Yazanların ise, yılların “İslami hassasiyet” sahibi kalemler oluşu ise ayrı bir yara… İftira dahi içeren bu saldırgan değerlendirmeler, “nereye gidiyoruz?” sorusunu da beraberinde getiriyor.
Başyazarımız Sayın Ziya T.Yılmaz’ın “İran Düşmanlığını Körükleyen İslamcılar” başlıklı makalesi bu konuda çarpıcı örnekler içeriyor. Gerçekten garabet bir durum. Bu cümleden olarak Yeni Akit gazetesinde Abdurrahman Dilipak’ın “Kelle Avcıları” başlıklı yazısı da bu çarpıcı örneklerden.
Yazısında, Lübnanlı bir aşiret tarafından kaçırılan Türk vatandaşı bir iş adamını konu eden Dilipak, bu olayı “Kelle Avı” olarak değerlendiriyor ve bu olaydan garip bir şekilde Şiileri ve Hizbullah’ı sorumlu tutuyor. Yani “Kelle Avcıları” Şiiler ve Hizbullah” Dilipak’a göre… Olayı biliyorsunuzdur; Özgür Suriye Ordusu denilen oluşum, “Hizbullah üyesi keskin nişancı” suçlamasıyla Suriye’de bir Lübnanlıyı kaçırmış, bunun üzerine kaçırılan Lübnanlının aşireti de, içlerinde bir de Türk vatandaşı bulunan 30’a yakın kişiyi kaçırmıştı. Dilipak’ın, bu olaydan Şiileri ve Hizbullah’ı sorumlu tutma nedeni ise, bu aşiretin Şii olması. Evet, Dilipak’ın elindeki tek veri bu ve bu sadece bu sebepten ötürü tüm Şiiler ve Hizbullah “Kelle Avcısı” oluveriyor… Ve pek tabi, “Özgür Suriye Ordusu”nun, kaçırdığı Lübnanlının Hizbullah üyesi olduğu iddiası da Dilipak’ın dayandığı bir başka saik… Halbuki Hizbullah, mezkur Lübnanlının kendileri ile bir ilgilerinin olmadığını açıklamış, Lübnanlının aşireti de benzer açıklamalarda bulunmuşlardı. Ama sayın Dilipak ve benzerleri, Özgür Suriye Ordusu’nun her iddiasını, neredeyse “ayet” gibi doğru, karşıt sözleri ise “külliyen” yalan olarak baştan kabul ettiklerinden olacak, bu açıklama ve reddiyelerin hiçbir kıymeti harbiyesi olmuyor tabi…
Yazısına da “Şii” vurgusuyla başlayan Dilipak, yazının tamamında Şiilik ve Hizbullah’a saldırıyor…
Dilipak, bununla da kalmıyor, Şiilerin “hacı” olmalarına da değiniyor:
“Bu eylem Lübnan'a, Şiilere onur kazandırmaz..
Kaçırılan kişinin Suriye'ye hac için gittiğini söylüyorlar..
Suriye "Hac yeri"ydi değil mi?.. Hem de çatışmaların ortasında.. Bu "hac" iddiası, Alevilerin cem dergahına "mabed" demelerinden daha vahim bir olay.. İslam geleneğinde tek bir hac mekanı vardır, o da Kabe'dir.. Ziyaret edilecek diğer iki makamdan biri Medine'deki Mescid-i Nebevi, ötekisi Kudüs'teki Mescid-i Aksa'dır.. Diğer ziyaretler, bizim Urfa'da Hz. İbrahim makamını ya da Eyyüb aleyhisselamın, İstanbul'da Ebu Eyyüb el Ensari'nin mezarını ziyaret etmek gibi bir şeydir.”
İsterseniz buradan başlayalım. Şiilerin hangi açıklamasında, hangi inançları ile ilgili kaynağında Suriye’ye “hac” için gidildiği yazılı… Geçen yazımızda da acizane belirtmiştik; bu tamamen “hinlikle” yapılan bir yakıştırma… Hem de kendi safında olan “İslamcılar” tarafından… Şiiler Hac için Ka’be’ye giderler, başka bir yere değil… Diğer kutsal mekânlara yapılan ziyaretleri de “hac” olarak kabullenmez ve bu yönde bir söylem içine girmezler… Yani hem kendileri yakıştırıyorlar, hem de o yakıştırma üzerinden vuruyorlar.
Bu apaçık bir iftiradır…
Dilipak bunu bilmez mi?
Yıllarca İslam İnkılâbını yakından takip eden, bu konuda kitaplar yazan Dilipak, Şiilerin Ka’be’den başka bir yere hac amaçlı gitmediği gerçeğinden, bu basit bilgiden habersiz midir?
Habersizse daha vahim bir durum yok mu?
Bu konuda kalem oynatan, yıllarca dış olayları analiz eden, bölgede ve dünyada yaşanan olaylara İslami bir açıdan yaklaşarak analizler yapan anlı şanlı bir yazarın, hem yanı başımızdaki komşu ve hem de 30 yıldan fazladır dünyanın gündeminden düşmeyen bir ülkenin kahir ekseriyetinin inancının bu kadar sıradan bir bilgisinden dahi yoksun olması, yaptığı analizler konusunda bizi dehşete düşürmez mi?
Üstelik yaşadığı ülkede de Şiiler var ve zaman zaman da gündeme gelmektedirler.
Hele İsrail’e ölümcül darbeler indiren ve İslam dünyasında tanınmaması imkânsız olan Hizbullah’ın Şii karakteri de mi Sayın Dilipak’ı Şiilik hakkında böylesine bilgisiz duruma düşmekten kurtaramamıştır?
Eğer böyle değilse de geriye, bilerek yapılan bir çarpıtma, bir iftira var demektir…
Pes yani…
Bu ne kin? Bu ne basiret körlüğü?...
Diğer iddialara gelince… Ne diyor sayın Dilipak:
“Lübnan'da yaşanan olay, Lübnan devletinin, Hizbullah'ın alnına çalınan bir kara lekedir.. Herhangi bir kişiyi şehir ortasında kaçırıp rehin alarak hak ve adalet mücadelesi verilmez. Lübnan hükümeti ve Hizbullah, ya da Şii bir topluluk olduğuna göre İran'daki rehberlik makamının, Necef alimlerinin veya Kum'un bu konuda bir şey söylemesi, bir şey yapması gerekir..
Böyle bir kısas olamaz.
Kaçırılan kişi ile gazeteciler görüşüyor, eylemi yapanlar silahları ile birlikte, maskeli olarak resim çektirebiliyorlar. Aile açıkça bu olup bitenleri sahipleniyor ve hiçbir resmi yetkili bu olanlar karşısında bir şey yapamıyor..
Hizbullah Lübnan'da hükümet ortağıdır ve Şia adına yapılan bu korsanlığa sessiz kalamaz.. Muharip olmayan, bu çatışmaya hiçbir şekilde taraf olmayan ve kendileri tarafından seçilmeyen bir aidiyet sebebi ile kişiler hürriyetlerinden alıkonulamaz.. Bunun Müslümanlığı bırakın, insanlıkla alakası yoktur.. Eğer bu sınır tanımayan korsanlık girişimine sessiz kalınırsa, bu kör şiddet odakları gün gelir, kendi kardeşlerini de vurur..
Bugün gurur duydukları, şecaat arzettikleri zemin yarın utanca dönüşebilir..
Hizbullah, kendi tabanını kontrol etmeden, bölgeye adalet ve barış vaad edemez..
Bu olay, kaçırılan kişiden çok, eylemin gerçekleştiği ülkeye, bu eylemi yapanlara ve bunlara arka çıkanlara zarar verecektir..
Suriye'deki bu kavgada taraf olanlar, savundukları tarafın akıbetini kendileri de paylaşacaklardır..
Bu anlamda bu savaş Lübnan'a da yayılabilir.. Hizbullah, kendi tabanını kontrol edemeyecek olursa, hem İsrail'e, hem de İhvan'a karşı eş zamanlı bir savaşı sürdüremez..
Adam kaçırma olayında sorunun çözümü konusunda Lübnan hükümeti ve Hizbullah'ın bir şeyler yapması gerekir. Bu işin uzaması bile Şia ve Lübnan hükümeti açısından bir prestij kaybı, saygınlık ve güven krizine dönüşecektir..”
Şimdi olayı biraz değerlendirelim:
1- Mezkur aşiret 30’a yakın kişiyi kaçırmıştı. Sayın Dilipak neden sadece kaçırılan Türk iş adamını konu ediyor? Burada Türk kamuoyunun hassasiyetini mi kaşıyor?
2- Bu kaçırma olayı, bilindiği gibi, adı geçen aşiretin bir ferdi kaçırılmasına misilleme olarak yapılmıştı. Yani bu olayın bir de “Özgür Suriye Ordusu ( ÖSO)” boyutu var. Dilipak’ın onlara karşı bir söylemi neden yok? Onların yaptığını meşru mu görüyor? Daha önce de 48 İranlı ziyaretçiyi kaçıran ve “Bunlar devrim Muhafızları” diyen ÖSO’nun, iddiaları yalanlanmıştı. Bu kaçırmalar konusunda Sayın Dilipak’ın bir eleştirisini duyan var mı? Yoksa “Onlar mücahit. Onlar cihad ediyor. Onların yaptıkları her şey doğru ve kutsaldır” mı demek istiyor? “Muharip olmayan, bu çatışmaya hiçbir şekilde taraf olmayan ve kendileri tarafından seçilmeyen bir aidiyet sebebi ile kişiler hürriyetlerinden alıkonulamaz.. Bunun Müslümanlığı bırakın, insanlıkla alakası yoktur..” diyen Dilipak’ın bu eleştirisinin adresinde neden ÖSO da yok?
3- Bu olayın “Şia” adına yapıldığını nereden çıkarıyor. Bu yönde bir açıklama mı var? Yoksa en küçük bahaneyi bile Şia düşmanlığına dönüştürme maharetini mi sergiliyor Sayın Dilipak? Bunun da bir “iftira” olduğunu görmüyor mu?
Bu kaçırma olayının faili aşiretin Şii olması, evet sadece Şii olması nedeniyle İslam İnkılabı rehberinin, Necef ve Kum Havzasının dahi işin içinde olduğu izlenimi uyandıran Dilipak’ın amacı ne? Yani Sünni örgüt veya kişilerin yaptıkları eylemden bütün Sünni dünyayı, bütün Sünni alimlerini mi sorumlu tutuyor Sayın Dilipak? Mesela her gün onlarca masum insanı, sadece Şii oldukları için katleden selefiler konusunda Sünni dünyanın duruşunu nasıl görüyor? Bırakın Sünni dünyayı, kendisi bu konuda bir tek eleştiri yapmış ve bu katilleri mahkûm etmiş midir?
4- Adam kaçırma olayında sorunun çözümü konusunda Lübnan hükümeti ve Hizbullah'ın bir şeyler yapması gerekir. Bu işin uzaması bile Şia ve Lübnan hükümeti açısından bir prestij kaybı, saygınlık ve güven krizine dönüşecektir..” diyen Dilipak, neden Şia’nın prestij kaybına uğrayacağını düşünüyor? Şia’nın bu işle ilgisi ne? Bir inanç sistemini, eylemi yapan insanların bu inançtan olması nedeniyle topyekun mahkum etmek hangi insafa sığar? Mesela ÖSO’nun yaptığı o postane çalışanlarının damdan atılarak vahşice katledilmesi cinayeti nedeniyle Ehl-i Sünneti topyekun mahkum etmeyi de düşünüyor mu?
5- Dilipak; “Bugün gurur duydukları, şecaat arzettikleri zemin yarın utanca dönüşebilir..
Hizbullah, kendi tabanını kontrol etmeden, bölgeye adalet ve barış vaad edemez..” diyor.
Bu olaydan gurur duyulduğunu ve bu konuda şecaat arz edildiğini neye, hangi açıklamaya, hangi tavra dayanarak söylüyor? Kendi söyleyip, kendi inanarak yapılan bu değerlendirmenin de kendisi hakkında yeterli” şecaat” arz ettiğini görmüyor mu?
Hizbullah’ı kendi tabanını kontrol etmemekle suçlayan Dilipak, kendisinin de hararetle savunucuları arasında olduğu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tutumunu da Özgür Suriye Ordusu” denilen toplama yapıyı, hükümetin kontrol edememesine ne diyor? Bu konuda da Sayın Başbakan’a, Sayın Davutoğlu’na, hükümete de, “adam kaçırmaların başrol oyuncusu ÖSO’yu kontrol etmeden bölgeye adalet ve barış vaad edilmez” diyor mu?
Böylesine kin ve nefretin neden olduğu basiret tutulması ile yapılan değerlendirmeler, ne ülkemize, ne de İslam dünyasına bir katkı sağlar. Sadece ayrışmaları derinleştirir, mezhebi ayrılık ve kamplaşmaları körükler ve en önemlisi de pusuda bekleyen İslam düşmanlarını, en çok da İsrail’in ekmeğine yağ sürer. Dilipak gibi bir kalemin bunları göremeyecek hale gelmesi ne kadar acı…
NOT: Tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı’nı kutlar, tüm dünyaya barış ve adalet getirmesini dilerim
Adalet Güneşi’nin özlemiyle…
MUHSİN KÜÇÜKER