Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Musa Sadr’ımızın katili Kaddafi’yi kendi yerel imkanlarıyla devirebilecek güçte olan Libya halkını manipüle ederek, onların Devrimini çaldılar, dümene oturdular. Nato, önce bu ülkeye silah sokarak halkı birbirine kırdırdı. “Dahası”nı istediğinden, kendisi de katliama imza attı, savaş uçakları askeri- sivil, bir çok hedefi yerle bir etti. 30.000 insan öldü, bir ülke harabeye çevrildi.
Nato’nun müdahalesinin ayak seslerinin geldiği günlerde “Nato’nun orada ne işi var?” diyen Başbakan Erdoğan, Nato’nun göstere göstere yıkıp dağıttığında ise tek kelime edemedi. Şimdi “Libya’nın bölünmesi” adına çıkan anarşi ortamına da ses çıkaramıyor, niye?
Çünkü Başbakanın “Stratejik Ortakları”a karşı sonuç alıcı bir gücü yok da ondan. Her şey batılıların istediği gibi yürüyor. Yani “One minute” çok da anlamı olan bir şey değil, sadece halkları yönetmede bir enformasyon silahı olarak kullanıldı ve sonuçlarını bu gün daha net bir şekilde görüyoruz.
Keşke ne o söz söylenseydi, nede şimdi Mavi Marmara’dan geriye bu “ölü toprağı” kalsaydı. Mazlum-Der’in konuyla ilgili sinesinde çok şey yattığına inanıyorum, bir gün belki açıklarlar.
Libya’da halkın meşru isteklerinin nasıl çalınacağına dair senaryo şimdi Suriye’de de sergilenmek üzere. Bu ülke’de zorla ortaya çıkarılan ve her biri bir başkentin güdümünde olan muhalefet(!) eliyle ülkeyi kasıp kavuruyorlar. Suriye’ye silah sokarak, adam ayartarak kaos çıkarıp, sonra da bunu gerekçe göstererek Şam’ı işgal etmek istiyorlar. İşin ilginç yanı ise; Katar, Kuveyt, BAE gibi “Şehir Devleti”olan ülkelerin “Kralları”, Suriye’de halkın özgürlüğünü savunuyor, bunun için ellerindeki paraları saçıyorlar. Sudi Arabistan ise “Beşar’ın, halkın sesine kulak tıkadığı” tezinden yola çıkarak tez elden askeri müdahale istiyor. Güler misin, ağlar mısın…
Tüm bunlar yaşanırken ülkemiz de ise olaya ABD ile “Stratejik Ortaklık” gereği bakan AKP Hükümeti, maalesef komşuluk ilişkilerinin gereği olmayan politikalar gütmekte. Son olaylara bakarak; “Baksanıza 900 km sınırımız olan ülkeden kaçanlar için Çadır Kentler oluşturuldu, mülteciler için ayda 15 milyon TL harcama yapılıyor” diyebilirsiniz. Bu sonuçtur, bizim derdimiz ise sebep…
Bugün Suriye’de yaşanan olayların sorumluları ABD dümeniyle hareket eden; kimi para, kimi enformasyon, kimi askeri ve lojistik destek konusunda görev dağılımına uğramış ABD siyasetine endeksli devletlerdir. “Ölümlerin sebepleri”nin ardındaki gerçeklerdir her biri.
Artık biliyoruz ki; Batılı emperyalistler, bu çağda bir ülkeyi kendi çıkarlarına hizmet eder hale sokmak için o ülkenin yöneticileriyle masaya oturur, anlaşma metnini imzalamalarını isterler. Suudi ve diğer şehir devlet yöneticileri gibi imza çakılırsa ne ala! O ülke’de çıt çıkmaz, Eurovisiyon şarkı yarışmaları düzenlenir, festivallerin biri biter diğeri başlar. Güzellik yarışmalarında o ülkenin kızları birinci olur, yöneticilerinin üç-beş ay’da bir herhangi dahiyane meziyeti bulunur. Oluşması muhtemel muhalif örgütler, batılı ülkelerin istihbarat güçlerince anında tespit edilip dünyanın gözünden ırak bir şekilde en acımasız bir şekilde bertaraf ettirilir. O ülkede batılıların çıkar çarkı döndüğü müddetçe insan hakları ihlalleri dediğimiz hiçbir konu gündeme gelmez.
Suudi Arabistan’da kadınların oy veya araba dahi kullanamamalarını aklınıza getirin ne demek istediğim daha iyi anlaşılır belki.
Tersi durumunda; birden bire “İnsan Hakları İhlalleri” diye bir cümle fısıldanır kulağınıza. Sonrasında dalga dalga yayılır bu söz. Önceleri o ülkenin liderine methiye biçenler, hatta elini öpenler(İtalya devlet başkanı Berlusconi’nin Kaddafini elini öptüğü resimler gibi..) birden bire o liderin ne denli cani olduğunu söylemeye başlarlar. Ülke’de o zamana kadar duyulmayan mezhep, ırk, meşrep mağdurları(!) batılı başkentlerde konferans konusu edilir. Her ülkede bulunabilecek örgütler oluşturulur. Ülkenin sancı sokulmuş bölgeleri veya kesimleri batılılar için “İnsan hakları” kisvesinde yüksek sesle hamiliğe alınır.
Gidin Iraklılara sorun; “Saddam döneminde dahi, biz Şii- Sünni nedir bilmezdik” diyorlar. Geçenlerde bir gazeteci Suriye’deki vatandaşa soruyor: Sünii misin? Cevap bir tokat gibi, “Biz Suriye’de bu soruları birbirimize sormayız, hem ne önemi var bunun, biz Suriyeliyiiz; herkes birbirinin inancına saygılıdır. Kilise’de, Havra’da, Camii’de binlerce yıllık...”
Gelin beri tara şimdi… Tokat’da, Muğla’da, Erzurum’da akşam Tv’ye bakan bir vatandaşa hangi algı verilmekte? “Irak’da Şiiler Sünnileri boğazlamakta, Suriye’de Nusayrililer Sünnilerin namusunu helal bilmekte!”
Bu örneklerin her ülke halkının yönlendirilmesi adına mutlaka bir değişik karşılığı vardır ve batı bunu yerel maşaları eliyle çok iyi kullanmaktadır. Irak’da bir milyon insan öldü ve hala hemen hemen her gün 25-30 kişilik guruplar halinde insanlar ölmekte ve bu ölümlerin ardı bir türlü gelmemekte. İstedikleri sonucu alamayıp halkı birbirine kırdıramayınca kendileri kırıyorlar. Mossad, CIA ve diğer istihbarat örgütleri su yerine kan içiyor.
Bizim 12 Eylül öncesi durumumuzu hatırlayın, askeri darbenin olduğu gün anarşi bitmişti. 12 Eylül’de Türkiye’de katliamları bir gecede durduran o uğursuz el, şimdi Suriye’deki katliamları elbette bir yıl gibi bir sürede hayli hayli azdırabilir. Maalesef bizim coğrafyamızdaki bilinç düzeyi, bu tuzakları aşamamamızda büyük talihsizlik.Ülkemizde o güne değin her gece taranan kahvehaneler, basılan evler, her kırmızı ışıkta yaşanan suikastler birden bire kesilmişti. Başlatan da, bitiren de aynı el…
Suriye’nin bir yıl öncesini hatırlayın; kim Nusayri’ydi, kim Sünni? Bunlar bir elin düğmeye basmasıyla ve yerel işbirlikçiler eliyle çok kısa sürede işlevsel hale sokuldu. Esed’le anlaşamamanın hıncını çıkarıyorlar. Diğerlerine de gözdağı veriyorlar.
Utanmadan, açık açık; “silah verin!” diyenleri görmüyor musunuz? Bu silahlarla kimi öldürüyorlar, kimin ölümüne çanak tutuyorlar sorgulanıyor mu? Bizde devletin PKK’ya karşı F-16 kaldırışı meşru, Suriye’de ABD/Nato silahını eline alıp sivil halkı kan revan edene düzenli güçlerin karşılığı vahşet…
İran İslam Devrimi evlerin çatılarında “Allah-u ekber” haykırışlarıyla gelmişti, bizimkiler şimdi onu bile hatırlamıyorlar; “Devrim”in de namusuyla oynuyorlar. Hatta “İntifada” diyorlar Suriye için, yazık, çok yazık! Batılı başkentlerin silahı, kralların parası ve İntifada… Kavramları bile iğdiş ettiler.
Emperyalizm, biz Müslümanların yaşadığı bölgelerin çoğunda gönüllü gönülsüz kendisine hizmet eder bir kesimi mutlaka bulabilmektedir. Baksanıza ülkemize, nasılda ABD/AB/AKP eksenli politikalar üretiyor eski İslamcılar. Onlar Şam’ın kurtarılması(!) için şimdi Clinton’un politikalarını harfiyen uygulamakta bir beis görmüyorlar. Mezhep fitnesi bayrağını şehir şehir dolaştırmaktalar şimdi. İstanbul’da imal ettikleri İran-Hizbullah düşmanlığının Anadolu’da müşteri bulması için gece gündüz çalışıyorlar. Biz onların bu gayretini başka hiçbir mücadelelerinde görmemiştik. Bu kesim, bir dönem Libya’yla yatar kalkardı, Libya’da iş bitip batılılar alacaklarını aldıktan sonra şimdi tek kelime eden yok! Göreceksiniz maazallah Suriye’de de o uğursuz kesimler alacaklarını aldıktan sonra yine aynı durum tekrarlanacak.
Bugünkü halin oluşmasında AKP ile birlikte yol’a ve zor’a dayanıksız Müslümanların “dönüşümünün” ciddi payı var. Bizler AKP ve onun genel başkanı Tayyip Erdoğan için ilk başlarda samimi duygular besleyen kesimlerdeniz. İtilmiş-kakılmış bir kesimin sözcüsü anlamında Müslümanların bu ülkede göğsünü kabartacaklarına ihtimal vermiştik. Bir ara öyle olur gibi de oldu, ancak yaşanan gelişmelerin kalıcı olması bir yana, ardında değişik anlamların oluşumu sağlandı. Şimdi artık onlara şüpheyle bakıyoruz, uluslar arası ilişkilerdeki bağımsızlıklarına inanmıyoruz. Komşularla değil, ABD ve Nato ile sıfır sorun halinde olduklarını görüyoruz.
MUHAMMED AK