8 Mart 2012 - 20:30

Allah’ın Adıyla İran’da bilindiği üzere 3 Mart 2012 tarihinde yasama organı İslami Şura Meclisi üyesi 290 milletvekilinin seçilmesi amaciyle genel seçimler yapıldı. %64 gibi yüksek bir katılımın gerçekleştiği bu seçimler hakkında bütün dünyada olduğu gibi Türkiye kitle iletişim araçlarında da farklı yorumlar yapıldı, birçok köşe yazarı kendi görüş açısından veya görmek istediği açıdan bu seçimin yapılış şekli ve sonuçları hakkında görüşler ileri sürdü.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- İran’daki son genel seçimlerin mesajı ve yankıları konusuna girmeden önce bu ülkedeki siyasal gruplaşmalar hakkında rasthaber yazarlarından İbrahim İslamoğlu tarafından bundan tamı tamına dört yıl önce , yani bir önceki seçimlerle ilgili olarak ele alınan değerlendirmenin değerli okuyucular tarafından yeniden gözden geçirilmesini teklif ediyorum. Çünkü İran’daki grupların mahiyeti anlaşılmadan bu ülkedeki seçimleri doğru düzgün analiz etmek mümkün değildir:

http://http://www.rasthaber.com/haber/86204/yazar_49_48_iran---da-partiler-siyasal-akimlar-ve-secimler-.html

Linkini verdiğimiz makalenin okunduğunu farzederek konuya adı geçen grup ve partilerin geçen bu dört yıl içinde nasıl bir konuma geldikleri ve şimdiki durumları üzerinde durabiliriz.

Dört yıl önce kendilerini reformist olarak tanıtan revizyonist, yani devrimin ilkelerini sorgulayan ve bazı ilkelerinden yüz çeviren bu gruplar geçen süre içerisinde revizyonistlikten devrim karşıtlığı konumuna geldiler denilebilir. Şöyle ki 2009 yılı Haziranında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde eski başbakanlardan Mir Huseyin Musevi’nin seçimleri fahiş bir farkla kaybetmesini içlerine sindiremedikleri için anayasal ilkeleri hiçe sayarak halkı açıkca İslam Cumhuriyetine karşı ayaklanmaya çağırmış ve dış güçlerin medya desteği eşliğinde sekiz ay boyunca ülkede karşıklıklar çıkarmışlardı. Seçimlerde hile yapılmadığının açık kanıtlarla ortaya konulmasına ve itirazların anayasal organlara yapılması uyarılarına rağmen bir türlü yasalara saygı göstermeyen bu akımın elebaşları karışıklıklar sırasında tutuklanarak yargılandılar. Bazılarının açıkca hata yaptıklarını itiraf ettikleri bu aleni yargılamalardan sonra halk nezdinde itibarlarını kaybeden bu akımın önderlerinden bir kısmı hala cezalarını çekmekte iken yurt dışına kaçanlar başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı ülkelerin istihbarat ajanslarıyla işbirliğini sürdürmektedirler. Ve hatta Haşimi Refsancani ve Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde kültür bakanlığı yapmış Ataullah Muhacirani gibileri Suud diktatörü Kral Abdullah tarafından düzenlenen törenlere ve İslam aleyhtarı toplantılara katılmaktan bile çekinmemektedirler.

Bu akımın önemli iki partisi M. Hatemi kontrolündeki Katılım Partisi ile H. Refsancani kontrolündeki Bürokratlar Partisi liderlerinin 2009 yılı karışıklıkları sırasında halkı isyana teşvik suçuyla kapatılmış bulunuyorlar. Ancak aynı cenahtaki diğer partiler son seçimlere doğrudan veya dolaylı olarak yüzlerce aday göstermelerine rağmen istedikleri sonuçları alamadılar. Hatta şimdiki Meclis’te 50-60 kişilik grubu bulunan bu akıma bağlı milletvekillerinin hepsi seçimlere katılmalarına rağmen büyük bir bölümü Meclise girmek için gerekli oyu alamadılar. Yeni meclisin bir kaç ay sonra açılacağı dikkate alınırsa reformist-revizyonist akım grubunda kaç kişinin olacağı konusunda görüş belirtmek için daha erkendir. Ancak bilinen şu ki, geçen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldıkları yenilgiden sonra “hile var” bahanesiyle halkı isyana çağıran bu cereyan halk tarafından terkedilmiş bulunuyor.

Bu akım konusunda ilginç bir husus ise son genel seçimlere bir yandan ülkenin her yanında aday göstermeleri, öte yandan halk desteğini kaybettiklerini ve alacakları yenilgiyi örtbas etmek için seçimleri boykot ettiklerine dair açıklamalarıydı.. Bir yandan H.Refsancani ve M.Hatemi gibi önderleri oy kullanırken öte yandan ikinci-üçüncü dereceden liderlerin oy kullanmadıklarını ifade etmeleriydi.

İrandaki siyasal gruplar genellikle büyük şehirlerde etkili olmaktalar ve kırsal kesimlerde ise bölgesel şartlar çerçevesinde bazı kişiler ve etnik grupların seçimlerde daha etkili olduklarını hatırlatmadan geçmeyelim.

Ülkedeki önemli siyasal grupların başında Usulgereyan (devrim ilkelerine bağlı olanlar) akımına bağlı parti veya STK’lar gelmektedir. Bu akıma bağlı ondan fazla parti veya STK önder kadroları arasında da bazı konularda görüş ayrılıkları ortaya çıkmış bulunuyor. Devrimin temel ilkeleri konusunda önemli görüş ayrılıkları olmamakla birlikte geçen dört yıl içinde ülke içinde ve uluslararası alanda takınılan tavırlar, devrimin geleceği, yöneticilerin halka ve devrim lideri İmam Hamanei’ye karşı sorumlulukları, ülke kalkınmasında öncelikli tercihler ve izleyenecek yöntemler hususunda ihtilafa düştükleri bir gerçektir.

Bu arada Türkiye’de bazı yayın organlarında İmam Hamanei ile Cumhurbaşkanı Ahmedinejad yanlılarının son seçimlerde rakip cephelerde yer aldıklarına dair iddialar temelden yanlıştır. Çünkü İmam Hamanei şimdiye kadar hiç bir zaman doğrudan veya dolaylı olarak seçimlere müdahale etmemiş ve taraflardan birini imayla da olsa desteklediği görülmemiştir. O sadece halkın seçimlere katılmalarının ülke ve nizam açısından önemini vurgular ve seçileceklerin uymaları gereken temel ilkeleri yeri geldikçe açıklar.

Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ise Usulgereyan(İlkelere Bağlılar) akımından olmakla birlikte geçen meclis seçimlerinde olduğu gibi son seçimlerde de hiç bir parti ve STK’yı açıktan desteklememiştir. Zaten cumhurbaşkanları istisna olsa da genellikle bu geleneğe uymak için gereken dikkati gösterirler.

Durum böyleyken bunca iddia ve söylenti niçin diye sorulabilir? Gerçek şu ki, İran hakkında bir çok konuda olduğu gibi gruplaşmalar hususunda da uluslararası gözlemciler genel bilgilere sahipler ve ayrıntıları çoğu defa takip edememektedirler. Bunda İran’ın siyasal yapısının başka ülkelerle benzerlik oluşturmamasının da rolü vardır elbet. Olayları, gelişmeleri liberal demokrasi kriterlerine göre değerlendirmeye alışmış gözlemciler, İran’daki gelişmeleri bu ülkedeki sistem çerçevesinde değil de alışageldikleri veya kabullendikleriı şablona vurduklarında çoğu defa ortaya acaip analizler çıkabilmektedir.

Son seçimlerde kırsal bölgeleri çıkarsak büyük şehirlerde özellikle de 290 milletvekilinin 30’unu çıkaracak başkent Tahran bir yerde öteki bölgeler için de örnek oluşturmaktadır. Sonuçlara baktığımızda dört yüze yakın aday arasından seçileceklerin iki katı , yani ilk altmışa giren adayların gruplara göre dağılımına baktığımızda reformistlerin sadece iki kişi çıkardığı görülmektedir. “Hükümeti Eleştirenler” olarak tanınan başını Şehid Mutahhari’nin oğlu Ali Mutahhari’nin çektiği grubun iki kişi , Meclis Başkanı Ali Laricani’ye yakınlığıyla tanınan “Birleşik İlkeciler Cephesi” 26 kişi ve ayrı bir ilkeciler partisi olan “Paydari Cephesi”(Metanet Cephesi) ise 30 kişi çıkarmış bulunuyor.

Seçilmek için her seçim bölgesinde kullanılan geçerli oyların en az dörtte birini almak şartı olduğu için Tahran seçim bölgesinde hepsi iki ilkeci cepheden olmak üzere sadece beş kişi ilk turda seçilebilmiş olup geriye kalan 25 sandalye için bir ay sonra düzenlenecek ikinci tura en fazla oy alan 50 kişi katılacaktır. Tahminlere bakılırsa bu 25 kişinin hepsi iki önemli ilkeciler grubu adayları arasından seçilecektir.

Okuyucularımızın kafasına ister istemez bu iki ilkeci grup arasındaki görüş ayrılıkları hususunda birtakım sorular takılacaktır doğal olarak. Reformist-revizyonistlerla rekabette bir araya gelen ilkecilerin son seçimlerde kendi aralarında kıyasıya bir rekabete girmelerine sebep nedir acaba? Başta başkent Tahran olmak üzere büyük şehirlerde ortaklaşa seçime girmek her iki grup açısından birtakım avantajlar sunmasına rağmen niçin iki ayrı listeyle rekabet ettiler. Bu iki grup Tahran’da tek listeyle seçime girmiş olsalardı belki de bütün adayları oyların dörtte birini alarak ilk turda seçileceklerdi. Ayrı bir soru da ulema ve etkin halk kesimlerinden hangisi bu partilerden hangisini desteklediler veya tercih ettiler?

Bu iki cephe arasındaki görüş ayrılığı yıllardan beri var olmasına rağmen ilk kırılma noktası 2009 yılı cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında su yüzüne çıktı. Seçimlerde kesinlikle hile olmadığının İmam Hamanei tarafından açıklanması ve eğer sonuçlara itirazlar varsa bunun anayasal kurumlara şikayet edilmesi çağrısında bulunulmasına rağmen Mir Huseyin Musevi ve M. Kerrubi seçimlerin iptal edilmesini isteyerek halkı isyana davet ederken başını H. Refsancani’nin çektiği bir grup etrafa şüphe saçarak İslam nizamıyla iptal isteyenler arasını bulmak için anayasal kurumlar yerine yeni bir hakemlik konseyi oluşturulmasını gündeme getirdiler. Bu teklif İmam Hamanei tarafından reddedilmesine rağmen ilkecilerden bir bölümü, bu cümleden olarak Meclis Başkanı Ali Laricani, Tahran Belediye Başkanı Galibaf ve etkili isimlerden M.Rıza Bahüner gibileri Refsancani’nin teklifine benzer görüşler ileri sürünce başta üniversite öğrencileri olmak üzere halkın tepkisiyle karşılaştılar.

Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk turda Ahmedinejad’ın rakipleri olan bu kişiler ikinci turda Ahmedinejad’a karşı H.Refsancani’yi desteklemişlerdi ve ister istemez kargaşa ortamında akla başka düşünceleri getiriyordu. İmam Hamanei 2009 yılı karışıklıklarnı “fitne” olarak tanımlayarak elit tabakanın sınıfta kaldığını ve halkın muzaffer olduğunu ifade edince ister istemez başta bu üç kişi olmak üzere birçok kanaat önderi sınıfta kalanlar grubuna girmiş olarak değerlendirildiler ve bunlar ise görüş değiştirmek yerine susmayı tercih ettiler.

İlkeciler arasındaki ikinci kırılma noktası Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın, söylemlerinde fahiş hataları ortaya çıkmasına rağmen Meşşai’yi özel kalem müdürlüğünden azletmeyerek yanında tutması ve hatta nizama küser gibi on gün boyunca evinden çıkmaması hadisesi oldu. Daha sonra İmam Hamanei’ye ve velayet-i fakih ilkesine gönülden bağlı olduğunu ilan etmesine ve İmam ile olan ilişkisini baba-oğul ilişkisine benzetmesine rağmen ilkeciler nezdinde eski itibarını kaybetmiş oldu. Daha ilginci bu olaydan sonra Laricani’nin başkanlığındaki Meclis, hükümeti başta yıllık bütçe kanunları olmak üzere bir çok konuda sınırlandırmaya, bakanlar hakkında sık sık gensoru vermeye, hükümetin ekonomik proğramlarına sert eleştiriler getirmeye başladı.

Ve işte Paydari(metanet) Cephesi, velayet-i fakih makamına bağlılık sloganı ile ortaya çıkarak her iki tarafa da mesafe koydu. Bir yandan Ahmedinejad hükümetinin olumlu uygulamalarına Mecliste ve başka sahalarda açıkca destek veren Paydari Cephesi, Ahmedinejad’a başta Meşşai konusunda olmak üzere bazı konularda en sert eleştiriler yöneltmeye başladı. Öte yandan Meclis başkanı başta olmak üzere ilkecilerin Meşşai konusunu bahane ederek İran’ın gelmiş geçmiş en başarılı hükümetini acımasızca eleştirmelerine karşı çıkıyor ve onlara sık sık fitne dönemindeki suskunluklarını hatırlatıryordu.

Son seçimlere birkaç ay kala bu iki ilkeci grubun seçimlere birlikte girmeleri için ulemanın önde gelenlerinin arabuluculuk etmelerine rağmen anlaşma sağlanamadı. Sebep ise Paydari Cephesi’nin adaylar konusunda tanınmışlık ve parti lideri gibi kriterlerin bir yana bırakılarak liyakat ve ilkelere gerçekten bağlılık ölçüsünün tercih edilmesini öne sürmesi, buna karşılık Birleşik İlkeciler Cephesinin ise milletvekili adaylıklarının her iki cephe içerisindeki partilere dağıtılması teklifinde diretmesiydi. Bu durumda Paydari cephesine her seçim bölgesinde sekizde bir adaylık hakkı düşüyordu.

Böylece seçimlere iki ayrı liste sunularak gidildi. Birleşik İlkeciler Cephesi elinde bulundurduğu propaganda araçlarının çokluğu, göstermiş olduğu adayların tanınmışlığı, Mücadeleci Alimler Cemiyeti ve Kum Müderrisler Cemiyeti gibi önemli kurumlar tarafından desteklenirken, Paydari Cephesinin tanınmış ulema arasındaki tek destekçisi Ayetullah Allame Misbah Yezdi idi.

Çoğu şehirde ortak liste veya farklı listelerde ortak adaylarla gidilmesine rağmen Tahran’da kendisine sekizde birlik bir kontenjan teklif edilen Paydari Cephesi ilk altmış kişiye Birleşik İlkeciler cephesinden daha çok aday sokmayı başardı ve yapılan tahminlere göre Tahran’da seçimlerin ikinci turunda bu cephe adaylarının kazanma şansı daha fazla gözükmektedir.

İran’da yapılan son genel seçimlerden şu sonuçlar çıkarılabilir:

1- Seçimlere katılım oranının düşük olacağı, halkın 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden dolayı rejimden desteğini çektiği gibi uluslararası alanda ve ülke içinde muhaliflerce yapılan geniş çaplı olumsuz propagandalar, katılmamaya dair talepler ve tahriklere rağmen İslam İnkılabının zaferinden sonra yapılan dokuz meclis genel seçimlerinde ikinci defa olarak %64 gibi yüksek bir katılımın olması halkın dünyada olup bitenlerin farkına vardığını ve İslam nizamının yanında olduğunun kanıtıdır.

2- 2009 cumhurbaşkanlığı seçiminin mağlubu fitneciler bu seçim sonuçlarıyla birlikte siyaset sahnesinden silinmiş oldular. Mir Hüseyin Musevi-Hatemi-Refsancani koalisyonuna oy veren 14 milyon seçmenin büyük bir bölümü geçen bu süre içerisinde gerçekleri görerek bu koalisyondan yüz çe