den ise Sırrı Sakık'ın imzaları var. İkinci önergede de yine CHP'den Tanju Özcan ve Ahmet Toptaş'ın imzaları bulunuyor.
Dört parti de aralarında anlaşıp, maddeleri gece yarısı geçiriyor. Parti gruplarının bilgisi var. Düzenleme kamuoyundan büyük tepki çekince, bütün partiler birbirini suçluyor. En çok sesi çıkan da CHP. Cumhurbaşkanı Gül'e mektup yazıp, veto sonrası teşekkür eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu da, kendi grup başkanvekillerinin yaptıklarından haberi yokmuş gibi davranıyor.
İsterseniz bu konuda biz değil tutanaklar cevap versin:
"MERAL AKŞENER (BAŞKAN): Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (AK Parti) - Yeterli çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.
BAŞKAN - Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan, önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum. Söz isteyen var mı? Yok. Önerge yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Hayırlı uğurlu olsun.
MEHMET ŞANDIR (MHP) - Sayın Başkan, müsaade ederseniz kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Sayın Başkanım, bu önergede Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanında partilerimiz adına görevli olan arkadaşlarımız imza koymuşlardır.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum: Bu önergeye imza koyan Başkanlık Divanı Üyesi arkadaşımız grubumuzu temsilen koymuştur. Bunu bilgilerinize sunarım. Diğer arkadaşlarımızın da bu yönde açıklamaları olacağını ümit ediyorum, diğer grup başkan vekillerinin.
BAŞKAN - Herhâlde yani grupların bilgisi olmadan Başkanlık Divanında...
HASİP KAPLAN (BDP) - Evet, Sayın Başkan, doğrudur, bizim de idare amirimizin imzaladığı ve grubumuzun görüşünü yansıtan bir önergedir.
BAŞKAN - Sayın Tarhan...
EMİNE ÜLKER TARHAN (CHP) - Sayın Başkan, biz de katılıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Bahçekapılı...
AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (AK Parti) - Divan üyesi arkadaşımız da grubumuz adına imza atmıştır, biz de katılıyoruz.
BAŞKAN - Teşekkür ederim."
Konuyla ilgili diğer maddeyi de Meral Akşener oylatıyor. Komisyon katılıyor, milletvekilleri kabul ediyor.
"BAŞKAN - Söz isteyen var mı? Yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir."
Siz bu tutanaklarda CHP ya da başka bir partilinin itirazını okudunuz mu? Ben rastlamadım. Gördüğünüz gibi kıyak emeklilik 4 parti grubu tarafından el birliğiyle geçiriliyor. Söz isteyen yok, itiraz eden yok. CHP'li Emine Ülker Tarhan'ın, tutanaklara geçen "Sayın Başkan, biz de katılıyoruz." sözlerine rağmen, televizyon ekranlarına çıkıp "Biz karşı çıktık, genel kurul salonunu terk ettik" açıklaması yapmasına söyleyecek söz bulamıyoruz.
Mehmet Akif'ten bi'haber, Fifty Cent hayranı gençlik
Geçtiğimiz hafta İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy'u vefatının yıldönümünde bir kez daha rahmetle andık. Biliyorsunuz 2011 yılı Mehmet Akif yılı olarak ilan edilmişti. Her yıl sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen anma programlarının bu yıl devlet eliyle çok daha ihtişamlı geçmesini bekliyorduk. Ama olmadı. Anma programları bu yıl, önceki yılların bile gerisinde kaldı.
Söz Akif'ten açılmışken, geçtiğimiz günlerde Antalya'da liselerde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına dikkatinizi çekeyim. TÜBİTAK için gerçekleştirilen araştırmaya katılan lise öğrencilerine ünlülerin fotoğrafları gösterilip, kim oldukları sorulmuş.
Erkek öğrencilerden yüzde 51'i, kız öğrencilerden ise yüzde 61, Mehmet Akif Ersoy'u tanıyamamış. Buna karşın ABD'li rap müzik grubu "50 Cent (Fifty Cent)"in solisti Curtis James Jackson'ı erkek öğrencilerin yüzde 98'i, kız öğrencilerin ise yüzde 82'si tanımış. Angeline Jolie'nin fotoğrafına erkeklerin yüzde 81'i, kızların ise yüzde 91'i "tanıyorum" cevabını vermiş. Brad Pitt'in tanınma orası da yüzde 81 ve 88.
Öğrencilere kızmaya hiç hakkımız yok. Asıl kızmamız gereken, "Asım'ın nesli"ne kendi tarihini ve tarihi şahsiyetlerini tanıtamayan eğitim sistemi... Asıl kızmamız gereken, 2011 Akif Yılı'nda bile "Milli Şair"i tek bir günde yapılan dar katılımlı toplantılara sıkıştıran devlet... Sizce de öyle değil mi?
Bir asgari ücretlinin mektubu
Milletvekillerinin kıyak emekliliğine vatandaştan tepkiler gelince MHP Milletvekili Lütfü Türkkan twitter üzerinden cevap vermiş. Bir aylık harcamalarını kalem kalem açıklayan Türkkan, 11 bin liralık maaşının yetmediğini söylemiş.
Türkkan'ın twitter mesajı üzerine asgari ücretli bir vatandaşımızın gönderdiği mektubu da sizinle paylaşmak istedim. İşte bir asgari ücretlinin aylık harcamalarını anlattığı o mektup:
"Asgari geçim indirimi ile birlikte elime geçen net para 755 lira.
-Ankara'da 2 oda bir salon lüks (!) konutta 300 lira kira ödüyorum.
-Isınmak için bir ton kömür aldım. Aylık taksidi 50 lira.
-Yönetim gideri, sıcak su, elektrik, için 100 lira veriyorum.
-Şahsıma ait aracım yok, ama tüm belediye otobüsleri, dolmuş ve özel halk otobüsleri bilet parasını verince benim. Aylık yol harcamam 250 lira.
-Geçen ay davet edildiğim hiçbir yere gidemedim. Bayramda da memleketi ziyaret edemedim. İnşallah başka seneye...
-Ağırlama ve konaklama masrafı olmasın diye misafir kabul etmiyorum.
-Ben aldığım bir karar gereği düğünlere katılmıyorum. Cenaze namazlarına katılıyorum, çünkü masrafsız.
-İki çocuğum okuyor, biri lise de. Okul masrafları için aylık 55 lira ayırıyorum.
-Ne yiyip ne içiyorsunuz diye sorarsanız, kaymakamlık, belediye yardımları sağolsun.
Hesap ortada... Asgari ücretimle ucu ucuna geçiniyorum. Hükümetimizin bu yılbaşında verdiği ekstradan 42 Lirayı ne yapayım diye düşünüyordum. Sayın vekillerimin kıt kanaat geçindiklerini öğrenince içim acıdı, bu parayı kendilerine göndermeye karar verdim. Kabul buyururlarsa bahtiyar olurum.
Benim gibi asgari ücretle geçinen 5 milyon vatandaşımızın da aynı hassasiyeti göstereceğine inanıyor, saygılarımı arz ediyorum."
Haftanın polemiği
AB Bakanı Egemen Bağış, "Mehmet Akif'in taassuba karşı verdiği mücadele, Avrupa Birliği perspektifimizin de en önemli rehberi olarak bize güç vermektedir." demiş. Sayın Bakan, Akif'in eserlerini bir kez daha okusaydı, son nefesine kadar, Avrupa Birliği için değil, İttihadı İslam yani İslam Birliği için çalıştığını görürdü.
Ahmet Kayır