Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bir “düşman” yaratıldı müstekbirlerin eliyle… Ümmetin “kalp taşıyan kalpsizleri”, ellerinde taş, ağızlarında küfür; komut’a uyuyorlar; tarihi cehaleti geri çağırıyorlar! Urganları yağlıyorlar…
Şimdi bütün ahlaki öğretiler ve kutlu kitabımızın kavli, rafta… Vur da, neyle vurursan vur! İftira, bühtan, dezenformasyon, eğip-büzme, maksadı aşma! Hangisi işine gelirse, hangisi toplum nezdinde Şiileri ötekileştirmeye uygunsa, içinden onu çek ve kullan!
Nasıl olsa ülke içinde son bir yıldır yaratılan hava, Şiilere vurmaya; onları hain, gulat, sapık olarak göstermeye iyice müsait hale getirildi. Hani “uyuyan hücreler” diye bir tabir var ya, tam da ona uygun bir halde; gizlendikleri yerden bir mantar misali bittiler; birinin soluklandığı yerde diğeri alıyor fitne bayrağını…
Güya, Suriye’de mazlumdan yanalar ya, onlar üzerinden bölüyorlar Müslümanları: Şii, Sunii… Göreceksiniz bu bölünme sürecinde Sünni’yi de ayıracaklar; Hanefi, Şafi vs…
Şöyle gerideki bir ay’da Türkiye’de yazılıp çizilenleri tarayın ne demeğe çalıştığım çıkacaktır ortaya. Keşke akil adamlar girse devreye bizim kendi başımıza kendimize savunma geliştirmemize ihtiyaç kalmasaydı. Empati yapsalardı, bizim yerimize kendilerini koyup; “Fitne uykudadır, uyandırana lanet olsun” deselerdi…
Nato karargahlarında kurgulanan;”İslam ülkelerini mezhep eksenli kutuplaştırma projesi” yetkili makamlardan “olur” aldıktan sonra, artık işin arazide uygulanma safhası başlatılmış. İşi vereni (ABD-Nato) tanıyoruz da taşeronların iştahına şaşkınız!
Hani sizin ümmet coğrafyası diye bir derdiniz vardı, hani Beyazıt Meydanı’nda bayrağını yaktığınız, “kahrolsun!” dediğiniz Batılıların, emperyalist emellerine karşı “Müslümanlar bir millettir” sloganı atıyordunuz, ne oldu şimdi?
Ne değişti, ne oldu da birden bire Sünni kesildiniz hepiniz. Düşman sathında en ön sıraya Şiileri koydunuz. Elbette Sünniliğinize sözüm yok! Ama Şiiliğe düşmanlığınızın referansı bu olmadığına/olamayacağına göre bir açıklamanızın da olması gerekir değil mi?
Sarayların Mollası Yusuf-el Kardavi’yi Şeyh edinmişsiz, Her biri bir şehir devleti olan gerici arap krallarıyla aynı söylemde buluşmuşsunuz. Tayyip Erdoğan’ın ile ABD’nin müttefikliğine çıt çıkaramıyorsunuz, Mavi Marmara’nın kanı batmak üzere, üzerinizde ölü toprağı var… Hepsi sizin bileceğiniz de, üzerimize çullanmanıza dairdir sözüm. Konuşmanız gereken onca şey karşısında diliniz yutkunken, nedir bize karşı bu celallenmeniz?
Siz ki; “Mazlumların yanında, zalimlerin karşısında!” diyerek yiyorsunuz etimizi. Siz ki; Hama’yı, Said Havva’yı her yıl ana ana bu güne gelseydiniz, bunları anmanın her yıldönümünde aynı harareti yaşasaydınız şimdi bir şey diyemezdik. 20-30 yıldır Hama’yı, Halepçe’nin yanına koymuşlar derdik. Olan biteni; bit yeniğini anlamaya çalışıyoruz: Hayrola..! Kızılderililer den de mi utanmıyorsunuz? Esad diye bir zalim tanıtın da, Clinton’la sarmaş dolaş olmuş bir hükümetin komut’una teşne oluşunuz sırıtmıyor mu?
İsterseniz konuşalım ama, niyetiniz üzüm yemek değil, bağcı’ya sataşıyorsunuz. Hem de kendi belirlemediğiniz gündemlerle… Bakın, ısrarla soruyoruz cevap veremiyorsunuz, topu taca atıyorsunuz. Bu katarın lokomotifi Nato/ABD, vagonu sizsiniz. Konuştuğunuz şeylerin komutu okyanus ötesinden, ecnebilerden.
Suriye konusunda iş yapıyorsunuz ya, soralım: ABD’nin sesinin çıkmadığı günlerde; Esad burada, Türkiye’de değil miydi? Sahillerimizde yüzmüyor muydu? Karşısında çıt çıkaramadığınız Tayyip Erdoğan’la kahkahalar atmıyor muydu? Emine hanım, kendi elleriyle besliyordu sanki misafir hanımefendiyi… Yoksa o dönem de Hama yoktu muydu? Said Havva, Yusuf el Kardavi bu dünyalık değil miydi? Yoksa siz bu ülkede yaşamıyor muydunuz? Sahi o zaman Hama olmamış mıydı ki; sizler bir biriyle sarmaş dolaş Erdoğan- Esad ikilisinden fotoğraf alırken “efendim bir poz da şöyle alabilir miyiz?” heyecanı taşıyordunuz.
Nasıl da çabuk avlandınız, nasıl da düşürüldünüz. Meşhur Mısır hikâyesi var ya: ABD’li komutan iş görüşmesi için Kahire’dedir. Otelin yakınında okunan ezanın ne olduğunu öğrendikten sonra arkadaşlarına sorar; “ABD çıkarlarına zararı var mı? Hayır, efendim!” cevabını alınca; öyleyse karışmayalım der… Şimdi siz, ABD ve Batı için o oldunuz; zararınız yön değişti. İstediğiniz kadar, avazınızın yettiği kadar “Kahrolsun ABD!” deyin, pratiğinizle, çıkardığınız mezhep fitnesiyle “Yaşasın ABD!” durumundasınız…
Şimdi, bu ülkede mezhep fitnesi çıkarmaya çalışanlarla konuşacaksak eğer, konuşalım… Bir kere, bölgenin direniş meşalesini siz yakmadınız. Siz, Müslüman coğrafyada hiçbir halka, özgürlük adına ilham kaynağı, lojistik destek vermediniz, siz Arap halklarının dilini dahi bilmiyorsunuz. Yılardır bütün enerjiniz, anlamsız tartışmaların koyu karanlığında geçti. Bir de kalkmış tereciye tere satıyorsunuz! Yok, İran dinden çıktı, yok Hizbullah, Hizbuşşeytan! Edep ya hu! Tanımazsak bu güruhu, çıkardıkları tam tam seslerine kanıp gideceğiz. Ne oldu? Hamas; güvenilir bulmadığı, batıyla kuzu sarma oluşunuza tedirgin olduğu için bir türlü sevindirmedi sizi, istediğiniz pozisyona girmedi, değirmeninize su taşımadı. Yırttınız kendinizi, istediğinizi alamadınız bu vefalı ve cefalı direniş erlerinden, gülümsedi fakat uzak durdu hepinizden…
Suriye… Buradan vuruyorsunuz değil mi? Kurgulanan mantığın özeti şu: “Esad, halkını öldürüyor. Cani biri, diktatör! Mazlum Suriye halkından günde onlarcası kan revan içindeyken biz canhıraş bu zulme karşı çıkıyoruz, Şiiler ise; Esad Nusayri ve öldürdükleri Sünni olduğu için dört köşe… “
Gidin orta akıllı bir dünyalıya sorun. Hizbullah, İran, Filistin, İsrail adlarını yan yana koyun, bakın neler işiteceksiniz. Bu direniş cephesinin 30 yıllık birlikteliğinde mezhep adına en ufak bir hesap yapılmış mıdır? İsrail, öldürürken, işgal ederken Müslüman’ı Şii- Sünni diye ayırmış mıdır? Halid Meş’al ile Hasan Nasrullah arasında mezhep diye bir dert olmuş mudur? Onlar, siz misiniz?
Vallahi; siz, gerçeği bilmiyor değilsiniz, üzerini örtmeğe çalışıyorsunuz. Bu bölgede mazlumu ve zalimi kim tanıttı size, Allah aşkına her biriniz o bölgelerin haritadaki yerinde bile ihtilaftayken; dağlarında, derelerinde nice isimsiz canlar bırakan bu direniş erlerine karşı kullanılan bu fütursuz dil nedir? Saymasını dahi beceremeyeceğiniz isimsiz şehidlerin, yetimlerin, mazlumların ahı da mı korkutmuyor sizi? Dubai’de, 7 yıldızlı oteller inşa edip, altın kaplama küvetlerde yıkanan hain Arap Şeyhleri şimdi halkların hamisi olmuş, Hizbullah ise; “sözde direnişçi” değil mi?… Siz, Suriye’de anlayan, akıl veren olmuşsunuz onlar cahil değil mi? Vallahi biz onların yanındayız, size zerre kadar güvenimiz yok! İşinize bakıp, ayine’nizi görüyoruz…
Adam oturmuş klavyesinin başına atış serbest! Nasıl olsa, güç tevdi edilmiş ya, nasıl olsa vurdukça masası genişliyor, küfrettikçe bir üst görev biçiliyor ya, geçmişte yaşananları, olanı biteni hatırlamak bile istemiyor. AKP, para ve makamla dönüştürüyor! Dönüşen, zihnine format attırarak yapıyor bu işi. İş ise, mezhep fitnesi çıkarmak; bölge halklarının gerçek sözcüsü direniş ekseninin itibarını karalamak, O’nun halklar nezdinde ki itibarını karalamak!
“Biz, Arap ülkelerinde yaşanan uyanış hareketlerini “İslami Uyanış” olarak gören kesimlerdeniz. Biz, bölgenin doğum sancılarını gören batının, bu dalganın varlığını engellemesinin çok kanlı ve pahalı olacağı muhasebesi ile o’nun yönünü değiştirme uğraşını görüyor ve bu konuda Müslüman kardeşlerimize “Aman ha! Oyuna gelmeyin” hatırlatmasını yapıyorsak, etimizin kimin tarafından yenilmesini beklemeliyiz?
Biz, Filistin davasını İslami vazife bilirken, Filistin’in sembol isimlerinin fotoğraflarını evlerimizin başköşesinde konuk etmişken… Biz ki; o eşsiz mücahide, o mukaddes bacı, o gelinlerin sultanı Sena’nın ismini şimdi çocuklarımızda yaşatıyorken, birden bire ümmetin lanetlileri olduk değil mi? (Ki, bilmenizde fayda var mıdır, yok mudur bilmem, ama Sena; gelinliğiyle İsrail tankının altına girip, canını vatanına kurban veren, parçalanmış ama, dik duruşu temsil eden bir bedenin adıdır.)
Rabbim şahittir; Suriye’de kirli bir oyun oynanıyor. Oraya silah sokanlar, orada adam ayartanlar, istihbarat sağlayanlar “Suriye halkı” diye bir dert taşımıyorlar. Yukarıda da dedim ya “Esat zalim!” diyerek yaptıkları; ümmetin hayrına, İslam’ın, Kudüs’ün hayrına işler değil. Getirecekleri, “diz çöken” olduktan sonra, Esat’ın on katı, yüz katı adam öldürsün ses çıkarmayacaklar. Onlar çıkarmadığı için, şu an bizi boğazlayan cenah da çıkarmayacak!
Olan bize oluyor, baksanıza coğrafyamıza yangın yerine dönmüş! Başbakan başkalaşmış. “Suriye bizim iç meselemiz” diyor. Irak’ta bütün müstakil devlet teamüllerini hiçe sayıyor. Amma velâkin Azerbaycan’da “iki devlet bir millet” denilmesine rağmen olana bitene tek kelime etmiyor. Diyorum ya; o etmediği için kimsede edemiyor. Bir çifte standart yaşanıyor bu da yukarıda anlatmaya çalıştığımız; olan bitenin yerel değil, okyanus ötesi kazanımlar üzerine bina edilen bir çaba olduğu kanısını güçlendiriyor. Yoksa Suriye’de diktatör var diye kan ter içinde kalanlar, niye Azerbaycan için üç maymunları oynuyor; bu ülkede bizdekinden kat be kat güçlü 28 Şubat’lar yaşanıyor. Müslümanların büyük çoğunluğu ceplerinde eroin(!) ile yakalanıp sorgusuz sualsiz içeri tıkılıyor. En son teklif Azerbaycan Devlet Din İşleri Komitesi’nden gelmiş: “Cuma namazı Cumartesi kılınsın!”
Keza Bahreyn’de konu, tamamen bir trajedi… Suud, bu ülkede tank gezdiriyor, adam kaçırıyor, halk sivil bir başkaldırı örneği veriyor dünyaya. Bahreyn’in Suud’a ilhakı için ABD-Nato, formül geliştiriyor. Kardavi “Onlarınki Şii isyanı” diyor. Bizi boğazlayan, gazete köşelerini kapmış mezhepçi ve gerici zihniyet “canları cehenneme” havasında.
Bölgemizde ve coğrafyamızda çok kirli oyunlar gördük biz… Irak’ın, İran’ın üzerine salınması. Sonrasında Kuveyt’i işgali. Kudüs konusunda, gerici krallıkların ihaneti, ikiyüzlülükleri. Libya’nın, Sudan’ın bölünmesi. Afganistan ve Irak’ta yaşatılan cehennem. Kültür mirasımızın yağmalanması…
Ama hiç biri Suriye kadar turnusol olmamıştı.
En azından ülkemiz açısından!