25 Ağustos 2012 - 07:11

Suriye'de yaşanan iç çatışmaların Ankara yönetiminin dış politika bağlamında en büyük kaygılarından birine dönüştüğü anlaşılıyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Ankara yönetimi Suriye krizi başladığı ilk günlerde bu ülkeye komşuluğu ve yine bu ülkede yaşanan gelişimlerin Türkiye'yi de etkilemesi yüzünden Suriye gelişmelerine karşı duyarsız kalamayacağını ve bu Suriye krizini kendi iç meselesi gibi gördüğünü ileri sürdü. Bu açıdan hareket eden Ankara yönetimi Suriye'de huzur ve istikrarın sağlanması için Şam yönetimini siyasi özgürlükleri arttırma ve köklü reformlar yapma konusunda

uyarmaya başladı. Ancak Şam yönetiminin iç arenada tedrici bir şekilde demokratik reformlara başlamasına karşın Ankara yönetimi Suriye'nin içişlerine yönelik müdahaleleri daha da arttı ve iş, Suriyeli muhalifleri siyasi ve hatta askeri açıdan desteklemeye kadar uzandı. Bu durum tabi ki Şam Ankara hattında yüksek gerilime sebep oldu. Bu aşamadan sonra Türkiye yavaş yavaş Şam karşıtı muhaliflerin en önemli sığınağı haline geldi ve Ankara yönetimi açıkça Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ın görevden çekilmesini telaffuz etmeye başladı. Öte yandan Suriye'de tırmanan iç çatışmalar ve Suriyeli bazı vatandaşların Türkiye sınırına akın etmesi ile birlikte Ankara yönetimi için bir kez daha Suriye'de huzur ve istikrar ve Türkiye'de de güvenlik istediği ve bunun için Esad'ın görevden çekilmesi gerektiği bağlamında yeni bir fırsat oluştu. Ancak bazı gözlemciler Türkiye'nin bir komşu olarak Suriye'nin içişlerine karışmasını Ankara'nın dış politikasında yeni bir bidat şeklinde yorumluyor. Türkiye'de AKP iktidara geldikten sonra Ankara komşu ülkelerle gerilimleri giderme politikasını izleyerek bölgesel nüfuzunu arttırmak için iyi bir zemin oluşturmaya çalıştı. Ankara yönetimine göre bu amaca ulaşmanın bir yolu dış politikada komşularla sıfır problem ilkesini izlemekti. Kuşkusuz AKP iktidarı için Türkiye'nin en önemli komşularından biri olan Suriye de bu kaideden müstesna değildi. AKP iktidarı ta baştan Suriye ile kürt sorunu, ortak su kaynakları ve Hatay'da toprak anlaşmazlığı gibi ihtilaflarını bir kenara bırakmaya çalıştı. Ankara ile Şam arasında ihtilafları giderme politikası, iki ülke arasında vize uygulamasının kaldırılması ve ikili ticaretin artmasına kadar ilerledi. Türkiye hatta Suriye ile siyonist rejim İsrail arasında barış için arabuluculuk yapmaya da çalıştı. AKP lideri ve Başbakan Erdoğan Ankara ile Şam ilişkilerinin gelişmesinin önemi hakkında şöyle demişti: Bizim çıkarımız bölgede huzur ve istikrarın sağlanması ve komşularımız ve bölge ülkeleri ile olumlu teamüldedir. Ancak Ankara ile Şam arasında sürtüşmeden teamüle doğru uzanan yolda atılan adımlar, Suriye'de yaşanan son gelişmelerin ardından yavaş yavaş geri adımlara dönüştü. Şimdi akla gelen soru şu ki hangi etkenler Ankara yönetimini komşularla sıfır problemden ve sonuçta Suriye'nin içişlerine karışmaktan kaynaklanan siyasi ve iktisadi olumsuzluklara katlanmak zorunda bıraktı. Uzmanlar Türkiye'nin Suriye'ye yönelik tutumunun çeşitli nedenlerden kaynaklandığını belirtiyor. Örneğin Ankara yönetimi Libya gelişmelerine karşı tutumundan bazı deneyimler kazanmıştı. Türkiye Libya gelişmelerine karşı tarafsız bir politika izleyerek Kaddafi rejimi ile siyasi ve iktisadi ilişkilerini korumaya çalıştı. Ancak daha sonra Amerika ve Batı'nın baskılarına karşı dayanamayan Ankara, Libya'ya karşı Batı'nın yanında yer almak zorunda kaldı. Libya deneyimi ve Kaddafi'nin devrilmesinin ardından Ankara yönetimi Libya ve Suriye'nin farklı konular olduğunu göz ardı ederek Beşar Esad'a karşı daha kesin bir tavırla arenaya ayak basmaya yöneltti. Uzmanlar Batı'nın Türkiye'yi bölgesel gelişmelerine karşı Batı güdümünde politika izlemesi bağlamında baskı altında tutmasının Türkiye'nin Suriye'nin içişlerine müdahale etmesinin başlıca sebeplerinden biri olduğunu savunuyor. Gerçekte Amerika'nın Ortadoğu bölgesinde en büyük sorunu, Amerika ve ecnebi müdahalesine karşı direniş gösteren bu bölgeyi kendi amaçları güdümünde hareket etmeye zorlamaktır.

Bu arada Türkiye'nin başta Suriye olmak üzere bölge meselelerine karışması için başka nedenler de sıralamak mümkün. Örneğin bölgede lider konumuna geçmek ve hatta bölgesel gelişmeleri yönlendirmek, Ankara yönetiminin önemli nedenlerinden biri olabilir. Ankara yönetimine göre bölgede daha üstün bir konum kazanmak için Türkiye'nin bölgesel gelişmelere karşı duyarsız kalmaması, hatta bölgesel krizleri yönetmesi gerekiyor. Nitekim Türkiye'nin Nato üyeliği ve Amerika ile olan stratejik ilişkileri Ankara yönetimine böyle bir fırsatı sunuyor. Nato liderleri şimdiye kadar çok kez Türkiye'den Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Akdeniz ve Orta Asya bölgelerinde önemli ve etkili bir devlet olarak söz ettiği ve Türkiye'nin bu bölgelerde model ülke olabileceğini vurguladığı biliniyor. Nato bu isteğini açıkça dile getiriyor. Bu yüzden Ankara yönetimi bazı iç ve dış elzemlerden hareketle Ortadoğu bölgesinde yaşanan gelişmeleri etkilemeye ve bölge ülkeleri için modern İslamcı bir model olmaya çalıştığı gözleniyor. AKP iktidarı Arap dünyasında bazı siyasi çevrelerin ve partilerin ve hatta inkılapçı akımların bu partinin son on yılda izlediği modeli izlediğini zannediyor. Bu model hem İslamcı olduğunu ve hem demokratik bir model olduğunu ve medeni özgürlüklere öncelik tanıdığını ve aynı zamanda dış güçlere karşı belli bir mesafede durduğunu ve onların müdahalesine karşı bağımsızlığını koruduğunu iddia ediyor. Bu model İslamcı olmakla birlikte radikalizmden uzak durmaya ve uluslararası teamülü olumlu karşılamaya çalışıyor. Bu çerçevede AKP Tunus, Fas ve Mısır'da İslami akımların iktidar olmasını bu partiyi örnek almalarına bağlıyor. Ankara yetkilileri hatta Suriye'deki iç kargaşayı bölgede yaşanan demokrasi hareketlerinin uzantısı şeklinde algılıyor. İşte bu tür bir zihniyete sahip olan Ankara, Suriye'nin içişlerine müdahalesini haklı göstermeye çalışıyor. Ancak bu müdahaleler hatta Türkiye'nin Batılı müttefiklerini bile şaşırtacak derecede ileri gitti. Şimdi ise Türkiye'nin siyaset ve medya çevrelerinde sorulan soru, bu ülkenin Suriye konusunda ödediklerinin Türkiye için ne gibi faydaları olacağı sorusudur. Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarı son on yılda siyonist rejim İsrail'i eleştirmek ve Filistin halkının haklarını savunmak sureti ile bölge kamuoyunda olumlu bir imaj yaratmaya çalıştı. Ankara yönetimi bu bağlamda elde ettiği başarının büyük bir kısmını komşularla sıfır problem politikasına ve yine yüzünü Batı'dan Doğu'ya ve İslam dünyasına çevirmeye borçlu biliyor. Lakin Türkiye'nin Nato ve Amerika'nın füze kalkan sisteminin Kürecik'te konuşlandırılmasına müsaade etmesi ve Suriye gelişmelerine aktif bir şekilde müdahalede bulunarak muhalifleri desteklemesi bölgedeki imajının zedelenmesine sebep oldu. Ankara yönetimini eleştirenler bu son iki politikanın bölgede siyonist İsrail'e karşı direniş cephesini kırma şeklinde yorumluyor.

 Ankara yönetiminin muhalifleri Amerika ve Nato'nun füze kalkan sisteminin Türkiye topraklarına yerleştirilmesini açıkça siyonist İsrail'i destekleme ve İslam ülkelerine karşı çıkma şeklinde ve yine Beşar Esad yönetimini devirme çabalarını korsan İsrail karşısında oluşan direniş ekseninin en ön cephesini kırma şeklinde değerlendiriyor. Bu yüzden muhalefet partileri Ankara yönetimi başta Suriye olmak üzere dış politikasını yeniden gözden geçirmesini istiyor. Muhalefet kanadı Türkiye'nin Suriye'nin içişlerine karışmasının doğuracağı olumsuz sonuçlara dikkat çekiyor. Örneğin muhalifler Türkiye Suriye'nin içişlerine müdahale etmenin ağır bedeli olacağını savunuyor. Çünkü Türkiye de Suriye gibi çeşitli etnik ve dini gruplardan oluşuyor. Nitekim hali hazırda Türkiye' de Şii, Sünni, alevi, Hristiyan, Türk ve Kürt halkı gibi çeşitli dini ve etnik gruplar birlikte yaşıyor. Muhalefet kanadı, Suriye'de şiddetin tırmanması ile birlikte etnik ve dini gerilimin, Ortadoğu'nun zaten karmaşık olan şartları altında Türkiye'ye de sıçrayacağını savunuyor. Türk yazar Can Ataklı başta Antakya olmak üzere Türkiye'nin güneyinde terör olaylarının tırmanmasının yöreye terör örgütlerinin sızmasından kaynaklandığı konusunda uyarıda bulunuyor. Ataklı Antakya bölgesi Ankara'nın yanlış politikaları yüzünden saatli bombaya dönüştüğünü belirterek ordunun hükümetin talimatı üzerine bölgede müdahalede bulunamadığını belirtiyor. Bunun dışında Ankara yönetimini eleştiren çevreler, Ankara yönetimi TSK'ya Suriye sınırından Türkiye topraklarına sızan El-Kaide üyelerine müdahale etmemeleri talimatı verdiğini dile getiriyor. Öte yandan Suriye'de El-Kaide terör örgütüne bağlı radikal grupların Şam yönetimi ile savaşta daha etkili olduğu belirtiliyor. Bir süre önce Zaman gazetesinde bir makale yayınlayan Mişigan üniversitesi öğretim üyesi Muhammed Eyüb Türkiye'nin Pakistan'ın 30 yıl öncesi ile karşılaştırdı. Eyüb bundan tam 30 yıl önce Pakistan ve Afganistan sınırında da CIA'nin aktif bir şekilde faaliyet yürüttüğünü ve Afganistan'da Sovyet ordusu ile çatışan mücahitleri eğiterek onları silahlandırdığını kaydetti. O dönemde de Amerika ve Suudi Arabistan'ın yeşil ışık yakması ile İslam dünyasının çeşitli yörelerinden radikal örgütlerin Pakistan ve Afganistan sınırına yığıldığını ve şimdi Suudi Arabistan'ın parası ve savaş çığırtkanlığı yapan selefi örgütlerin ideolojisi Pakistan'ı olumsuz yönde etkilediği anlaşılıyor. Pakistan'da hizipçiliğin ve tekfirciliğin tırmanması da bu gelişmenin doğal sonucudur. Muhammed Eyüb'un belirttiğine göre Pakistan'da 80'li yıllara girildiğinde bu ülke adeta terör örgütlerinin üssüne dönüşmüştü. Bu teröristler şimdi ise silahlarını Pakistan halkına yöneltmiş bulunuyor. Pakistan'ın aşiret bölgeleri de Afganistan'da terörü besliyor. Eyüb şimdi de Türkiye ve Suriye sınırında yaşanan gelişmelerin korkunç bir şekilde Pakistan ve Afganistan sınırında yaşananlarla benzerlik arz ettiğini vurguluyor.

Amerika'nın NewYork Times gazetesinin de belirttiği üzere CIA ajanları şimdi de Suriyeli silahlı teröristlere roket ve füze gibi ağır silahların temin edilmesinde aktif rol ifa ediyor. Bu silahların parasını Suudi Arabistan ve Katar ödüyor, Türkiye ise silahların sevkiyatı görevini üstlenmiş bulunuyor. İşte bu yüzden Figaro gazetesi şöyle yazıyor: Türk halkının Suriyeli muhaliflerle ilgili görüşü hızla değişiyor. Türk halkı önce Suriyeli muhalifleri demokrasi için savaşan büyük bir çoğunluk zannediyordu, lakin şimdi muhaliflerin arasında El-Kaide ve diğer bazı selefi örgütlerin yer aldığını ve ayrıca Suudi Arabistan ve Katar'dan yüklü paralar geldiğini duyunca, halkın % 60 kadarı Suriye'nin sözde özgür ordusu hakkındaki görüşünün değiştiği anlaşılıyor. Figaro ayrıca Ankara yönetiminin şimdi de Suriye'nin kuzeyinde özerk bir kürt yönetiminin ortaya çıkmasından endişe ettiğini yazıyor. Çünkü Ankara bu gelişmenin Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit etmesinden korkuyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise TSK'nin kürt gruplar tarafından her hangi bir tehdit algılaması durumunda Suriye'nin kuzeyine gireceğini belirtti.

Ankara yönetimini eleştiren çevreler Türkiye Suriyeli muhalifleri desteklediği müddetçe, Şam yönetiminin Türkiye'de Kürt muhalifleri destekleyebileceğini dile getiriyor. Bu yüzden Suriye yönetiminin devrilmesi durumunda bu gelişmenin Türkiye'nin Güneydoğu ve Doğu bölgelerini de olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülüyor. Nitekim bazı uzmanlara göre hali hazırda Suriyeli kürtlerin Türkiye'nin ve Suriyeli radikal örgütlerin kimyasal ve biyolojik silah kullanması Amerika'nın büyük kabusu haline gelmiş bulunuyor. Gerçekte AKP iktidarı son on yıllık hakimiyeti boyunca hiç bir zaman bu kadar sert muhalefet ve eleştirilerle karşılaşmamıştı. Kuşkusuz bu süreç en çok bu partinin siyasi geleceğini ve halk desteğini etkileyecektir.