Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Hakkın rengi hep aynı olmuş; hedef bir, metod bir, yol bir. Hidayet önderleri de bu ilahi hedefin gerçekleşmesi için kendi vazifelerini yerine getirmiş üstlenmiş oldukları misyonu hakkıyla tamamlamışlardır. Her bir ilahi önder bir aşama ve dönemdir. Oz değişmiyor ama zamanın gereksinimlerine göre öğretileri getirmiş, bu maarifi beyan etmek için uygun stratejiler belirlemişlerdir.
Batıl ise hakkın bu ilerleme aşama ve merhaleleri karşısında hep renk değiştirip yeni plan ve tuzaklar hazırlamak zorunda kalmıştır.
Bu hidayet önederlerinin arasından sadece Hatemul Enbiya Resul-u Ekrem (s.a.v) ve getirdiği ilahi öğretiler ebedi ve evrenseldir. Çünkü önceki peygamberlerin getirdikleri maarifin hepsini içinde barındırmaktadır. Resul-u Ekrem sonrası hidayet önderleri masum imamlar ebedi ve evrensellik özelliğine sahiptirler.
İlahi önderlerin öğrencisi olan müçtehidlerin her birisi bir dönem ve merhaledir, ama hiçbirisi ebedi ve evrensel değildir, ebedi ve evrensel yolun merhaleleridirler.
Bu bağlamda aydın kesim de bu ebedi ve evrensel yolun yolcuları olan insanları aydınlatma ve bilinçlendirmede misyon üstlenmiş bir merhale ve dönemdirler, evrensel mutlak doğru ve evrensel mutlak hak mihveri değillerdir. Kendi dönemlerindeki muhatapları için hüccettirler.
İmam Hamenei de Dr.Şeriati hakkında bu gerçeği beyan buyurmaktadır.
Keyhan: Ali Şeriati'yi İslami tefekkürün gelişmesinde bir aşama olarak görüyorsanız, bir sonraki merhalenin nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?
İmam Hamenei: “Ben Şeriati’yi şu manada bir merhale olarak görüyorum; daha önce de söylediğim gibi o, daha önce toplumda gündeme gelmiş düşünceleri doğru bir dille, güçlü bir kararlılıkla döneminin genç nesli arasında yaygın olan kültürle beyan etme erdemini gösterdi. Bazılarının iddia etiği gibi onun yeni hiçbirşey getirmediğini kabul etmiyorum. Bilakis birçok yeni mesele ortaya koymuştur. Kelimenin tam manasıyla Şeriati bir merhale/ bir dönemdi. Sonraki merhale ve adım şudur; Şeriati’nin kendi uslubuyla İslam kültüründen anlayıp topluma sunduklarını İslam mektebinin felsefi temelleriyle ölçelim ve tatbik edelim. Elde edeceklerimizin gelecek nesil için faydalı olacak yeni bir merhele olcağına inanıyorum. Daha açık bir beyanla söyleyeyim, Şeriati‘yi Mutahhari ile ölçelim, Şeriati‘yi Mutahhari‘nin yanında okuyalım; Şeriati‘nin güzelliklerini Mutahhari‘nin İslami düşüncesiyle birleştirerek bir sentez ortaya çıkaralım. Sanırım bu sentez bizim genç neslimizin muhtaç olduğu yeni merhaledir.“
Keyhan: Günümüzde bir taraftan sol kesim Dr. Şeriati’yi kendi düşüncelerinin önderi olarak tantıyor, diğer taraftan Batı yanlısı siyasetçiler, liberaller Şeriati’yi kendilerinin mutlak malı olarak görüyorlar, bu çekişmeden doğan sorunun nasıl halledileceğini düşünüyorsunuz?
İmam Hamenei : “Sorunu aslında bu zıddiyet ve çekişmenin kendisi hallediyor; çünkü bu iki zıt görüşün birbirine saldırmasından anlaşılıyor ki Dr. Şeriati, ne sosyalist düşüncenin öncülerindendir, ne de liberal kesimin önderidir. Solcular hakkında açıkca söylemeliyim ki, Dr.Şeriati sol kesim ve komunizmin en şiddetli ve kararlı düşmanlarındandı. Sosyalistlerin değişim geçirdiği o mücadele döneminde yeni ideolojilerinin temellerini beyan eden bir kitap yayınlamışlardı, ben de o kitabı gördüm. Solcuların yeni marksist düşüncesini savunan birisinin konuşmasını dr. Şeriati ile birlikte dinliyorduk. Şeriati öyle sert bir şekilde onu kınıyor ve düşüncelerini yerden yere vuruyordu ki, ben hayretler içinde kalmıştım. Şeriati’nin sosyalist ve komunizme bu kadar karşı olduğunu bilmiyordum. Şeriati’nin eserlerine bakarsanız solculuk, komunizm ve marksist öğretilere nasıl muhalif olduğunu görürsünüz. Herhangi birinin veya kendisini solcu olarak gören biri Şeriati’yi kendisinden görmesi abesden başka birşey değildir. Günümüzde Şeriati’nin taraftarı olduğunu söyleyip onu savunanlar bu kesim 70-71 yıllarında Şeriati’nin en şiddetli muhaliflerindendiler.
Ama liberallere gelince, o dönemler ılımlı siyasiler ve Nehzet-i Azadiye bağlı grupların İslami mücadelede fazla etkileri yoktu. Bunlar ellerindeki imkanlarla; evlerde, şehir dışındaki toplantı yerlerinde ve teşkilat merkezlerinde toplantılar yapıyorlardı. Dr.Şeriati’yi bu toplantılara davet ediyorladı. Şeriati de konuşması olmadığı boş zamanlarında bu toplantılara katılır 50-100 kişilik gruplara sohbet ederdi. Şeriati’nin bu liberallerle böyle bir ilişkisi vardı. Elbette bu imkanların çoğunu, liberallere ve bu siyasi akıma bağlı zenginler sunuyordu, ama siyasi ve fikri çalışmaları liberal siyasetciler yapıyordu. Hakikat şudur ki, Şeriati hiç bir şekilde bu gruplara bağlı değildi. Şeriati bugün yaşasaydı kesinlikle onlarla iyi bir dostluğu olmazdı. O dönemde sadece onların sunduğu imkanlardan yararlanıyordu. Günümüzde de bazıları çıkıp, “ben Şeriati’nin yareniyim”, “ben Şeriati ile hemfikrim”, “Şeriati bizimdir” diyebilir ama bu iddianın ne kadar doğru olduğuna bakmak gerekir. Hulasa ne marksistlerin, ne de hiçbir grubun Şeriati ile hiçbir fikri, itikadi benzerliği ve bağı yoktur.”
Rehber‘in beyanlarından alınacak dersler;
Rehber’in beyanlarından günümüze yansıması gereken çok önemli noktalar elde edilmektedir; toplumlar üzerinde etkili olan ve halkın kalbinde yer etmiş mütefekkirler bir merheledir, onları iyi tanımak gerekir. Onların bulunduğu dönem ve merheleler sırat-ı mustakimin beyanının merhaleleridir. Bu merhale ve dönemleri idrak edemeyen sırat-ı mustakimin bir sonraki merhalesini anlayamayacak veya anlamakta zorluk çekecektir.
Rehber, dr. Şeriati giblerinin meziyyet ve özelliklerini beyan etmenin yanısıra İslam filozof ve mutefekkirlerini de tanıtıyor. İmam Humeyni’nin, „ömrümün hasılı“ dediği ve „kitapları istisnasız doğrudur“ dediği Mutahhari gibi muterakki İslam mütefekkirlerinin mizan olduğunu beyan ediyor.
Günümüzde havzada okutulan ilim ile üniversitede okutulan ilimi birleştiren mütefekkirler toplumda ideolog olma liyakatine sahip olmuşlardır, bu gibi İslam mütefekkirlerinin sayısı günümüzde az değildir. Hem havza da, hem de üniversitelerde toplumumuzun tanımadığı nice İslam mütefekkiri vardır. Bunları tanımamak toplumumuzun en büyük zaaflarındandır.
Havza-üniversite birlikteliğini kendisinde toplayamayan alim veya aydın en azından kendi alanında mükemmelliği yakalamalıdır.
Dr. Şeriati müslüman toplumu yönlendirmede ve yenilikler sunmada bir aşamaydı, bu merhalede kalan aydınlar „muterakki İslam anlayışını“ kavrayamamış, dr. Şeriati’yi tanıyamamış ve bir daha ki merhaleye geçme erdemini gösterememiştir. Mutahhari gibi İslam mütefekkirlerini takip edip rehberin dediği sentezi gerçekleştiremeyen alimler de, dr. Şeriati gibilerinin hata ve yanlışlıklarına takılıp kaldıkları halde kendileri topluma önderlik etme erdemini gösterememişlerdir.
Şeriati gibilerinin toplumda çıkmasından korkanlar, aslında Mutahhari gibilerinin olmadığını kabullenmiş oluyorlar; aydın kesim içinden Şeriatiler çıkarabilme kapasitesine sahip ise ulema da arasından Mutahhariler çıkarmak erdemini göstermelidir. Şeriati’yı kınamakla sırat-ı mustakimi devam ettirmek olmaz, yeni Mutahhari'ler çıkararak sırat-ı mustakimin gelecek merhaleleri beyan edilmelidir.
Bu toplum ne Şeriati‘siz olur, ne de Mutahhari‘siz. Yani ne ulemasız bir yere varabilir, ne de aydınsız ilerleme kaydedilir.
İnsanlar, toplumda etkin olan ve devrim niteliğinde değişime sebep olan aydın ve mütefekkirleri sahiplenmeyi severler. Temel ilkelerden yoksun grup ve teşkilatlar varlıklarını sürdürmek için birilerine dayanma ihtiyacı duyarlar.
Marksist veya liberaller de dr. Şeriati’yi kendilerine siper edinmiş, ilkesizliklerini, zaaflarını bu yolla gidereceklerini sanıyorlar. Dr. Şeriati, sosyalist/marksist veya liberallerden daha çok müslümanların sahiplenmesi gereken bir düşünürdür. Hataları ve yanlışları örtbas edilecek bir şahıs olmadığı gibi hataları yüzünden acımasızca saldırılarak din düşmanı gösterilecek bir aydın da değildir.
Bu yazı dizisini sunmaktan maksadımız ne Şeriati’yi savunmak, ne de onu kınamaktır.
Rehber‘in dr.Şeriati hakkındaki görüşünü toplumumuza sunarak genç nesle ve geleceğe ışık tutacak bir adım attığımıza inanıyoruz.
Hidayet güneşinin doğması ümidi ile…….
Abdullah Özgür