13 Mart 2012 - 20:30

Irak’ın işgal sürecinde emperyalistlerin, sömürgenin mahiyetinden doğan, mezhep kavgası çıkarma ülküsü ve şimdilerde Suriye ile birlikte yeniden ayyuka çıkartılmaya çalışılan mezhebi farklılıkların tahriki ve ülkemiz liderlerinin bu emperyalist tezgâhta mezhepçi tavır sergilemeleri masum bir durum olmasa gerekir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bu tavır alış Irak ve Suriye’de ne kadar etkili olur bilinmez; ama ülkemizdeki ayrılıkları etkileyeceği açık ve seçik bir durumdur. Özellikle bölgemizde yeni bir sistemin kurulmasından sonra Alevi ve Sünnilerin arasına dönem dönem giren kana baktığımızda yeni bir fitne ateşinin yakılmasının zor olmadığı ortadır.

Suriye’de yaşananları aylarca Alevi Esat’ın Sünni katliamı olarak değerlendirenlerin sonraki aylarda söylemlerinde -açıktan değil ama ima ile- çatışma yaşanan şehirlerde camilere, kutsal mekânlara, cami cemaatine, Sünnilik için özel bölgelere kandil geceleri toplanan kalabalıklara saldırı yapıldığını vurgulamaları neye hizmet eder acaba? (yorumsuz)

Suriye’den sonra karıştırılmak istenen hedef bir toplum varsa bu toplumun Anadolu halkı olduğu ve bunu bile fark edemeyen aydınların şuursuzluklarıyla bu duruma hizmet etmeleri acayip bir handikaptır. Suriye için toplumsal barışı Sünniler lehine isyan ve itaatsizlik olarak okuyanların ülkemiz için toplumsal barışı içselleştiremediği ve toplumdaki farklılıkları ayrıştırılma öğesi olarak gördüklerine yormak gerekmez mi?

Özellikle hükümete yakın medyanın hükümetin sert tutumuna alkış çalması ateşe körükle gitmektir. Biri birleri ile yarış halinde Suriye olaylarını ajite ederken mezhebi tahriki ana konu yapmaları masumca bir yaklaşım olmasa gerek.

Tayyib Beyin açıklamalarında üst üste mezhep vurgusu yapması medyaya cesaret vermektedir veya tersi… Gülen cemaatine yakın haber kanalları ve internet portallarındaki haberlerin sunumu, köşe yazıları ve konuya yaklaşım biçimi daha da vahimdir. Çünkü haberlerin sunumu ahlakî ve insanî olmaktan çıkmıştır.

Örneğin ben Samanyolu haber bültenlerini sıklıkla dinlemekteyim. Suriye’nin Dara bölgesinde bir cenaze merasiminde güya keskin nişancıların özellikle bir çocuğu hedef almasından bahsediliyor. Haberin anlatımı kendi içinde çelişkilerle dolu (Keskin nişancının görevi genellikle suikasttır bir çocuğu hedef alması ancak tahrik amaçlı olur şuan Esat yönetimin yeni tahrik başlatma gibi bir lüksü yoktur sanırım) ‘Keskin nişancı’ diyor ve bir çocuk babasının gözü önünde ateş altında kalıyor. Tek atımda değil (o zaman ateş açan keskin nişancı değil) ateş altında kalmasını Aksa intifadasında yaşanan Şehit Muhammed Durra ve babasının olayına atıf yaparak ajite ediyor. Haydi, habercilik diyelim. Bu haberi dört gün veya üç gün ara ile aynı haber kanalında üç sefer dinlemem tesadüf olmasa gerek.

Yine benim cemaate yakın olarak bildiğim ‘aktif haber’ sitesinde çıkan haberleri bir tarafa koyalım. Yazılan bir haber yorumun konusu açıktan ikaz edicidir. Ülkemizdeki Sünni çoğunluğu tarihin derinliklerinden günümüze getirirken anlattıkları korkunç bir tablodur. Osman Özsoy isimli kişi 1590’lı yıllarda Osmanlı ile İran’ın arasının iyi kalması şartının Osmanlı’nın iki şartına bağlı olduğunu anlatıyor. Bu iki şart, Sahabe ve Müminlerin Annesi ile alakalı İran’ın takındığı tavırdan vazgeçmesiymiş.

İktidar kavgalarının nasıl bu kadar basit nedenlere dayandırıldığına mı gülsek; bu arkadaşın tarihten bunu nasıl bulduğuna mı şaşırsak; buna itibar edecek insanları nasıl eğitip yetiştirdiğimize mi ağlasak bilemiyorum.

Şahıs yine bu tarihten yaklaşık elli yıl sonra yapılan Kasr-i Şirin antlaşmasına ve sonraki süreçlerde de aynı hassasiyetin Osmanlı tarafından korunduğunu beyan ediyor ve hükümeti hatta halkı açıktan İran’a karşı dikkatli olmaya çağırıyor.

Tarihte ve bu gün kavga isteyen eden birileri için dövüş sebepleri mutlaka çoktur; ama İran ile kavga sebebi arayan kişiler ancak bu kadar zemini zayıf olan bahaneler bulabilir. Keşke barış murat etseler idi; belki yüzlerce gerekçe bulabilirlerdi. Kavgaya zemin hazırlayan bu zihniyetin amacı nedir acaba diye merak ediyorum. Kardeşkanının akması kime ne kazandırır? Ogün sultanlara bir şey kazandırdığı kesin. Ama bugün bu kan Irak’a ne kazandırdı. Milyonlarca ölü, dul ve yetim. Kim kazandı. Bugün olacak herhangi bir mezhep kavgası sadece İsrail ve Amerika’ya kazanç sağlar. Bu arkadaşa ne kazandırır onu merak ediyorum.

Aksiyon dergisi de aynı temelsizlikle, garip toplumsal bir hafıza oluşturma yönünde yayın politikası gütmektedir. Özellikle dinler arası diyalog çalışmaları ile dünya barışını hedeflediklerini iddia ederken inandıkları İslam dininin farklı mezhepleri arasında çatışma, fitne ve öteleştirme girişimleri neye hizmet etmektedir acaba. Hatta kendi mezhepleri içindeki farklı cemaatlerle diyalogları ne aşamadadır acaba?

Bu tehlikeli söylemler yapıcı değil yıkıcıdır. Küresel güçlerin istediği yönde kamuoyu oluşturucu haberleri ve hatta özel sohbet ortamlarından nakledilen tahlil ve analizleri bizleri farklı düşüncelere itmektedir. Irak’ta ısrarla Şii çoğunluğu hem bombalarla hem söylemlerle Sünnilere saldırma zemine çekmek isteyen ama başaramayan Batı ve dindar bölgesel yerlilerin işgal altındaki topraklarda bile bu yaklaşımın onda birini gösteremezken bizimkilerin onları geçmiş olması bizim adımıza büyük bir başarı mıdır?

Allah’a bu toplumun akıl sağlığını koruması için dua ediyorum. Hiçbir toplumun siyasal bilinç ve - hatta kullanmaktan zevk almasam da bir bilinçaltı oluşturulmaya çalışıldığı için kullanıyorum- bilinçaltına yönelik bu kadar organize saldırıya dayanması beklenemez. En büyük siperimiz ‘müminler kardeştir’ düsturudur. Ayrıca Allah binlerce şehit kanı ile sulanmış toprakların torunlarına merhamet etmektedir. Nakış nakış farklıkları işlenmiş bu toplum iç işbirlikçilere rağmen kardeşinin kanına tamah etmemiştir ve etmeyecektir de.

Uzeyir YİĞİT