27 Mart 2012 - 11:10

Bahreyn’de geçtiğimiz sene çıkan olaylarda yaralanan protestocuları tedavi eden 20 doktor ve hemşire 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Suriye’de savaş naraları atan odaklar, Batı tarafından desteklenen Körfez monarşilerinden biri olan Bahreyn’de yaşananlara sessiz kalmayı tercih ediyorlar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Geçtiğimiz sene Bahreyn’de çıkan isyan sınır tanımaz bir şiddet ile bastırılmış, güvenlik güçlerinin estirdiği terör dalgası ile ülkede bir insanlık dramı yaşanmıştı. Ayaklanmayı bastırmak üzere, parlamento kararı dahi olmaksızın Suudi ordusu Bahreyn'e girmiş, başkentin meydanlarında göstericilere saldırmıştı. Bahreyn hükümeti yaralanan göstericilerin hastanelere kabul edilmesini yasaklamış ve bu karara rağmen göstericileri tedavi eden doktor ve hemşireler hakkında dava açılmıştı.

Dava sonucunda 20 doktor ve hemşire, bir askeri mahkeme tarafından 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Sağlık emekçileri, bu defa "rejime karşı yıkıcı faaliyetlerde bulunmak" suçlamasıyla sivil mahkemede baştan yargılanacaklar.

Aralarında dünyaca ünlü cerrah Ali El Ekri, Hasan Daif ve Bahreyn Hemşirelik Birliği eski başkanı Rula El Süffar’ın da bulunduğu 20 sağlık çalışanı daha önce de askeri mahkeme tarafından yargılanmış, bu süre zarfında savunma hakları ellerinden alınmış ve işkenceye maruz kalmışlardı.

Sağlık personelinin görevlerini yaptıkları için yargılanmaları bütün uluslararası hukuk mevzuatına da aykırılık teşkil ediyor. Mahkemenin hükmüne gerekçe olan suç ise “hükümeti devirmeye teşebbüs etmek”.

Bahreyn de ABD’nin “demokratik krallıklar”ından

 Arap coğrafyası ve insan hakları konusunda “duyarlı” bir tavır sergileyen Batı’nın müttefikleri olan Körfez ülkelerindeki baskıları görmezden gelmeleri alışıldık bir durum. Şii çoğunluğun ülkenin %70’ini oluşturduğu Bahreyn’de ülke sermayeyi ve silah tekelini elinde bulunduran Sünni azınlıktan bir kliğin egemen olduğu monarşi ile yönetiliyor.

Ortadoğu’da demokrasi çığırtkanlığına soyunan ABD de uzun süre sessiz kaldığı olaylardan sonra yaptığı açıklamada ülkeyi “reforma açık” olarak tanımladı. Ülke yöneticilerinin kan bağına göre ve seçimsiz gelmesinden rahatsız olan barışçıl göstericilere karşı ülke çapında geniş saldırılar düzenlenen ve hâlâ yüzlerce kişinin kayıp olduğu Bahreyn’de suların durulması için uzlaştırma çabalarına da yine Batı öncülük ediyor. Muhalif gruplardan Şii El Vefak liderlerinin ABD aracılığı ile ülkedeki statükoyu bozmayacak bazı tekliflerle süreci bitireceklerine dair şüpheler muhalif kitleler içinde yaygınlık kazanmış durumda.

Kral Hamid bin İsa El-Halife’nin bu hamleleri de ana akım ABD basını tarafından “cesur hamleler” olarak yorumlanıyor. 280 yıl önce ülkeyi Katar’dan koparan Sünni yönetici kast, yerel Bahreyn halkını uzun süreden beri eziyor. Dünyanın sayılı zenginleri arasındaki petrol zengini Halifa ailesinin aksine özellikle ülkedeki Şii azınlık, yoksulluk ve işsizlik ile mücadele ediyor.

Kralı halkından İngiltere ve ABD koruyor

 Uzun yıllar boyunca ABD ve İngiltere vesayeti altında kalan Bahreyn’in anayasal monarşi ile yönetilmesi de aslında Suudi Krallıklarından farklı değil. Örneğin Krallığın 78 yaşındaki Başbakanı Prens Halife El Halife 1971 yılından beri oturduğu koltuğu ile dünyanın en uzun süreli başbakanı ünvanını elinde bulunduruyor.

5. Filo’ya ev sahipliği yapması ile ABD’nin bölgedeki kritik müttefiklerinden biri olan Bahreyn’deki İngiltere etkisi de devam ediyor. Ülkenin günlük yaşamında sürekli kendisini hissettiren ve işkenceciliği ile tanınan gizli servisteki İngiliz etkisi bugün de devam ediyor. İngiltere’nin bu konudaki önemli kadrolarından biri de kolonilerdeki zalimane uygulamaları ile bilinen albay Ian Anderson. Anderson 1998 yılına kadar Bahreyn gizli servisinin arkasındaki adam olarak kalmayı sürdürmüştü. Bugün de Bahreyn’in en üst rütbeli kolluk kuvveti amirlerinden biri eski Londra Emniyet Müdürlüğünden John Yates iken, bir diğeri de ABD’li eski polis John Timotey. İki isim de gaddarlığı ile biliniyor. Bahreyn’in güvenlik kuvvetlerinin yine çok önemli bir bölümü diğer sünni ortadoğu ülkelerinden getirilmiş kadrolardan oluşuyor.

Bahreyn, Katar ve Yemen'deki gelişmelere sessiz kalmanın ötesinde, buradaki feodal beylerden yana saf tutan ABD, "Arap Baharı" denilen sürecin ne kadar ikiyüzlü olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Suriye konusunda bunca yayından sonra Batı medyası Bahreyn'de yaşanan gelişmelere karşı sessizliğini korumayı sürdürüyor.