Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bahreyn’de Al-i Halife rejimine karşı ayaklanan halkın haklı insani ve demokratik talepleri dikkate alınmıyor.
Suriye’de ise, Esad’a karşı ayaklana gerçek bir halk kitlesinden söz edemeyiz. Olayların tamamına yakını sınır bölgelerinde olmaktadır ki, bunu da dış destekli silahlı gruplar halka ve kamu binalarına saldırması neticesinde ya da güvenlik güçlerinin karşılık vermesi şeklidedir.
Bahreyn’deki, Al-i Halife rejiminin ayakta kalması için başta büyük şeytan olmak üzere neredeyse tüm dünya sınırsız destek vermektedir. Halkın feryadına rağmen.
Suriye’de ise, Esad’ı yıkmak için nerdeyse tüm dünya silahlı guruplara limitsiz destek vermektedirler. Ama Suriye halkının basireti neticesinde başarıya ulaşamıyorlar.
Bahreyn’deki halk hareketi ile ilgili tüm haberler, yine büyük şeytan ve avenesi tarafından sansür ve karatmaya uğratılmakta…
Suriye’de ise, olmayan olaylar yine aynı eller tarafından olmuş gibi gösterilerek, her gün katliam manşetleri attırılmakta ki, bunların bazıları ifşa edildi.
Bahreyn’de doğal bir halk hareketi var. Tamamen barışçıl ve silahsız, şiddetsiz bir halk hareketi ile demokratik haklarını almaya çalışıyorlar.
Suriye’de ise, bir “halk” hareketini oluşturamayan Emperyalist güçler, Suriye dışında kurdukları ve komşu ülkelerin de desteği ile silahlandırıp Suriye’nin üzerine saldıkları çeteler ile Suriye hükümetini yıkmaya çalışıyorlar.
Bahreyn ile ilgili bu güne kadar sadece bir cümle kullanmıştır Başbakan Erdoğan tarafından: Yeni Kerbela'lar yaşanmasın.
Suriye yönetimini ise, Başbakan Erdoğan her fırsata tehdit etmiş ve bir mahalle kabadayısı edasıyla sadece Esad’a yüklenmiş, ama muhalifler için bir kelime bile etmemiş, üstüne üstük de açıktan desteklemiştir. Halbuki silahlı muhalif gruplar tarafından yapılan onlarca terör eylemi gerçekleştirilmiş ki, bunların içinde cami bombalama dahi vardır.
Bahreyn halkının demokratik ve insani taleplerini dış güçlerin özelikle ABD ve S. Arabistan’nın askerleri ile bastırmaya çalışılmış/çalışılıyor.
Suriye’de ise, Beşar Esad hükümetini yıkmak için aynı eller oyun kuruculuk görevini üslenmişler ve görevi de Türkiye hükümetine vermişlerdir. Desteklenen silahlı guruplar da çocuk, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyorlar.
Bahreyn’de bir yıldan fazladır yaşanan olaylarda neredeyse bir tane bile kamu binası tahrip edilmemiş ve bir güvenlik görevlisi öldürülmemiştir.
Suriye’de ise, öldürülen insanların sayısı 9000 civarında olduğu söylenmektedir bunların nerdeyse yarsı asker ve polis, tahrip edilen binaların da neredeyse tamamı kamu binası.
Amerika ve batılı ülkeler, Bahreyn’de insan hakları konusunda çifte standart bir politika uygulayarak kendi menfaatleri uyarınca insan hakları ihlallerini göz ardı ediyorlar.
Suriye’de ise, silahlı grupları destekleyerek karışıklık çıkartıyorlar. Silahlı grupların öldürdüğünü yıktığını yaktığını da Esad yaptı diye ajanslara servis ediyorlar.
Bahreyn’de Batılılarında itiraf ettikleri gibi, demokratik değişim ve halkın egemen olduğu bir yönetim bunların menfaatlerine aykırı olup Bahreyn nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şii Müslümanların iktidar olması, batılıların ve büyük şeytanın çıkarlarına terstir.
Suriye’de ise, Esad yönetimi batı ve büyük şeytan karşıtı olduğundan burada da Esad yönetiminin olması batılıların ve büyük şeytanın çıkarlarına ters düşecektir. Suriye’ye yüklenmenin esas nedeni de budur.
Bahreyn’de insani ve demokratik halk hareketlerinin başarıya ulaşması ve devrimin gerçekleşmesi durumunda, hemen yanı başındaki Suudi Kralı da alaşağı edilmek tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Suriye’deki silahlı gruplar başarıya ulaşırsa, başta Suriye olmak üzere bütün bölgeyi kaosa sürükleyecektir. Nihayetinde de batılılar asıl hedeflerine ulaşmış olacaklardır.
Bahrey’de halk, Al-i Halife rejiminin askeri, polisi tarafından tutuklanıyor, dövülüyor, hapsediliyor, görevlerini yapan doktorlara yaralı halka müdahalesini engelliyorlar, insanlık dışı işkenceler ederek öldürüyorlar.
Suriye’de ise, batılıların, S. Arabistan, Katar ve maalesef Türkiye Hükümetinin açıktan desteklediği silahlı gruplar, sınıra yakın yerleşim yerlerine saldırarak, asker ve polisleri pusuya düşürerek, masum halkı kaçırıp işkenceler ederek, rasgele yerlerde bombalı eylem yaparak sözde insanları özgürleştirme adına öldürüyorlar.
Sonuç olarak: Müstekbir güçlerin ve onların yerli taşeronlar yani, ne Arap Birliği’nin, ne ABD ve İsrail’in, ne İngiltere’nin, ne de Katar’ın ve ne de “Kardeş olduğu” Esad’ın ve Suriye rejiminin herhalde kimliğini yeni öğrenen (!) Türküye hükümetinin Suriye halkı umurunda olmadığı gibi burada öldürülen masum insanların üzerinde oyunlarını tam hız yürütmektedirler.
Dünyanın zalim ve zorba güçlerini ve onların yerli işbirlikçilerinde azıcık adalet olsa idi, Suriye için yaptıklarının 100 de birini demiyorum 1000 de birini Bahreyn halkı için yapsa idiler Bahreyn’in mazlum halkı demokratik haklarını elde etmişlerdi.
Maalesef öyle çirkef öyle akıl almaz olaylar yaşanmakta ve enformasyon aracılığıyla halklara, olaylar öyle ters yüz edilerek aktarılmaktadır ki, bizim Kadir Çelik bile bu bombardımandan kurtulamayanlardandır.
Mert Toprak