14 Şubat 2012 - 20:30

Suriye’de Esad rejimini devirmek ve batı yanlısı bir yönetim oluşturmak için Suriye içindeki ve dışındaki girişimler hızlanarak sürüyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu amaçla son iki gün içinde üç önemli girişim ortaya çıktı.

1- Önceki gün Kahire’de toplanan Arap Birliği Dışişleri Bakanları, Suriye ile ilgili 14 maddelik bir karar tasarısını onayladı. Karar tasarısında, Suriye’ye yönelik “Ekonomik yaptırımların sıkılaştırılması”, “Suriye gözlemci heyetinin görevine son verilmesi” ve “Suriye’ye bir ‘BM Barış Gücü” gönderilmesi için BM’ye başvurulması” kararları da alındı. Öte yandan Arap Birliği, 24 Şubatta Tunus’ta “Suriye’nin Dostları”(*) adı altında uluslararası bir oluşum için girişimde bulunulacağını da açıkladı.

2- Önceki gün Suriye’ye müdahale amaçlı ikinci açıklama El Kaide’nin Usame Bin Ladin’in yerine geçen lideri Eymen El Zevahiri’den geldi.

Zevahiri, “Suriyeli muhaliflere” El Kaide’nin destek vereceğini açıklarken, komşu ülkelerdeki El Kaide militanlarına da “hareket geçin” çağrısı yaptı. El Kaide’nin uzun bir zamandan beri Suriye’de bazı eylemler yaptığını, Suriye yönetimi söylüyordu; ancak batılı propaganda merkezleri ve “Suriye muhalefeti”, bu “canlı bomba eylemlerini Esad rejiminin yaptığını” iddia ediyorlardı. Son açıklamayla birlikte aslında Suriye’deki bu tür canlı bomba girişimlerinin menşei de açığa çıkmış oldu. Elbette Suriye, Arap Birliğinin aldığı tüm kararları reddetmiştir.

3- Suriye’ye yönelik bir müdahale için diğer bir girişim ise ABD’de, Türkiye tarafından yapıldı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD’de Kongre ve Senato’nun ağır toplarına yaptığı ziyaretlerden sonra dün ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la Suriye ağırlıklı bir gündemle görüştü. (Bu yazı Davutoğlu’nun Clinton’ı ziyaretinin sonuçları henüz belli olmadan yazıldı) Bu ziyareti Washington’da izleyen Milliyet Muhabiri, Deneyimli Gazeteci Aslı Aydıntaşbaş; Davutoğlu’nun ziyaretinin Suriye ağırlıklı olmasının yanı sıra Türkiye’nin ABD’yi “Suriye’ye hemen müdahale edilmeli” diye sıkıştırdığı, ABD’nin de bundan yan çizmeye çalıştığı bir ziyaret olmasına dikkat çekiyordu. Çünkü ABD yönetiminin Suriyeli muhaliflere desteğini diplomatik düzeyde sınırlı tutan ve Esad rejimini zaman içinde ve içerden muhalefetle düşürmeyi amaçladığını belirten Aydıntaşbaş, Türkiye’nin tutumunun ise; “Bir an önce müdahale edelim ve Esad’ı devirelim”de ısrar etmek biçiminde olduğunu, bu konuda ABD’yi baskı altına almaya çalıştığını belirtmektedir. Doğrusu gelinen yerde bu yorumun (değerlendirmenin) gerçeği yansıttığını söylemek doğru olur.

Çünkü Suriye’ye yönelik Türkiye’nin girişimleri ABD ve batılı emperyalistlerin teşvikiyle olmuş olsa da süreç içinde Türkiye bu müdahalenin en militan bileşeni durumuna gelmiş ve Suriye rejimini devirmek için muhaliflere barınma ve silahlanma imkanı sağlama ve Suriye içindeki eylemlerine destek vermekten diplomasi alanına kadar her yolla muhalifleri desteklemiştir.

Bu, üç yönden müdahale Suriye için elbette bir handikaptır ve “muhaliflerin” dizginsiz eylemlerini ve El Kaide’nin de katkısıyla provokatif saldırıları arttırıcı olacaktır. Ancak gelişmenin bunun kadar önemli bir yanı da Suriye’ye yönelik saldırıda El Kaide ile Türkiye ve ABD’nin ittifak oluşturmuş olmasıdır.

Öte yandan Tunus’ta, “Suriye’nin Dostları” girişimi de başlatılacağına göre işin içine Fransa da katılmakta, Suriye’ye müdahalenin önderliği olarak görünen ABD-Türkiye-El Kaide üçlü ittifakı, Fransa-ABD-Türkiye-El Kaide dörtlü ittifakına dönüşmektedir. Böylece El Kaide ile ABD ve öteki batılı emperyalistler, Türkiye ile Fransa arasındaki kavganın ne anlama geldiği ya da emperyalizmin çıkarları söz konusu olduğunda bütün bu karşılıklı sövüp saymaların “teferruat” olduğu bir kez daha ortaya çıkmış olmaktadır.

Bütün bir bölgeye müdahalesini uluslararası terörizmi yenilgiye uğratmak olarak belirleyip, El Kaide’yi baş düşman ilan eden ABD ve onun bölgesel gücü Türkiye, şimdi El Kaide’yle Libya’daki iş birliğini Suriye’ye de taşımıştır. Üstelik bu sefer El Kaide açıkça, Suriye’de batı emperyalizminin saflarında savaşacağını da açıklayarak bu ittifakın gerçek karakterini de ortaya koymuştur.

Her şey karışıyor görünse de aslında taşlar yerli yerine oturmakta, en gerici güçler, Ortaçağ’ın karanlığından çıkıp gelenler günümüz emperyalizminin en militarist güçleri, sisteme karış her tür direnişi kırmak için, aralarındaki tüm ayrımları aşarak birleşmektedir.

Onun için her şey, gün be gün daha anlaşılır olmaktadır.

(*) Libya’ya BM, askeri müdahale kararı çıkaramayınca Fransa, “Libya’nın Dostları” grubu oluşturup Libya’ya İtalya, Fransa, İngiltere, ABD’nin başını çektiği “Libya Dostları”yla saldırmıştı. Bu gruba sonradan Türkiye de katılmıştı. Şimdi de Fransa “Suriye Dostları” grubu oluşturarak bu “dostluk grubu”yla Suriye’ye bir askeri müdahale yapılabileceği formülünü geliştirmişti. Sarkozy’le kapışan Erdoğan’ın bu “Fransız planı”na sıcak bakmadığı söyleniyordu. Ancak şimdi araya Arap Birliği sokulmuş, “Suriye Dostları” grubu yeniden devreye sokulmuş görünmektedir. Böylece Türkiye-Fransa-ABD-El Kaide dörtlüsü bu “dostluk grubu”nun şimdiden önderliğine soyunmuş görünmektedir.

Bunu başaracaklar mı? Göreceğiz!

İhsan Çaralan

caralan@evrensel.net