11 Ocak 2012 - 06:41

Bismihî Teâlâ... Muharrem ayında, İmam Hüseyin'in (a.s) tarihte emsali görülmemiş Âşûrâ kıyâmı, dini ne olursa olsun, bütün mazlumların yüreklerine cesaret, umut ve özgürce yaşama tohumları ekerken, zâlimlerin içine korku saldığı, müstekbirleri tir tir titrettiği bir gerçektir. Yaktığı bu meş'aleyle, her çeşit zulme ve despotizme karşı, özgürlük aşıklarının yolunu aydınlatan İmam Hüseyin'in bu dehşet verici fedakârlığının, bizim toplumumuzda gereken ilgiyi gördüğünü ve hak ettiği yeri bulduğunu iddia etmek, maalesef mümkün değildir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Peki neden? Normalde hiçbir toplumun böylesine muhteşem bir olayı unutması, lâkayt kalması düşünülemezken, Ehl-i Beyt'i seven, çocuklarına Hasan ve Hüseyin adlarını koymaktan gurur duyan bu toplum, Kerbelâ'dan, Âşûrâ kıyâmından niçin habersiz?

Bunun ardında, elbette birçok sebep var. Ama, Sünnî ulemânın Kerbelâ kıyâmının üzerini örtmeleri, örtemedikleri yerde karartma, dezenformasyon, tahrif ve çarpıtma girişimleri, bizce bunun en önemli sebebidir.

Âşûrâ kıyamını -zülfü yâre dokunur kaygısıyla- olabildiğince gizlemeyi ilke edinen ulemâ, bu yolda utanç verici, akla zarar tahrifata imza atmış durumdadır. Şöyle ki:

1. Bunlardan biri "Kerbelâ kıyamını olabildiğince gizleme, üzerini örtme" çabalarıdır. Toplumumuzda "İhyâ"sı dindar hemen her evde bulunan ve harıl harıl okunan meşhur İmâm(!) el-Ğazzâlî bu akımın öncülerindendir. el-Ğazzâlî ve ona eşlik edenler "Hüseyin'in öldürülüşünü halka anlatmak haramdır!" diyebilmişlerdir. [1]

2. Olan bitenleri kadere bağlama, "takdir-i ilahi" ile savuşturma gayretleri de bir diğer perdeleme harekâtıdır. Bu kaderci yaklaşımın mimarı, katliamın bizzat öncüsü olan Ömer b. Sa'd'dır. Kendisi orada işlediği cinayetleri, "Yukarıdan karara bağlanmış şeyler!" olarak anlatıyor; [2] bu yolla toplumun infialini kırmayı amaçlıyordu.

3. Yezîd'in yönetimini meşru görme, böylece ona karşı yapılan ayaklanmaları -zımnen- mahkum etme girişimleri, söz konusu kıyâmı perdeleyen bir diğer etkendir.

Örneğin, "On iki imam hadisi" olarak bilinen; "Bu din, sizlere on iki hâlîfe hükmettiği sürece aziz olacak / insanların işleri yolunda gidecektir." hadisini [3] duymuşuzdur.

Vedâ Haccı sırasında Arafat’ta okunan hutbenin, dolayısıyla Vedâ Hutbeleri'nin bir parçası olan [4] bu hadisin verdiği mesaj esasen oldukça net. Ama bu mesajdan oldukça rahatsızlananlar, hadise makul ve inandırıcı bir çözüm bulamayınca; oturup bu on iki kişiyi bulmaya çalışmışlar. Sonunda fâsık Yezîd’i de bu on iki imam arasına katmışlar!

Yezîd’i bu on iki imam arasına katanlar arasında; İbn Hıbbân, Ebû Süleymân el-Hattâbî, el-Beyheqî, Qâdî Ebûbekr İbn'ül-Arabî, İbn Teymiyye, Qâdî İbn Ebil-Izz ve İbn Hacer el-Asqalânî de var!!! [5]

Yezit bu derece "düzgün" bir yönetici olunca, Kerbelâ'da ve Harra vak'asında dökülen kanlarla, ırza tecavüzlerle; bu dine(?) izzet ve şeref vermek ona kalınca, mahallenin namusundan sorumlu namussuzlar misali, kendisine karşı ayaklanmak kimin haddine!!!

4. Egemen Sünnî ulemânın, "Zâlim de olsa, bir yöneticiye karşı ayaklanmak haramdır" yaklaşımı, İmam Hüseyin'in şanlı kıyamının yaşayan Müslüman toplumlara aktarılmasının önündeki en büyük engellerden birisidir.

Kimileri, İmam Hüseyin’e karşı Yezîd'i haklı bulabilecek ve Hz. İmam’ın kıyâmını mahkum edebilecek kadar alçalabilmiş, edep dışı bir duruş ortaya koyabilmiştir. Bunların başında, Yezîdî duruşuyla tarihe geçen Ebûbekr İbn'ül-Arabî gelir. İbn’ül-Arabî, "Yezîd’in askerleri, Hüseyin’i, ancak onun dedesinden işittikleri hadislere dayanarak katlettiler!" diyecek [6] kadar arsızlaşabilmiştir! (el-Avâsım min’el-Qavâsım: s. 232)

Bu hususta İbn Teymiyye'nin İbn'ül-Arabî'den pek geri kalır yanı yok aslında! Tamam, ona göre İmam Hüseyin mazlumdur, şehiddir! (Minhâc'üs-Sünne: IV, 530, 535, 550, 553-554) Onu öldürmek, öldürülmesine rıza gösterip sevinmek masiyettir. (IV, 550) Ama, bilin bakalım; İbn Teymiyye neden bu sonuca varmaktadır?

İbn Teymiyye, İmam Hüseyin'in yönetimi ele geçirme arzusundan vazgeçerek, Yezîd'in adamlarından şu üç seçenekten birini yapmalarını istediğini belirtir: a) Beni Yezit'le görüştürün. b) Bırakın, vatanıma döneyim. c) Uzaklara, sınır boylarına gideyim...

Normalde gereken, ona bu üç seçenekten birini vermekti. Ama onlar bunu yapmadılar ve İmam Hüseyin'i katlettiler... (Minhâc'üs-Sünne: IV, 535, 553-554, 557)

Demek, İbn Teymiyye'ye göre, İmam Hüseyin şayet Yezîd'e karşı, "onu makamından uzaklaştırıp Müslümanların idaresini ele geçirmek" niyetiyle savaş açsaydı, durum aynen İbn'ül-Arabî'nin dediği gibi; âsî, bölücü olurdu ve öldürülmeyi hak ederdi!!!

İbn Teymiyye'nin has şakirtlerinden meşhur İbn Kesîr de aynı yoldan yürüyor:

"Hüseyin'i öldürenler, kuşkusuz onun Müslümanlar arasında tefrika çıkarmak ve toplumun biat edip üzerinde ittifak ettiği kişiyi (Yezid'i) yerinden alaşağı etmek amacıyla (Kûfe'ye) geldiğini düşünerek, te'vîlde bulundular / ictihâd ettiler." diyen İbn Kesîr, Sahîh-i Müslim'de bunun (= bölücülüğün) yasak olduğuna dâir hadis bulunduğunu; ama yine de çoğu âlimlerin İmam Hüseyin ve arkadaşlarının öldürülmesinden hoşlanmadıklarını belirtir. (el-Bidâye: VIII, 220)

Bunlardan İbn’ül-Arabî’ye ilk tepki, tam 250 yıl sonra, kendi mezhebine mensup tarihçilerden İbn Haldûn’dan gelmiştir.

Ancak, "Hüseyin’in katli, Yezîd’in fıskını pekiştiren icraatlarından biridir." diyen İbn Haldûn, bu sözünün ardından "Hüseyin orada şehid düşmüş, sevaba nâil olmuştur. O haklı ve ictihad sâhibidir. Yezîd ile birlikte hareket eden sahâbe de haklı ve ictihad sâhibidirler!" diyerek, bir nalına, bir mıhına vurmuştur! (el-Muqaddime: s. 217)

Esasen İbn Haldûn’a göre, sultaya karşı ayaklananlarla savaşmak, ancak yönetici âdil ise meşrudur. (el-Muqaddime: s. 217) Ona göre, örneğin iktidarını "kan" ile sağlama alan bir Abdülmelik b. Mervân, âdil bir yöneticiydi! (el-Muqaddime: s. 206)

Sonucu kestirmişsinizdir: Yani İmam Hüseyin, Yezîd’e değil de, Abdülmelik b. Mervân’a, hele bir de Muâviye’ye karşı ayaklanmış olsaydı; aklanmak için hiç şansı yoktu!!!

İbn'ül-Arabî'yi ettiği bu kelâm dolayısıyla eleştirenler arasında; İbn Hacer el-Heytemî, Molla Ali el-Qârî, Muhammed Ali eş-Şevkânî, Müfessir el-Âlûsî ve Abdürraûf el-Münâvî de var. [7]

en-Nevevî’den "Zâlim de olsa, bir yöneticiye karşı ayaklanmanın icmâ ile haram" olduğunu nakleden İbn Hacer el-Heytemî ile Hatîb eş-Şirbînî’nin, İmâm Hüseyin’in kıyâmı ayaklarına dolandığında, çözüm uğruna “Ama onun kıyâmı icmâdan evvel idi!” demeleri [8], sizce de tam bir komedi değil mi?

Fakat işin doğrusu, genelde egemen Sünnî anlayışa göre, Hüseyin bu davada haksızdır ve onun katli yanlış değildir! Ne var ki, çoğunluk -belki edeben- bunu dobra bir dille ifade etmekten kaçınmıştır. İbn'ül-Arabî'ye yönelik hücumlar ise, onun daha çok edebini bozmuş olmasından kaynaklanmaktadır.

Son yıllarda Irak'ta, Pakistan'da ve birkaç aydır Suriye'de Müslüman kanı dökmeye bir türlü doymak bilmeyen tekfirci, Vehhâbî teröristlerin de İbn'ül-Arabî ile "kafadar" olduklarını söylemek için, "müneccim" olmaya gerek yok her halde! Bu terörist grupların, sürekli ama sürekli "Şiî" Müslümanları hedef alıyor olmaları, buna ilâveten, kendilerinin Suriye'de terörist eylemlerde bulunan çetelerinden birine "Yezid b. Muâviye Birliği" adını vermeleri [9], sizce de pek manidar değil mi?!

(Devam edecek...)

________________________________________

[1]– bk. el-Erdebîlî, el-Envâr: III, 270; İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâiq'ul-Muhriqa: s. 223; eş-Şirvânî, el-Hâşiye alâ Tuhfet’il-Muhtâc: IX, 67; Ebuz-Ziyâ eş-Şebrâmellisî, el-Hâşiye alâ Nihâyet’il-Muhtâc: VII, 403

[2]– bk. İbn Sa'd, et-Tabaqât: V, 348; Ca'fer es-Sübhânî, el-İlâhiyyât: I, 511

[3]– Buhârî, Sahîh: ahkâm, 52; Müslim, Sahîh: imâra, 5~10; Ebû Dâvûd, Sünen: mehdî, 1 …

[4]– bk. Ahmed: el-Müsned: V, 87, 88, 90, 93, 96, 99; et-Taberânî, el-Mu’cem’ül-Kebîr: II, 196

[5]– Bu konuda detaylı bilgi için bk. Çuhacıoğlu, Sahâbenin Adâleti ve Ebû Hüreyre: s. 788-790

[6]– İbn'ül-Arabî'nin bu sözü, meâlen "Hüseyin dedesinin kılıcıyla öldürüldü!" şeklinde meşhur olmuştur.

[7]– bk. el-Heytemî, el-Minah’ul-Mekkiyye: s. 222; Ali el-Qârî, Şerh’ul-Fiqh’il-Ekber: s. 72; eş-Şevkânî, Neyl’ül-Evtâr: IX, 40; el-Âlûsî, Rûh’ul-Meânî: XXII, 57; el-Münâvî, Feyd'ul-Qadîr: I, 205, V, 246; Seyyid Hasan Hüseynî eş-Şîrâzî, en-Nisâl’ül-Hâriqa li-Nuhûr’il-Mâriqa: s. 218-219

[8]– el-Heytemî, Feth’ul-Cevâd: II, 295, Tuhfet’ül-Muhtâc: IX, 66; eş-Şirbînî, Muğnî’l-Muhtâc: IV, 123

[9]– bk. http://www.syria2011.net/t21763p9-topic

Abdulkadir Çuhacıoğlu